PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 2 kişi, 2 motor, 2 ülke - Transilvanya yolunda



KutG
23-06-2009, 07:29
Geçen yıl Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Bosna&Hersek ve Kosova’yı kapsayan Balkan’ların batısını gezip bölgenin tarihini ve kültürünü yerinde gördükten sonra, bu yılda Balkan’ların doğusu bizi pek bir derinden çağırır olmuştu. Değişmez yol arkadaşım ve eşim Seden’e bu fikrimi açtığımda beklediğim cevabı hiç ama hiç düşünmeden yapıştırdı: Değişik yerler göreceksek ve motorla gideceksek ben varım. İşte Bulgaristan ve Romanya’yı kapsayan Doğu Balkanlar gezisi fikri böylelikle ortaya çıktı.

Benim için bu gezinin temel isteklendirmeleri bölgenin tarihi, kültürü ve henüz el değmemiş doğal güzelliklerini görmekti.

Her gezi raporunun en can sıkıcı kısmının giriş bölümünü olduğunun farkındayım, ama bu bölümü fazla uzatmadan ve kimsenin canını sıkmadan buraya biraz değinmek durumundayım. Sabrınıza sığınarak, işe Romanya’nın tarihinden başlayayım. Bulgaristan’dan ve özellikle Bulgaristan’daki derin Osmanlı izlerinden ve Bulgaristan’ın enfes Karadeniz sahil şeridin de bahsedeceğim, ama gezinin tepe noktası ülke olarak Romanya, tarihi kültürel bölge olarak Transilvanya ve doğal güzellikler olarak Karpatlar olduğu için önceliği Romanya’ya veriyorum.

Sabrınızı ödüllendirmek ve ilginizi canlı tutmak için biraz ara gazı biraz 3 film devamlının arasına parça atarak konuya başlıyorum.


Seden’i uyuttuktan sonra ver elini Bulgaristan geceleri.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00055.jpg

Nesebar, Bulgaristan’ın Karadeniz sahilindeki Dubrovnik’i.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00087.jpg

Romanya Braşov’da Peles şatosu.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00188.jpg

Romanya Bran’da Kont Dracula şatosu.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00201.jpg

Romanya Balea Lac dağ geçidi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00322.jpg


Romanya her ne kadar zaman zaman Orta Asya kökenli Avarlar ve Hunlar gibi Türk kavimlerinin akınlarına uğrasa da, Romen ülkesini kuranlar milattan önce bölgeye göçle yerleşen Daklar (Türkçede Daçlar’da deniyor, İngilizce Dacians, hani şu meşhur Dacia arabalarının adını aldığı Dak yurdu) ve milattan sonraki yüzyıllarda Roma İmparatorluğu’ndan gelen Romalılardır (Türkçe Romenler, İngilizce Romans). Kolayca tahmin edebileceğiniz üzere Romanya’nın bugünkü adı o zamanlar bölgeye yerleşen Romalılardan geliyor. Romalılar Daklarla birlikte bugünkü Romen ülkesinin temellerini atıyorlar. Fakat zaman içinde ülkenin gerçek sahipleri Dakların sayısı azalıyor, Romenlerin etkisi ülkenin adından da anlaşılabileceği üzere giderek artıyor.

Burada Dak’lara özel bir paragraf açmak gerekiyor, Dak’lar aslında bölgeye tarih (milat) öncesi zamanda yerleşmiş Trak’ların bir koludur. Bugünkü Trakya’ya adını veren Trak’ların yerli bir kavim mi, yoksa göçer akıncılar mı olduğu Trak’ların bıraktığı hiçbir yazılı belge olmadığı için bilinmemektedir. Bazıları Trak’ların bıraktığı kalıcı eserler olan Tümülüslerle Anadolu’daki Tümülüsleri kıyaslayarak Trak’ların göçer ön Türkler olduğu savında bulunsalar da, bu konuda yeterli tarihi kanıt bulunmamaktadır. Trak’lar zaman içinde bölge kavimleri içinde asimile olarak tarih sahnesinde kaybolmuşlardır.

Romen yurdu daha sonra Gotların, Avarların, Hunların, Moğolların istilasını uğramış ve ortaçağda Romanya’da halen bugünde görülebilen tarihi kalıntıları bırakan Saksonlar’ın istilasına uğramışlardır. Gezi öncesi Romanya tarihini araştırırken bu bilgi çok dikkatimi çekmişti, çünkü Roma İmparatorluğu ile savaşan barbar Saksonlar Almanya’nın kuzeyinden bölgeye zengin altın ve gümüş yatakları için gelmiş ve çoğu şehirlerde ilginç kalıcı izler bırakmışlardır. Bugün bile Transilvanya bölgesinde 6-7 büyük şehrin Almanca adları bulunmakta ve bölgede hatırı sayılır miktarda Alman nüfusu barınmaktadır. Almanya’nın günümüzde Romanya’yı arka bahçesi olarak görmesi ve hak ettiğinden çok önce AB’ye almasının temel sebebi Romanya’da ki bu Alman nüfusu ve Sakson kültürü etkisidir. Tarihi boyunca bağımsız yaşamış ve cihan imparatorlukları kurmuş Türk ulusunun bugün birilerin arka bahçesi olması ise ne büyük bir hüzündür.

Romanya’daki Osmanlı izlerinin, Dobruca bölgesi hariç olmak üzere, diğer Balkan ülkeleri kadar derin olmamasının sebebi, Romanya’nın ya da o zaman ki adları ile Eflak, Boğdan ve Erdel’in imparatorluğa ilhak edilmeyip, içişlerinde bağımsız dışişlerinde Osmanlı’nın himayesinde olmalarındandır. Bu devletlerin Voyvodaları (bölge valileri) soylular arasından Osmanlı tarafından seçilir, bu devletler Osmanlı’ya vergi verir ve savaşlarda Osmanlı ordusuna asker gönderirlerdi. Dobruca bölgesi (Varna, Dobruca ve Rusçuk’u içine alan kuzey doğu Bulgaristan ile Deliorman Köstence ve Babadağ’ı içine alan doğu Romanya veya Romanya’nın Karadeniz bölgesi) ise, daha önce diğer Batı Balkanlar seyahatinde bahsettiğim Bizans tarafından bölgeye yerleştirilen Sarı Saltuk önderliğinde Selçuklu Türklerinin Rumeli’deki ilk Türk ve müslüman yerleşimciler olmaları bakımından bizim tarihimiz açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Saltukname doğduğu topraklar buralaradır.

Romanya Osmanlı ilişkisinin bir diğer ilgi çeken yönü ise İrlanda’lı yazar Bram Stoker tarafından Kont Dracula haline getirilen ve bizim tarafımızdan bilinen adıyla Kazıklı Voyvoda III. Vlad Dracula’dır. Osmanlı’ya başkaldırıp onuru ayaklar altına alınmış bir voyvodadan Bram Stoker destekli bir ulusal karakter yaratmak turistik olarak her ne kadar doğru bir pazarlama strateji olsa da tarihi gerçekler çok daha farklıdır.

Gezinin en az tarihi kültürel yanı kadar ilgi çeken bir diğer yönü, şüphesiz ki Romanya’nın hiç bozulmamış ve keşfedilmemiş Karpatlar bölgesiydi. Bu dağlık gölge sıradağlar uzantısı şeklinde Romanyayı doğudan batıya ve kuzeyden güneye tam ortadan bölüyor ve vahşi doğası ile inanılmaz doğal güzellikler vaat ediyordu. Karpatlar bölgesinin biz motosiklet severler için güzel yanı, bizlere yılın sadece 3-4 ayı açık olan dağ geçitleri sunmasıydı. Bu enfes geçitlerden biri olan Balea Lac Avrupa’nın en güzel 10 motosiklet rotasından birisiydi ve resmi olarak Haziran ayının sonunda açılmasına rağmen Türkiye’den gelen misafirlerine kalbini sadece onların geçeceği zaman sürecinde açmıştı.

Hikâyemiz başlıyor. 2009 yılının Haziran ayının sekizinci günü. 2 kişi, 2 motor. Tankut Güzel, Seden Güzel. BMW R 1200 GS Adventure, Kawasaki ER-6N. 7 gün, 3350 km. Vira bismillah.

necok
23-06-2009, 08:44
Tankut abi ağzımıza bir parmak bal sürüp gittin yalana yalana bekliyoruz.
Sağlıcakla kal şimdiden ellerine sağlık.

semih
23-06-2009, 09:09
Vira Bismillah deyip bizde Transilvanya yolculuğunu ön saflardan izlemek için yerimizi aldık.Necdet abinin dediği gibi bir parmak bal çaldın devamını merakla ve vermiş olduğun tarih bilgilerini hafızamıza kazarak izliyoruz.
Geçen gün fatih altaylı'nın habertürk'teki programında Tuna boyuna en çok göçün bir proför şimdi aklımda ismi yok ama Konya'dan aldığını söylemişti.O zaman çok ilgimi çekmişti. Bu konuda da bir araştırman var mı? tankut hocam merakla bekliyorum.

SerDuro
23-06-2009, 09:34
Başlangıç süper,
Hele açılış fotosu mükemmel:)
Takipteyiz Tankut hocam..

NurettinAbi
23-06-2009, 10:48
Bende,bu Tankut hoca,bukadar sessiz kalmazdı,mutlaka bi haltlar karıştırıyordu sessizce,diye düşünmeden edemedim:D Seden hanımın uyandıktan sonraki Tankut hocanın resminide görebilirmiyiz hocam?:D Gezi akışını,bu sefer sabırla bekliyoruz.

KORBALA
23-06-2009, 03:53
Eee yeterince bekledik aslında. Hadi Vira bismillah madem oyle :)

EnduroCu
23-06-2009, 07:13
Tankut abi ağzımıza bir parmak bal sürüp gittin yalana yalana bekliyoruz.
Sağlıcakla kal şimdiden ellerine sağlık.

Bal derken Necdet abi? :D

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00055.jpg

ille de kavanozun kapağını aç mı diyorsun?:D

e_erdun
23-06-2009, 07:51
sevgili kardeşim memleketime gitmişsiniz,
romanya tuna boyu sınırından itibaren,
kavarna, tuzla, balçık,varna(albena);) ,burgaz fotolarını 4 gözle beklemekteyim,
bakayım 1977 yılından bu yana neler değişmiş,

necok
24-06-2009, 07:35
Bal derken Necdet abi? :D

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00055.jpg

ille de kavanozun kapağını aç mı diyorsun?:D

Ne biliyim başkanım? Bir tanesini bulamayan var.
Tankut abim Maşaallah 5 i biyerdeyi geçtik 6 sı biyerde yapmış.

TekiLay
24-06-2009, 09:24
Amanın önlerden yer kapmak lazım zira bu gezinin bir bölümünün fotoğraflarını görmekle birlikte bu bal kavanozlarından bir iki tane daha hatırlar gibiyim :D

Giriş güzel, Tankut Güzel, Herkes Güzel :)
Teşekkürler..

uzUn
24-06-2009, 12:24
Günün birinde, yine yurt dışı seyahatine giderken peşine takılacağım Tankut abim, ahdım var ama ne zaman olur bilemem.

KutG
24-06-2009, 12:39
Geçen gün fatih altaylı'nın habertürk'teki programında Tuna boyuna en çok göçün bir proför şimdi aklımda ismi yok ama Konya'dan aldığını söylemişti.O zaman çok ilgimi çekmişti. Bu konuda da bir araştırman var mı? tankut hocam merakla bekliyorum.

Semih'ciğim, Sarı Saltuk Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş-i Veli gibi derviş ve erenlerle birlikte Türklüğün ve İslamiyetin yayılması için Selçuklu Sultanı II. İzzettin Keykavus zamanında Türkistan'dan Konya'ya gelmiş bir Türk kahramanıdır. Maiyeti ile birlikte o zamanki Bizans İmparatorluğunun desteğiyle İznik Sakarya boylarından bugünkü Romanya'nın Tuna boylarında olan Dobruca şehrine gelmiştir. Romanya, Ukrayna, Moldova'dan Leh ülkesine (bugünkü Polanya) kadar bir bölgede müslümanlığın yayılması konusunda çalışmıştır. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde türbeleri olmakla birlikte, gerçek türbesi Romanya'nın Babadağ bölgesindedir.

Arap gezgini İbn-i Batuta ve Evliya Çelebi meşhur Seyahatnamesinde Sarı Saltuk'dan bahsederler, fakat Sarı Saltuk'un efsanevi destanı Saltukname Fatih Sultan Mehmet'in boğdurulan şehzadesi Cem Sultan tarafından derlettirilmiştir.

KutG
24-06-2009, 01:05
Tankut abi ağzımıza bir parmak bal sürüp gittin yalana yalana bekliyoruz.
Sağlıcakla kal şimdiden ellerine sağlık.

Sağolasın Necdet abim, elimden geldiğince yazıyorum. Ama, bu sefer senden 1 haftalık Artvin Kafkasör Şenlikleri arası rica ediyorum.




Bende,bu Tankut hoca,bukadar sessiz kalmazdı,mutlaka bi haltlar karıştırıyordu sessizce,diye düşünmeden edemedim:D Seden hanımın uyandıktan sonraki Tankut hocanın resminide görebilirmiyiz hocam?:D Gezi akışını,bu sefer sabırla bekliyoruz.


Bal derken Necdet abi? :D

ille de kavanozun kapağını aç mı diyorsun?:D


Ne biliyim başkanım? Bir tanesini bulamayan var.
Tankut abim Maşaallah 5 i biyerdeyi geçtik 6 sı biyerde yapmış.

Yok arkadaşlar yahu, bizimkisi iki çift lakırdı. İşin aslı şu: İlk gün Ankara'dan gazlayıp Bulgaristan'ın Tsarevo sahil kasabasına geldik. Akşam yemek için sahile inerken bu grubu görüp, bize bir balık lokantası tavsiye etmelerini rica ettik. Onlarda sağolsunlar, işlerini güçlerini bırakıp bizi limana lokantaya getirdiler. Fotoğrafı da çeken zaten eşimdir. Fotoğrafın aslı aşağıda:

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00056.jpg




Başlangıç süper,
Hele açılış fotosu mükemmel:)
Takipteyiz Tankut hocam..


Eee yeterince bekledik aslında. Hadi Vira bismillah madem oyle :)


Amanın önlerden yer kapmak lazım zira bu gezinin bir bölümünün fotoğraflarını görmekle birlikte bu bal kavanozlarından bir iki tane daha hatırlar gibiyim :D

Giriş güzel, Tankut Güzel, Herkes Güzel :)
Teşekkürler..

Sağolun kardeşler.




sevgili kardeşim memleketime gitmişsiniz,
romanya tuna boyu sınırından itibaren,
kavarna, tuzla, balçık,varna(albena);) ,burgaz fotolarını 4 gözle beklemekteyim,
bakayım 1977 yılından bu yana neler değişmiş,

Ercüment hocam, hakikaten güzel yerler, iyi ki gitmişiz.


Günün birinde, yine yurt dışı seyahatine giderken peşine takılacağım Tankut abim, ahdım var ama ne zaman olur bilemem.

Şu günün biri yarın olsun mu? Kafkasör'den Gürcistan'a geçip Batum'dan Türk sınırı boyunca (Macahel vadisin Gürcistan tarafı) sürüp Türkgözü sınır kapısından gireceğiz. Yol üstünde 3 enfes dağ geçidi (Gürcistan tarafında 2025 metrelik Goderdzl pass, Türkiye tarafında 2540 metrelik Ilgar geçidi ve 2640 metrelik Çamlıbel geçidi) ve Avrupa'nın en güzel motoriklet rotalarından biri olan Ardahan Şavşat arası var. Dahası dönüşte boylu boyunca Çoruh ırmağı ve Kelkit vadisi var. Gürcistan'a vize yok, pasaportu kap gel. Var mısın?

semih
24-06-2009, 01:23
Tankut hocam onu bunu bilmem Merzifon'dan geçerken bir çayımızı içmeden o taraflara salmam sizi, Telefonumu veriyorum 0542 895 4222

KutG
24-06-2009, 01:50
Tankut hocam onu bunu bilmem Merzifon'dan geçerken bir çayımızı içmeden o taraflara salmam sizi, Telefonumu veriyorum 0542 895 4222

Semih hocam çayları hazırla, yarın öğle gibi uğrarız.

Seda
24-06-2009, 02:07
Yahu siz ciddisiniz galiba :eek: Bir soluklansaydınız hem daha gezi raporunu bitirmeden nereye? :) Latifeyi bir kenara bırakırsak sizin ve eşinizin gezilerini izlemek bizim için bir zevk. Size keyifli bir seyahat diliyorum...Beklemedeyiz. ;)

EnduroCu
24-06-2009, 03:44
Yok arkadaşlar yahu, bizimkisi iki çift lakırdı. İşin aslı şu: İlk gün Ankara'dan gazlayıp Bulgaristan'ın Tsarevo sahil kasabasına geldik. Akşam yemek için sahile inerken bu grubu görüp, bize bir balık lokantası tavsiye etmelerini rica ettik. Onlarda sağolsunlar, işlerini güçlerini bırakıp bizi limana lokantaya getirdiler. Fotoğrafı da çeken zaten eşimdir. Fotoğrafın aslı aşağıda:

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00056.jpg

yav hocam biz de ekran başında senin adına sevinmiştik, Angara lıya bak be diyorduk:D
hayal kırıklığına uğradı izleycililer şimdi :D

EnduroCu
24-06-2009, 03:46
Sağolasın Necdet abim, elimden geldiğince yazıyorum. Ama, bu sefer senden 1 haftalık Artvin Kafkasör Şenlikleri arası rica ediyorum.

Tankut hocam,
Artvin e gittiğinde Ahmet VARAN, Nazım abi, Ahmet bey ve diğer endurocu dostlara bizlerden çok selamlar soyle lütfen

37_Fahir
24-06-2009, 04:00
Tankut hocam helal sana, yok kardeşim bizden bir şey olmaz şurdan Bartına gidemiyoruz bizde bu şans varken yurt dışı nire biz nire ,sen gez kardeşim bizim yerimizede gez helal olsun .

uzUn
24-06-2009, 05:20
Ne güzel olurdu abim şöyle bir Kafkas turu ama daha zamanı gelmedi. Seneye haziran civarı ilk gezide yerimi ayır, gelmezsem eğer ne olacağımı sen bilirsin :D

extrailt
24-06-2009, 05:45
Tankut abi yine vermişsin gazı hatta yine verecek ve devam edeceksin,Hayatı yaşamayı layıkı ile yapıyorsun kim senin gibi olmak istemez ki...

Hımm.. geçenlerde Kaş'ta arkadaşın Bülent şahin ile tanıştım ayak üstü senin kulaklarını çınlattık.

KORBALA
24-06-2009, 06:21
Şu günün biri yarın olsun mu? Kafkasör'den Gürcistan'a geçip Batum'dan Türk sınırı boyunca (Macahel vadisin Gürcistan tarafı) sürüp Türkgözü sınır kapısından gireceğiz. Yol üstünde 3 enfes dağ geçidi (Gürcistan tarafında 2025 metrelik Goderdzl pass, Türkiye tarafında 2540 metrelik Ilgar geçidi ve 2640 metrelik Çamlıbel geçidi) ve Avrupa'nın en güzel motoriklet rotalarından biri olan Ardahan Şavşat arası var. Dahası dönüşte boylu boyunca Çoruh ırmağı ve Kelkit vadisi var. Gürcistan'a vize yok, pasaportu kap gel. Var mısın?
Hayde......

kuroscu
24-06-2009, 07:38
bende gazlamak dünyayı gezmek istiyorum kim bilir birgün bu hayalim gercekleşir en azından sizlerin yapmış oldugu geziler benim için hem ilham kaynagı hemde neler yapılır ve nerelerde ne yenir ne nedir bakarak ögrenmiş oluyorum :) paylaşım için teşekkürler
:)

KutG
24-06-2009, 07:46
Yahu siz ciddisiniz galiba :eek: Bir soluklansaydınız hem daha gezi raporunu bitirmeden nereye? :) Latifeyi bir kenara bırakırsak sizin ve eşinizin gezilerini izlemek bizim için bir zevk. Size keyifli bir seyahat diliyorum...Beklemedeyiz. ;)

Sedacığım, iyi dileklerin için teşekkür ederim. Aslında haklısın, biri bitmeden biri başladı gibi oldu, ama bu gezi Artvin'de çok sevdiğimiz bir dostumuzun Kafkasör şenliklerine daveti üzerine gerçekleşiyor. Kafkasör şenliklerin tarihini değiştirme gibi bir yeteneğimiz olmadığı için bize de yola düşmek kaldı.



yav hocam biz de ekran başında senin adına sevinmiştik, Angara lıya bak be diyorduk:D
hayal kırıklığına uğradı izleycililer şimdi :D

Yahu Muratcığım, bırak insanlar biraz düş görsün, onları biraz hayal alemine götürelim, değil mi? İnsan hayal ettiği sürece yaşarmış derler.



Tankut hocam,
Artvin e gittiğinde Ahmet VARAN, Nazım abi, Ahmet bey ve diğer endurocu dostlara bizlerden çok selamlar soyle lütfen

Muratcığım, zaten bu bir Ahmet Varan organizasyonu. Artvin ekibiyle Sarp sınır kapısında buluşup Gürcistan rotasını yaptıktan sonra beraberce Kafkasör şenliğine icabet ediyoruz.



Tankut hocam helal sana, yok kardeşim bizden bir şey olmaz şurdan Bartına gidemiyoruz bizde bu şans varken yurt dışı nire biz nire ,sen gez kardeşim bizim yerimizede gez helal olsun .

Bir gün beraberce yola koyulduğumuzda bu laflarını hatırlatırım bak...



Ne güzel olurdu abim şöyle bir Kafkas turu ama daha zamanı gelmedi. Seneye haziran civarı ilk gezide yerimi ayır, gelmezsem eğer ne olacağımı sen bilirsin :D

Uzun'um yazdım bile listeye. Sen zaten gidilecek yeri biliyorsun...



Tankut abi yine vermişsin gazı hatta yine verecek ve devam edeceksin,Hayatı yaşamayı layıkı ile yapıyorsun kim senin gibi olmak istemez ki...

Hımm.. geçenlerde Kaş'ta arkadaşın Bülent şahin ile tanıştım ayak üstü senin kulaklarını çınlattık.

Arif'ciğim, iyi dileklerin için teşekkür ederim. Bülent Şahin sevdiğimiz bir arkadaşımızdır, 2 yıl önce beraberce güzel bir Doğu Anadolu Doğu Karadeniz turu yapmıştık.



Hayde......

He valla...



bende gazlamak dünyayı gezmek istiyorum kim bilir birgün bu hayalim gercekleşir en azından sizlerin yapmış oldugu geziler benim için hem ilham kaynagı hemde neler yapılır ve nerelerde ne yenir ne nedir bakarak ögrenmiş oluyorum :) paylaşım için teşekkürler
:)

Sağolasın Bayram kardeşim, demek ki daha zamanı gelmemiş, sakın bana hiç sıra gelmez diye düşünme, zamanı gelince sende yollarda olacaksın, emin ol. Zaten bu iş maddi imkanlardan önce tutkuyla istemekle alakalı. Zaten bu istek sizlerde fazlasıyla var (bakınız: Tekilay gezileri, senin hafta sonu gazlamaların, vs..).


Şimdi, bana biraz müsaade, 1 hafta sonra görüşürüz arkadaşlar.

metincetin
24-06-2009, 09:41
abi be güzel gazlamışsında neden böyle aara veriyorsun:D

SedatTelçeken
25-06-2009, 04:28
Seninle kısa bir yol arkadaşlığımız 1 gece muhabbetimiz ama zihinsel olarak epeyce birlikte yol almışlığımız var Tankut abi.

Bir gün bir şekilde muhakkak seninle güzel bir yol yapacağız. İçimden böyle geldi yazdım ;).

Raporlarını 4 gözle beklediğimi söylememe gerek yok sanırım.

AykutErda
25-06-2009, 08:42
Ne bu şimdi ...

bir parmak bal filan mı ...?:D

Oradan Doğu Karadeniz filan ... Bari sürdüğün bal anzer balı olsa ...:D

murat hilal
25-06-2009, 10:52
Hocam herzamanki gibi keyifle okumak için bekliyoruz,
Bulgaristan ve Romanya birçok kez gittiğim ülkeler
karış karış bilirim her iki ülkeyide fakat tarihsel anlatımınla
keyifle okuyacağımdan eminim,
şimdiden teşekkürler...

TurgayAlan
26-06-2009, 12:33
Bilir misin Tankut hocam,eski tasavvuf ilminde erenler üç gruba ayrılırmış ..

1.Grup) Kişi,erenler diyarına dahil olduğunu kendisi farkeder,fakat çevresindekiler farkında olmazmış..
2.Grup) Kişinin erdiğini bu kez çevresindekiler bilir,fakat kendisi bilmezmiş.
3.Grup) Kişinin erenler mertebesine ulaştığını hem kendisi,hem de çevresindekiler fark ederlermiş.

Bana sorarsan,günümüzde çağdaş seyyahlar da üç gruba ayrılıyor..!

1) Kişi, gerçek ve çağdaş bir seyyah olduğunun kendisi farkındayken, çevresi henüz fark etmemiştir.
2) Kişinin çağdaş bir seyyah olduğunun çevresindekiler farkında, ancak kendisi henüz fark etmemiştir.
3) Tankut’un gerçek ve çağdaş seyyah olduğunun,hem kendisi,hem de çevresindekiler farkındadır.



Sunmak senden,okumak ve katılmak bizden..

Kolay gelsin..

celiloglu
28-06-2009, 12:22
abi izindeyim takibindeyim hele senin bu yurt dışı fotolarını ve 6 sı bir yerdeleri gördükçe.... her nedense bu yurt dışında az erkek oldugu her yerden belli her adres sordugun ne tasadüfse bayan :) yurt dışı gezisi yapmak keyifli olsa gerek, yapanda foruma bakanda zevk alıyor

KutG
29-06-2009, 09:30
abi be güzel gazlamışsında neden böyle aara veriyorsun:D

Doğu Karadeniz Gürcistan çağırınca, çağrıya icabet etmek lazım Metin hocam. Selam ve saygılarımla...



Seninle kısa bir yol arkadaşlığımız 1 gece muhabbetimiz ama zihinsel olarak epeyce birlikte yol almışlığımız var Tankut abi.

Bir gün bir şekilde muhakkak seninle güzel bir yol yapacağız. İçimden böyle geldi yazdım ;).

Raporlarını 4 gözle beklediğimi söylememe gerek yok sanırım.

Sedat kardeşim, senin gibi değerli dostlarla bir gün bir yerde yolumuzun kesişmemesine olanak var mı? Sağlıcakla kal.



Ne bu şimdi ...

bir parmak bal filan mı ...?:D

Oradan Doğu Karadeniz filan ... Bari sürdüğün bal anzer balı olsa ...:D

Doktorum valla Semih kardeşimin müthiş Merzifon ağırlaması, Gürcistan dağları, Kafkasör şenlikleri, boğa güreşleri falan derken bugün sırada Artvin yaylaları var. Şairin dediği gibi gelde içme...



Hocam herzamanki gibi keyifle okumak için bekliyoruz,
Bulgaristan ve Romanya birçok kez gittiğim ülkeler
karış karış bilirim her iki ülkeyide fakat tarihsel anlatımınla
keyifle okuyacağımdan eminim,
şimdiden teşekkürler...

Umarım beğenirsiniz. Selamlar.



Bilir misin Tankut hocam,eski tasavvuf ilminde erenler üç gruba ayrılırmış ..

1.Grup) Kişi,erenler diyarına dahil olduğunu kendisi farkeder,fakat çevresindekiler farkında olmazmış..
2.Grup) Kişinin erdiğini bu kez çevresindekiler bilir,fakat kendisi bilmezmiş.
3.Grup) Kişinin erenler mertebesine ulaştığını hem kendisi,hem de çevresindekiler fark ederlermiş.

Bana sorarsan,günümüzde çağdaş seyyahlar da üç gruba ayrılıyor..!

1) Kişi, gerçek ve çağdaş bir seyyah olduğunun kendisi farkındayken, çevresi henüz fark etmemiştir.
2) Kişinin çağdaş bir seyyah olduğunun çevresindekiler farkında, ancak kendisi henüz fark etmemiştir.
3) Tankut’un gerçek ve çağdaş seyyah olduğunun,hem kendisi,hem de çevresindekiler farkındadır.



Sunmak senden,okumak ve katılmak bizden..

Kolay gelsin..

Sen var ya sen Turgay kardeşim, insanı onore etmenin 100 yolu kitabını yazsan yeridir. Sana ve Nurettin hocaya selam olsun.



abi izindeyim takibindeyim hele senin bu yurt dışı fotolarını ve 6 sı bir yerdeleri gördükçe.... her nedense bu yurt dışında az erkek oldugu her yerden belli her adres sordugun ne tasadüfse bayan :) yurt dışı gezisi yapmak keyifli olsa gerek, yapanda foruma bakanda zevk alıyor

Biraz sabır, sonra ver elini özgürlük güzel kardeşim. Sana da selamlar.


Buradan Ahmet Varan, Nazım abi, Yalçın abi ve Ekrem kardeşimin tüm EC camiasına selam ve sevgilerini iletiyorum. Buralarda çok sıkı EC dostları varmış, kıymetini bilelim.

KORBALA
29-06-2009, 11:15
Buralarda çok sıkı EC dostları varmış, kıymetini bilelim.
Madem öyle bir kamp yapmak farz oldu oralarda :)

necok
29-06-2009, 01:09
Madem öyle bir kamp yapmak farz oldu oralarda :)

Karadeniz de Kampmı? Ha ne... nerede... nezaman..?

e_erdun
29-06-2009, 06:06
fotoların negatifleri hala tab olamadı galiba:D :D
fotomakinası zenit'in filimi orwo marka'mı idimi kardeşim:o :o

KORBALA
30-06-2009, 11:36
Karadeniz de Kampmı? Ha ne... nerede... nezaman..?

Ağustos 10- 17 arası oralarda olmayı planlamakdayım ehehe

TurgayAlan
01-07-2009, 12:18
Bu başlıkta karadeniz kamp organizasyonundan ziyade,ıslak fotoğraflar eşlğinde Transilvanya/ Karpat bölgesinin coğrafya ve tarihini okumak istiyoruz..;)

Hörmetler..

KORBALA
01-07-2009, 12:42
Bu başlıkta karadeniz kamp organizasyonundan ziyade,ıslak fotoğraflar eşlğinde Transilvanya/ Karpat bölgesinin coğrafya ve tarihini okumak istiyoruz..;)

Hörmetler..
pARDON HAKLISINIZ. gAZA GELİYORUM MALESEF :)

KutG
03-07-2009, 11:01
Evet arkadaşlar, verdiğimiz bu benim için çok zevkli aradan dolayı özür diliyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Hikaye 2009 yılının Haziran ayının sekizinci günü başlar. Gezi programı başlangıçta daha farklı olsa da nihai olarak aşağıda gibi gerçekleşir:

1. gün: Ankara–İstanbul-Kırklareli-Dereköy-Tsarevo 785 km
2. gün: Tsarevo-Burgaz-Varna 235 km
3. gün: Varna-Köstence-Bükreş-Braşov 500 km
4. gün: Braşov çevresi 250 km
5. gün: Braşov-Sighisoara-Sibiu 220 km
6. gün: Sibiu-Curtea de Agres-Pitesti-Bükreş-Rusçuk-Yanbolu 610 km
7. gün: Yanbolu-Hamzabeyli-Edirne-İstanbul 750 km

1. gün: Ankara–İstanbul-Kırklareli-Dereköy-Tsarevo 785 km

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Ankara-Tsarevo.jpg

Başlangıç yine klasik ev önü fotoğrafıyla.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00023.jpg

Yalnız bu sefer küçük bir detay farklılığı var. Bu küçük detay bu fotoğrafta tek başına poz veriyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00026.jpg

Yine de göremeyenler için yakın detay. Size evin kadrolu kıdemli kedisi Pisi Kızı takdim ederim. Kendisi asil bir sokak kedisi olup, yemek, beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının dışında eve pek takılmamaktadır. Fakat, sokakta aileden birini gördüğü zaman asla ve kati geleneksel kedi nankörlüğü yapmamakta, hemen yanımıza gelerek köpek gibi bize eşlik etmektedir. Her ne kadar sokakta gezinirken bir kedinin sizinle beraber gezmesi mahallede ufak çaplı bir şaşkınlık yaratsa da bizim için hoş bir durum olduğunu ifade etmeliyim. Zaman zaman sokaktan bizler için yakalayarak eve getirdiği kuş ve fare gibi hediyeleri tarafımızdan pek hoş karşılanmasa da, Pisi Kız bu durumu pragmatik bir yaklaşımla bizleri hediye adabından ve doğal beslenmeden anlamayan cahiller olarak algılayarak çözümlemiştir. Pisi Kızın şahsına münhasır geliştirdiği diğer bir özelliği de gelen giden yolcuları karşılaması ve uğurlamasıdır. Bu fotoğrafta da dışarıda gezinirken bizim gittiğimizi görüp yanımıza gelerek uğurlama görevini yerine getirmiştir. Arkamızdan su dökme adetini ne zaman geliştireceğini merakla bekliyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00027.jpg

Bu da toplu bir aile fotoğrafı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00028.jpg

Eskilerin deyimiyle kilometro kaydı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00031.jpg

Eee gidin artık be kardeşim, sabah sabah evin önünde 2 saat moda fotoğrafları gibi fotoğraf çektir. Yol zamanıdır.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00033.jpg

Yolumuz uzun, yaklaşık 800 km, hava sıcak, hava raporları İstanbul cenahlarını 40 dereceye yakın gösteriyor. İlk planımız, Bulgaristan’ın sahil şeridine ineceğimiz için Dereköy sınır kapısına en yakın nokta olan Kırklareli’ye kadar sürmek ve orada gecelemek. Konaklama yeri Kırklareli Akkuş Kaya Otel. Lakin, Seden çok akıllıca bir öneriyle Kırklareli’nde kalacağımıza biraz daha sürüp Bulgaristan sahil şeridindeki ilk yerleşim olan Tsarevo kasabasına inip deniz kıyısında kalalım diyor. Öneri mantıklı, çünkü hem konaklama daha ucuz hem de yaka paça deniz mahsullerine girişme imkanı var. Tamamdır diyor ve veriyoruz gazı. İstanbul geçişi gerçekten bir milli felaket. Öğle üzeri geçtiğimiz için Fatih Sultan Mehmet köprüsü fazla sıkışık değil, ama 40 derecelik sıcaklık insanı gerçekten bunaltıyor. İstanbul’dan çıkar çıkmaz kendimizi bir benzinciye atıyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00034.jpg

Bu arada yolculuğun bizim için çok daha güvenli ve keyifli geçmesine sebep olan bir arkadaşıma burada özel bir paragraf açmak istiyorum. Kendisi yüksek tahsilli bir eczacı olmasına rağmen mesleğine hiç itibar etmeyerek kendini elektronik ve telsizciliğe adamış bir dahidir. Bu kardeşim yolculuğa çıkmadan bizim için motordan motora özel bir haberleşme sistemi geliştirdi. İlk olarak, kaskların içine kulaklık hoparlör ve mikrofon sistemi yerleştirdi. Bu sistemi kaskın dışına taktığı özel bir kablo soket sistemi ile çok güçlü telsizlere ve elciğe taktığı bir push button (bas konuş butonu) düğmesi ile birleştirdi. Ama, bize verdiği Kenwood marka telsizler öyle böyle değil, piyasada standart bulunan 0.5 watt telsizlerden çok daha güçlü olan 4.5 watt’lık telsizlerdi. Bunun pratikte anlamı 15-20 km mesafede dahi kusursuz pürüzsüz iletişim demekti. Bütün bunları üzerine, dışarıdaki telsiz trafiğinden etkilenmemiz için birde her iki telsizi sadece birbirleri ile haberleşecek şekilde düzenledi ki, bu sistem bize inanılmaz bir sürüş güvenliği ve keyfi getirdi. Yolda her iki motorun sürekli iletişim halinde olması gerçekten inanılmaz güzel bir şey. Cemal Ören’i takdimimdir. Haberleşme sistemini kendisinden teslim alırken. Buradan Cemal kardeşime tekrar teşekkür ediyorum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Goruntu114.jpg

Sonraki durağımız Kırklareli girişinde bir benzinlik.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00035.jpg

Kırklareli’ni geçerken şehrin ortasında kalmayı düşündüğümüz oteli görüp yaptığımız doğru tercih için memnun oluyoruz. Kırklareli’nden sonra Dereköy kapısına sapıyoruz. Dereköy sınır kapısı Kapıkule ve Hamzabeyli üzerindeki yükün azaltılması amacıyla kurulduğu ve AB üyesi Bulgaristan’a yeni bir geçiş güzergahı olduğu için sınır kapısına giden yol AB finansmanı ile yenileniyor ve genişletiliyordu.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00040.jpg

İşte, Dereköy sınır kapısı. Bana pek bir pejmürde geldi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00042.jpg

Türk tarafının her zamanki gümrüğe giriş beyanı, pasaport kontrolü, gümrük işlemleri ve gümrükten çıkış işlemleri gibi 4 aşamalı pratik geçiş işlemlerinden sonra ara bölgedeyiz. Gümrük işlemlerini yaparken kendisi de motorcu olan gümrük memuru Tsarevo’ya kadar durmamamızı, geçmişte polis kıyafeti giymiş soyguncuların araçları durdurarak soyduklarını ve dikkatli olmamız gerektiği yönündeki uyarılarının bizi biraz ürperttiğini itiraf etmeliyim. Hatta gümrük memuru kardeşim biraz ileri giderek Bulgarların haydut bir millet olduğunu dolandırıcılar konusunda dikkatli olmamız gerektiğini söylemeyi de ihmal etmedi. İleride bu uyarının ne kadar doğru olduğunu anlayacaktık.

Burası ara bölge.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00044.jpg

Bunlar Bulgar sınır polisleri. Bu fotoğrafın neden gizli çekildiğini ve polislerin ne kadar meşgul olduklarını yerdeki ayçiçeklerinden anlayabilirsiniz. Zaten biraz sonra gelen bir temizlikçi kadın yerleri pislettikleri için polislere kızıp yerleri temizleyecekti.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00046.jpg

Polisle işlemi bitirip gümrük binasına girmek bizim için tam bir modern çağdan orta çağa yolculuk gibi olmuştu. Komünist dönemden kalma mimariden nasibini almamış eski püskü daha da önemlisi pislik içinde bir bina. Ortada eski gestapo polisleri gibi gezinen ve insanı ürküten polisler. Bu polisler her halleri ile sanki orada bizlere hizmet etmek için bulunmuyorlar da, oraya kendi ayaklarına gelmiş zavallılara kendi azametlerini göstermek ister gibiydiler. Hiç ama hiç hoşlanmadım.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00049.jpg

Gümrük binasında bir sürpriz. Ortada bir televizyon. Gümrük binasında televizyon olması Bulgaristan için sürpriz sayılmaz, ama sürpriz olan televizyonda “Bin bir Gece” adlı Türk dizisinin oynuyor olmasıydı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00050.jpg

Nihayet kendimizi sınırdan dışarı atıyoruz. Burası Bulgaristan’a girecek araçlar için ödenen vignette (yol kullanım ücreti) gişeleri. Ama, motosikletler Bulgaristan ve Romanya’da bu ücretten muaf.

Tsarevo’ya doğru yola koyuluyoruz. Lakin, önümdeki kısa vadeli sorun Bulgaristan’daki ucuz benzin fiyatlarının cazibesine kapılarak ve de Adventure’nin 33 litrelik dev deposuna güvenerek benzin almamış olmamdı. Benzin göstergesi son 50 km’yi gösteriyordu ve önümüzde Tsarevo’ya kadar 80 km’lik bir yol vardı. Nereden bilebilirdim ki, sınırdan sonraki benzincinin Malko Tırnova kasabasında olduğunu, sınırdan Tsarevo giden yolun Malko Tırnova’yı by-pass ettiğini ve yolun Tsarevo’ya kadar bu kadar bozuk olduğunu. Kulağımda Türk gümrükçü kardeşimin Tsarevo’ya kadar durmamız gerektiği şeklinde tavsiyesi, gözüm benzin göstergesinde, aklım nasıl en tasarruflu nasıl süreceğim ve yolda kalırsak ne halt edeceğimi düşünmekte. Bu vesileyle, BMW motorlarının benzin göstergesi benzini bitti şeklinde gösterdikten sonra bile 30-40 km gidebileceğini görmenin bu şartlar altında benim için biraz yürek kaldırıcı bir deney olduğunu kabul etmeliyim.

Nihayet Tsarevo’dayız. İnternetten ufak bir araştırma sonucu başka adlı bir otelde kalmayı düşünüyoruz, ama yorgunluktan karşımıza ilk çıkan otele kapağı atıyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00052.jpg

Otelin önünde hemen bir yorgunluk birası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00053.jpg

Şimdi, gelelim altısı bir yerde durumlarına. Daha önce de anlattığım üzere, akşam yemeği için limana doğru yürürken bu altı tatlı hanıma bize limanda güzel bir balık restoranı tavsiye etmelerini rica ettik. Onlarda bizi kırmayıp, işlerini güçlerini bırakıp bizi restorana kadar getirdiler. Bu mizansen.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00055.jpg

Bu da işin aslı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00056.jpg

Limandan gece fotoğrafları.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00058.jpg

Kasabanın içinde eski bir gemi batığı sergisi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00059.jpg

Türkiye’ye kömür taşıyan bir gemiymiş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00060.jpg

Mrtakdmr
03-07-2009, 12:57
Tankut abi ne güzel bakarak iniyodum bide baktım bitiverdi okadar kendimi kaptırmışımki bitmesini istemedim. tekrar başa döndüm ve busefer satırları daha yavaş okumaya ve resimleri dahada iyi incelemeye başladım. Ama yinede fazla sürmedi sona gelmem, devamını merakla bekliyorum. Geçtiğimiz hafta EC aslanlarında bi etkinlik olmadı, olduysa da göremedik. Şu sıralar evden çıkamayan biri olarak senin gezi raporu çok iyi geldi. Beni de aldın götürdün uzaklara, belki birgün beraber bi yolculuk yapmak nasip olur inşallah.:) kendine iyi bak, görüşmek üzere, tüm EC' ye selam ve saygılarımı sunarım...:)

KutG
03-07-2009, 01:15
Madem öyle bir kamp yapmak farz oldu oralarda :)


Ağustos 10- 17 arası oralarda olmayı planlamakdayım ehehe


pARDON HAKLISINIZ. gAZA GELİYORUM MALESEF :)

Cumhur hocam, Doğu Karadeniz'den bahsedip de gaza gelmemek mümkün mü? Seyahat planın için her türlü lojistik desteği memnuniyetle veririm.




Karadeniz de Kampmı? Ha ne... nerede... nezaman..?

Vay benim aslan Necdet abim, sen gidelim dersin de buralarda durur muyuz hiç? Bu geziyle bölgeye üçüncü seyahatim oldu, ama bir üç tane daha yapsam yine de görülmemiş gizli saklı bir yerler kalır. Aslında bu geziye EC'den de gelecekler vardı, ama iş güç meseleleri müsaade etmedi maalesef. Sen niyeti bozduğun zaman bana bir alo de yeter.




fotoların negatifleri hala tab olamadı galiba:D :D
fotomakinası zenit'in filimi orwo marka'mı idimi kardeşim:o :o

Geldik, geldik Ercüment hocam, kusura bakma...




Bu başlıkta karadeniz kamp organizasyonundan ziyade,ıslak fotoğraflar eşliğinde Transilvanya/ Karpat bölgesinin coğrafya ve tarihini okumak istiyoruz..;)

Hörmetler..

Mesaj alınmıştır Turgay hocam, kusura bakma. Doğu Karadeniz falan denince insanın aklı başından gidiveriyor işte.




Tankut abi ne güzel bakarak iniyodum bide baktım bitiverdi okadar kendimi kaptırmışımki bitmesini istemedim. tekrar başa döndüm ve busefer satırları daha yavaş okumaya ve resimleri dahada iyi incelemeye başladım. Ama yinede fazla sürmedi sona gelmem, devamını merakla bekliyorum. Geçtiğimiz hafta EC aslanlarında bi etkinlik olmadı, olduysa da göremedik. Şu sıralar evden çıkamayan biri olarak senin gezi raporu çok iyi geldi. Beni de aldın götürdün uzaklara, belki birgün beraber bi yolculuk yapmak nasip olur inşallah.:) kendine iyi bak, görüşmek üzere, tüm EC' ye selam ve saygılarımı sunarım...:)

Muratcığım, forumlardan biraz uzak kalınca olan bitenin ancak farkına varabildim. Talihsiz bir kaza için tekrar geçmiş olsun diyerek, "acı patlıcanı kırağı çalmaz" demeden edemiyorum. Şu Ankara Duvarcılarını bir araya getirip şöyle toplu bir Doğu Karadeniz gezisi yapabilsek ne kadar güzel olurdu.

TurgayAlan
03-07-2009, 08:14
BMW motorlarının benzin göstergesi benzini bitti şeklinde gösterdikten sonra bile 30-40 km gidebileceğini görmenin bu şartlar altında benim için biraz yürek kaldırıcı bir deney olduğunu kabul etmeliyim.
Tankut hocam,Alman bir yandan ön lastiği sökmek için yüksek numaralı özel alyan taşınması konusunda sinirleri zorlarken,diğer yandan benzin menzili konusunda kendisini affettirmiş anlaşılan..:rolleyes:

NurettinAbi
03-07-2009, 09:52
E.C'nin Coşkun ARAL'ısınız..Aykut birtaraftan,Tankut,öbürtaraftan...Tankut hocam,Murat'ın dediği gibi,Aydın havası oldu:D Almanya-Türkiye arası o yollarda mekik dokudum.(Araçla,yıllarönce.) Temkinli ol hocam.Çok avantacıydılar..Bende eskilerin deyimiyle,LEPOR'u heyecanla bekliyoruz.Biz gidemiyoruz,Aykutla Tankutun arasında geçinip gidelim bari.Haydi E.C aslanları.

KutG
05-07-2009, 10:02
Tankut hocam,Alman bir yandan ön lastiği sökmek için yüksek numaralı özel alyan taşınması konusunda sinirleri zorlarken,diğer yandan benzin menzili konusunda kendisini affettirmiş anlaşılan..:rolleyes:

Hiç unutmuyorsun Turgay hocam, maşaallah...




E.C'nin Coşkun ARAL'ısınız..Aykut birtaraftan,Tankut,öbürtaraftan...Tankut hocam,Murat'ın dediği gibi,Aydın havası oldu:D Almanya-Türkiye arası o yollarda mekik dokudum.(Araçla,yıllarönce.) Temkinli ol hocam.Çok avantacıydılar..Bende eskilerin deyimiyle,LEPOR'u heyecanla bekliyoruz.Biz gidemiyoruz,Aykutla Tankutun arasında geçinip gidelim bari.Haydi E.C aslanları.

Onlar büyük ustalar Nurettin hocam, bizleri onlarla kıyaslaman bizlere onur verir, ama bizimkisi hepsi hepsi hasbelkader yapılmış bir gezi.

Birde sen niye gidemiyorsun, onu anlamış değilim. R 1100 R'ın tekeri dönmüyor mu, hocam?

KORBALA
05-07-2009, 11:03
Tankut hocam şu telsizleri merak etitim. Lisanslılardan mı lisanssızlardan mı. Modeli nedir .

KutG
06-07-2009, 10:44
Tankut hocam şu telsizleri merak etitim. Lisanslılardan mı lisanssızlardan mı. Modeli nedir .

Hocam, bunlar PMR446 sınıfı Kenwood marka TK3201 model telsizler ve lisanssız serbest olarak kullanılabiliyorlar.

KutG
06-07-2009, 05:54
2. gün: Tsarevo-Burgaz-Varna 235 km

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Tsarevo-Varna.jpg

Bir önceki günün yorgunluğu üstüne güzel bir uykudan sonra sabah güneşli güzel bir güne uyanıyoruz. Otel odasının televizyonunu ne var ne yok diye kurcalarken yine karşımda Binbir Gece. Bu dizi burada pek ünlü anlaşılan.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00061.jpg

Bugün programda Bulgaristan’ın Karadeniz sahil şeridi var, sırasıyla Burgaz, Nesebar ve Varna.

Sabah kahvaltısından sonra motoru yüklemek için aşağıya indiğimizde bizi bir sürpriz bekliyor. Otel sahibi röportaj için bir televizyon ekibi çağırmış. Vay be, ünümüz buraya bizden önce gelmiş demek ki. Ünlü olmak da zor zanaat be kardeşim.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00063.jpg

Şaka bir yana, işin aslı şu. Meğerse, Tsarevo’ya yakın Primorsko kasabasında bir motosiklet festivali varmış ve gelen giden motorcularla böyle röportaj yaparlarmış.

Eee tabii bu bilgiyi alınca bu festivali ziyaret etmek farz oldu. Tsarevo’dan yola çıkıyoruz, yol dar ve fazla trafik var, ama yine de güzel bir yol.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi015.jpg

Kısa bir sürüşten sonra Primorsko’daki motosiklet festivalinin yapıldığı bölgeye geliyoruz. Festival deniz kıyısında enfes bir plajın kenarında orman içinde yapılıyor. Aynen Türkiye’de Marmok’un Datça Aktur’da düzenlediği festival gibi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00067.jpg

Festivali düzenleyen Bulgaristan’ın Lions Hearts Motosiklet Kulübü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00064.jpg

Karşılama ekibi bizi festivale Türkiye’den geldik zannedip oldukça sıcak karşılıyor, ama daha sonra geçerken uğradığımızı öğrenince de biraz bozuluyorlar. Bu arkadaş iyiydi güzeldi de, o kadar çok konuştu ki, içim daraldı. Sonra motoru da olmadığını söyleyince içimden “eee ne anlatıyon bu kadar, hemşerim?” demek geçti, ama saygılı konuklar olduğumuzdan düşüncemizi kendimize sakladık.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00066.jpg

İzin isteyip gitmeye yeltenince toplu bir Primorsko hatırası çektirdik.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00071.jpg

Bu fotoğrafta yerde dizlerinin üstüne çökmüş arkadaş Boby. Boby Boychev. Kulübün başkanı. Psikoloji profesörüymüş. 3-4 dili ana dili gibi konuşuyordu. Boby’e “usta, buradan ileride radar var mıdır? Bir deyiver bakalım” deyince, “radara yakalansan, polisle başın derde girse veya motorla ilgili bir sorunun olsa bile beni ara, ben hallederim” dedi. Büyüksün Boby Baba.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00069.jpg

Festivalden ayrılıp Burgaz yoluna düşüyoruz. Yollar dar ve güvenlik şeridi yok, ama yine de güzel.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00074.jpg

Primorsko’dan sonra istikamet Sozopol ve Chermomorets üzerinden Burgaz. Yolda ilginç bir kilise inşaatı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00075.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00076.jpg

Burgaz merkezde Aziz Cyril & Methodius Kilisesi ziyareti.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00079.jpg

Kilisenin içi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00080.jpg

Burgaz’dan sonra sırada Dünya Kültür mirası listesinde yer alan Nesebar var. Nesebar aslında karaya bir yolla bağlanan bir ada. Tarihi ve kültürel mirası korunmuş. Karadağ’daki Sveti Stefan şehrinin neredeyse birebir kopyası. Ortaçağda kurulmuş, kıyıya yakın, surlarla korunmuş bir ada.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00081.jpg

Şehir girişinde kale duvarları.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00084.jpg

Tarihi ahşap evler.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00086.jpg

Küçük balıkçı barınağı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00087.jpg

Küçük balıkçı barınağının yanında deniz kıyısında güzel bir restorana oturuyoruz. Biraz deniz mahsulü siparişi. Fiyatlar pahalı değil, ama lezzet ve nefaset Rum deniz mahsullerinin çok uzağında. Zaten, bu resimde ilginç olan da yemekler değil.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00088.jpg

İlginç olan navigasyon cihazının GPS konumu. Bu alete göre denizin üstündeyiz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00089.jpg

Sonrasında Nesebar’ın içini ziyaret var. Aziz John Aligurgetos Kilisesi, Christ Pantocrator Kilisesi, Aziz Sophia (Old Bishopric) Kilisesi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00090.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00091.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00092.jpg

Sonraki durağımız Burgaz’a kıyasla daha zengin bir tarihi mirasa sahip olan Varna. Pek uzun olmayan bir sürüşten sonra Varna’dayız. İlk durak Vladislao Varnensi anıtı. Sultan II Murad ile Polonya Macaristan kralı Vladislao Varnensi’nin topladığı son haçlı ordusu arasında 1444 yılında yapılan Varna Savaşı anısına yapılmış anıt. Savaş Osmanlı’nın zaferi ile sonuçlanmış, kralın başı vurulmuş ve Osmanlı’ya Rumeli’nin ve İstanbul’un fethinin yolunu açmıştır. Bu anıt Vladislao Varnensi ve diğer savaş kayıpları adına yapılmış bir anıt.

Burada biraz durarak önemli bir saptama yapmak istiyorum. Bir ülkenin tarihine sahip çıkması sadece tarihi yapılarına ve kültürel eserlerine sahip çıkmakla olmuyor. Osmanlı tarihinde yapılmış yüzlerce savaş içinde Osmanlı’nın savaş kayıplarını anmak ve onların hatıralarını yaşatmak amacıyla yapılmış bir anıt ve şehitlik yok. Üstelik Osmanlı tarihinde Yıldırım Beyazıd’ın Timur’a Ankara Savaşında kaybetmesi ile başlayan, imparatorluğun tüm cephelerinde devam eden, doğuda Enver’in Allahüekber dağlarında telef ettiği 90 bin vatan evladımız ile nihayetlenen çok dramatik kayıplarımız olmasına rağmen. Bu gelenek çağdaş Cumhuriyet döneminde başlıyor. Çanakkale Şehitleri Anıtı, Zafertepe Anıtı, Dumlupınar Şehitliği, Giresunlular Alay Şehitliği, vb. Tabii, Osmanlı’da böyle bir gelenek olmamasının temel sebepleri arasında imparatorluk sınırları içersinde yaşayan halkın vatandaştan çok tebaa olması, Osmanlı’nın ucu bucağı belli olmayan coğrafyalarda at koşturması, üç kıtada 32 milletle cenk etmiş olması ve imparatorluğun ekonomik ve kültürel yayılma stratejisinden ziyade askeri yayılma stratejisi uygulaması gibi sebepler var. İşin bu bağlamda Bulgaristan’da çok ilginç bir örneği de var. Bu gezinin dönüşünde geçmeyi planladığımız, fakat dönüş planımızın değişmesi üzerine ziyaret edemediğimiz Şıpka geçidi ve anıtı. Şıpka geçidi Bulgaristan’da Balkan dağları üzerinde yer alan bir anıt. Ruslarla meşhur 93 harbi sırasında Gazi Osman Paşa Plevne’de (bugünkü Bulgarca adıyla Pleven) Rus kuşatmasına karşı destansı bir kahramanlık gösterirken, Gazi Osman Paşa’yı desteklemek için İstanbul’dan gönderilen birliklerin Plevne’ye geçiş noktasıdır Şıpka geçidi. Şıpka geçidinde Ruslarla 4 muharebe olmuş ve Osmanlı birlikleri binlerce kayıp vererek bu 4 muharebenin hepsini kaybetmişlerdir. İşin trajik yönü ise Şıpka geçidindeki bu anıtın kazanan taraf olan Rus ve Bulgar kayıpları için yapılmış olmasıdır. Garibim Osmanlı kayıplarını ne arayan, ne soran, ne de hatırlayan var. Gerçekten tarihimiz adına çok üzücü ve utanç verici bir durum.

İşte, Vladislao Varnensi anıtını bu duygularla geziyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00100.jpg

Anıtın etrafındaki heykellerden bir tanesi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00097.jpg

Bir tatlı sincap.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00098.jpg

Sırada Varna’daki Osmanlı izlerinden bir diğeri olan Angel Georgiev caddesi üzerindeki Aziziye Camii var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00104.jpg

Caminin kapısındaki bilgi notu.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00103.jpg

Camiinin müslüman Türk cemaati ibadet esnasında.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00102.jpg

Sonraki durağımız Dormition of the Theotokos Katedrali. Bu ortodoks katedrali çok eski tarihli bir yapı (1800’lü yılların sonunda yapılmış) olmamasına rağmen şehrin önemli sembolleri arasında yer alıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00108.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00105.jpg

Katedralin içi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00110.jpg

Şimdi, lütfen aşağıdaki fotoğrafa dikkatlice bakın ve samimiyete dikkat edin. Bu şahıs biz Dormition of the Theotokos Katedralini gezerken büyük bir sevinç içinde yanımıza geldi. Çok akıcı bir Türkçe’yle bizi selamlayarak, Bulgar Türkü olduğunu, Varna’da yaşadığını ve Türkiye’den hemşerilerini görmekten çok memnun olduğunu söyledi. Katedrali gezmeyi bitirdikten sonra yandaki kafeye gelmemizi ve bize kahve ısmarlamak istediğini söyledi. Katedrali gezdikten sonra kafeye gidip kahvelerimizi yudumladıktan sonra koyu bir sohbet başladı. Babasının Türk olduğunu, şu an Antalya’da bulunduğunu ve kendisinin de Bursa’daki akrabalarının yanına sık sık gidip geldiğini söyledi. Epeyce uzun ve samimi bir sohbetten sonra kendisinin Varna’da bir dükkan açmak istediğini, ama Türk olduğu için izin almakta zorlandığını anlattı. Daha sonra yakın bir zamanda yine Türkiye’ye gideceğini ve Bulgar bankalarında Türklerin para bozdurmakla ilgili sorunları olduğunu anlattı. İşte, bu noktada AB’ye yeni girmiş ve AB müktesebatı çerçevesinde liberal ekonomi uygulamayı taahhüt etmiş olan Bulgaristan’da böyle bir sorun yaşanabileceği konusunda kafamızda soru işaretleri oluştu, ama yine de pek kondurmadık. Bankalarda para bozdurma sorunu yüzünden bizden yüksek kurdan Euro veya TL almak istediğini söyledi. Bizim kafalar biraz daha bulandı, ama hala kondurmak istemiyoruz. Bir Türk’ün bir hemşerisini dolandırabileceği fikri en azından sevimli gelmiyor. Yanımızda daha fazla para olmasına rağmen kredi kartı kullandığımızı, yanımızda fazla para olmadığını ve sadece 50 Euro bozdurabileceğimizi söylüyoruz. 50 Euro’yu verince paranın karşılığı olarak 100 Leva veriyor. Daha önce döviz bürolarında para bozdurmuş, ama 10’luk ve 20’lik Leva almıştık. 100 Leva daha önce gördüğümüz bir para değil ve bu paranın sahte veya tedavülden kalkmış para olma riskine karşı bize küçük para vermesini istiyoruz. Küçük param yok diyor, siz gidin ilerideki taksicilerden bozdurun diyor. Seden gidip parayı bozdurmak istiyor, ama kimse parayı bozmuyor. Bu işte bir gariplik var. Seden geri gelip parayı isteyince bu sefer küçük paralar diğer cepten çıkıyor. Seden iyice işkillenip parayı saymaya başlayınca, parayı burada saymayın polisle başımız belaya girer diyor. Seden yine de parayı sayıyor ve bu sefer paranın eksik olduğunu görüyor. Tırnakçılık durumu var yani. Seden verdiğimiz parayı adamın elinden kapıp, biz bu işten vazgeçtik diyor. O anda adam ayağa fırlayıp bağıra çağıra masadan kaçar gibi uzaklaşıyor. Onunla beraber çevredeki 2-3 kişi de oradan uzaklaşıyor. Hep beraber tezgah yapmışlar. Daha sonra gideceğimiz otelde resepsiyon görevlisi aynen şunları söylüyor: “Never change money on the street”. Yani, asla sokakta para bozdurmayın. Bu vatandaşında büyük ihtimalle çevresindeki komşularından Türkçe öğrenmiş bir dolandırıcı olduğunu söylüyor. Dereköy sınır kapısındaki Türk gümrükçünün sözleri kulağımızda yankılanıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00111.jpg

Bu da Varna’daki Sovyet Ordusu Anıtı. Rusların Bulgarlarla Slav köklerinin dışındaki ortak tarihi Osmanlı’nın buradaki 500 yıllık tarihinden daha mı uzundur? Tabii ki, hayır. Peki, yüzyıllar boyu kültürüyle ve Müslüman nüfusuyla tam bir Osmanlı kenti olmuş olan Varna’da neden bir Osmanlı Devleti veya Osmanlı Ordusu anıtı yok. Sanıyorum, bu soruyu Bulgarlardan önce kendimize sormalıyız.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00112.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00113.jpg

Artık istikamet otel. Otelimiz Varna’nın 10 km kadar kuzeyinde Golden Sands turizm bölgesinde besili yaşlı Avrupalı turistler için yapılmış Bonita Hotel. 3 yıldızlı, double oda fiyatı kahvaltı dahil iki kişi için 26 Euro. Türkiye’de bu fiyata böyle güzel bir otele kalabilir misiniz? Rezervasyon www.booking.com adresinden yapılabilir. Bu da manzarası. Var mı itirazı olan?

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi020.jpg

Otele yerleşip hemen kendimizi sahil bandındaki alışveriş ve yürüyüş yoluna atıyoruz. Ama, bu alışveriş biz erkeklere göre değil, kim ne derse desin.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00116.jpg

Bu fotoğraf niye araya girmiş valla bilmiyorum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00117.jpg

Yok arkadaş ben daha fazla dolanamam, ahanda buraya çöküyorum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00120.jpg

Ver kardeşim şuradan “happy hour” kokteylerden iki tane.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00121.jpg

Tabii, bu arada alışveriş tam gaz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00122.jpg

Ulen, bu Bulgar erkekleri de biraz garip galiba.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00124.jpg

Akşam yemeği için yakındaki bir lokantaya oturuyoruz. Lokantada ilginç figürler var. Şu garibim tavşanın haline bak.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00125.jpg

Bu da otelin gece manzarası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00126.jpg

Varna’da bir Bor Hotel var, bizi yakından ilgilendiren. Biz burada keyif sürerken, büyük ustaya sürgünde zindan olmuş bir otel.

http://www.trdinle.com/Bor_Oteli-21412.html

TurgayAlan
06-07-2009, 08:41
Bulgaristan da turistleri dolandırmayı alışkanlık haline getirmiş çok sayıda dolandırıcı olduğunu bundan 30 yıl önce dahi sık sık duyardım..

Anlaşılan geçen bu süre zarfında alışkanlıklarını pek değiştirmemişler..!

Takipteyiz Tankut hocam..:)

metincetin
06-07-2009, 09:15
Bulgaristan da turistleri dolandırmayı alışkanlık haline getirmiş çok sayıda dolandırıcı olduğunu bundan 30 yıl önce dahi sık sık duyardım..

Anlaşılan geçen bu süre zarfında alışkanlıklarını pek değiştirmemişler..!

Takipteyiz Tankut hocam..:)

abi bunları daha cok cingeneler yapıyor
şimdi oralar gül pembe
ha tankut abi güzel gezmişsin helal sana be

KORBALA
07-07-2009, 12:58
Metin abi senin şu pompacı da çingenemiydi :)

Tankut hocam yürü gaari. Araya giriyorum ki sayfa atlasın. Açmak kolay olsun :)

Kursat
07-07-2009, 01:23
Süpersiniz ,anlatımın,bilgilendirmen ve şu araya giren fotoların harika ;)
Devam!...
Sağlıkla ,mutlulukla,kazasız belasız yollar,selamlar.

yusuf_tb5cks
07-07-2009, 09:04
Harika bir gezi, süper anlatım, büyük bir keyifle okudum ve izledim, paylaşım için teşekkürler.

metincetin
07-07-2009, 05:53
Metin abi senin şu pompacı da çingenemiydi :)

Tankut hocam yürü gaari. Araya giriyorum ki sayfa atlasın. Açmak kolay olsun :)

cumhur abi inan anlayamadım yaşlılık işte :) bi zahmet acıklayı verirmisin

KutG
07-07-2009, 07:15
Bulgaristan da turistleri dolandırmayı alışkanlık haline getirmiş çok sayıda dolandırıcı olduğunu bundan 30 yıl önce dahi sık sık duyardım..

Anlaşılan geçen bu süre zarfında alışkanlıklarını pek değiştirmemişler..!

Takipteyiz Tankut hocam..:)

Haklısın Turgay hocam, birde bir şey daha eklemek lazım. O da masaya geldiğimizde masada duran kahvelerdi. Oradan ayrıldıktan sonra kahvelerde bir numara var mıydı acaba diye de düşündük. Daha sonradan düşününce tanımadığınız kişilerin ikramlarını kibarca kabul etmemek en doğrusu galiba.




abi bunları daha cok cingeneler yapıyor
şimdi oralar gül pembe
ha tankut abi güzel gezmişsin helal sana be

Sağolasın Metin hocam...




Metin abi senin şu pompacı da çingenemiydi :)

Tankut hocam yürü gaari. Araya giriyorum ki sayfa atlasın. Açmak kolay olsun :)

Destek için teşekkürler, Cumhur hocam...




Süpersiniz ,anlatımın,bilgilendirmen ve şu araya giren fotoların harika ;)
Devam!...
Sağlıkla ,mutlulukla,kazasız belasız yollar,selamlar.

Sağolasın Kürşat hocam, iyi dileklerin için teşekkür ederim...




Harika bir gezi, süper anlatım, büyük bir keyifle okudum ve izledim, paylaşım için teşekkürler.

Yusuf hocam beğendiğinize sevindim, teşekkür ederim.




cumhur abi inan anlayamadım yaşlılık işte :) bi zahmet acıklayı verirmisin

Cumhur hocam bende anlamadım valla...

Gültekin
07-07-2009, 10:13
http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00079.jpg

Yıl 1993
20 yaşında cıva gibi delikanlıyım. Yolum bir şekilde Burgaz'a düşmüş.
"Dolar-mark change" :D işleri yüzünden, zıbıdık bir barın fedaisinden kaçarken, sanırım bu kiliseye girmiş ve izimi kaybettirmiştim.

Yanlış hatırlamıyorsam, bu kilisenin arka tarafında, 1980 yılında Türkiyeden siyasi nedenlerle kaçmış, "Erdal" isminde birinin barı vardı.
Kiliseden çıkıp o bara atmıştım kapağı. :)

Ertesi gün, yine orada çok temiz bir dayak yemiştik. :D
Küfürleşmeler sırasında Türk olduğumuzu anlayan gurup bırakmıştı bizi.
Meğer onlar da Türkmüş, dediğim gibi biz küfredince anlamışlar. :D

Ne günlerdi beyau... :D

Seda
07-07-2009, 11:30
Tankut Hocam, senin gezilerini böyle tadım tadım izlemek ayrı bir keyif oluyor. Millet "Birdirbir gece" dizisini beklerken biz sizin gezinin bir sonraki bölümünü bekliyoruz monitör başında.
Keyifle izlemeye devam ediyoruz. :)
Bu arada Portekiz şaraplarını unutmuş değiliz, yıllansınlar diye sesimizi çıkartmıyoruz haberiniz ola. ;)

KORBALA
07-07-2009, 11:38
Cumhur hocam bende anlamadım valla...
Bu topiğin direkt mevzusu değil. Dedim ya. Sayfa atlatmaya çalışıyorum :)
Gerçi Bulgardaki dolandırıcılarla ilgili bir mevzuydu :)

AykutErda
08-07-2009, 12:49
http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00069.jpg


Tankut'um Bulgar motorcuları giyimleri ile deri bileklikleri , bakışları ile filan çok makara duruyorlar yalnız ..

Çok amerikan filmi izlemişler anlaşılan ..:)

metincetin
08-07-2009, 01:02
Bu topiğin direkt mevzusu değil. Dedim ya. Sayfa atlatmaya çalışıyorum :)
Gerçi Bulgardaki dolandırıcılarla ilgili bir mevzuydu :)

cumhur abi bi tiyo versen anlarız bak bende hollandalıdan bahsedeceyim:D

KutG
08-07-2009, 01:26
Yıl 1993
20 yaşında cıva gibi delikanlıyım. Yolum bir şekilde Burgaz'a düşmüş.
"Dolar-mark change" :D işleri yüzünden, zıbıdık bir barın fedaisinden kaçarken, sanırım bu kiliseye girmiş ve izimi kaybettirmiştim.

Yanlış hatırlamıyorsam, bu kilisenin arka tarafında, 1980 yılında Türkiyeden siyasi nedenlerle kaçmış, "Erdal" isminde birinin barı vardı.
Kiliseden çıkıp o bara atmıştım kapağı. :)

Ertesi gün, yine orada çok temiz bir dayak yemiştik. :D
Küfürleşmeler sırasında Türk olduğumuzu anlayan gurup bırakmıştı bizi.
Meğer onlar da Türkmüş, dediğim gibi biz küfredince anlamışlar. :D

Ne günlerdi beyau... :D

Gültekin hocam, helal olsun hızlı yaşamışsın gençlik yıllarını...




Tankut Hocam, senin gezilerini böyle tadım tadım izlemek ayrı bir keyif oluyor. Millet "Birdirbir gece" dizisini beklerken biz sizin gezinin bir sonraki bölümünü bekliyoruz monitör başında.
Keyifle izlemeye devam ediyoruz. :)
Bu arada Portekiz şaraplarını unutmuş değiliz, yıllansınlar diye sesimizi çıkartmıyoruz haberiniz ola. ;)

Seda hocam, sözümüz söz...




Tankut'um Bulgar motorcuları giyimleri ile deri bileklikleri , bakışları ile filan çok makara duruyorlar yalnız ..

Çok amerikan filmi izlemişler anlaşılan ..:)

Haklısın, bende Bulgaristan'da çok gelişmiş olan MX ve enduro motor sporlarından dolayı bu tür motorlar beklemiyordum, bana da oralarda bu tarz ile karşılaşmak biraz garip geldi. Aslında, ilk dönüş programımızda dünyanın en zor MX yarış parkurlarından biri olan Sevlievo'daki pist ziyareti de vardı, ama olmadı. Sevlievo'ya 2-3 yıl önce Onat'ın MX kursu için gitmiş ve çok etkilenmiştik. Bizim Hazerfen'de de Dünya şampiyonası yapıldı, ama Sevlievo pistini gördükten sonra gerisinin hikaye olduğunu kolayca anlayabiliyorsunuz. Ama, yine de dönüş yolunda damağımızda ufak bir tad kaldı. Dönüş yolunda Bulgaristan'da Omurtag yakınlarında mola vermiştik. Önümüzden 2 tane portakal geçti. 2 tane zıpkın gibi 450 EXC F. Bizim motorları görünce bizi selamlamak için yolun ilerisinden geri dönüp gelip motor üstünde ayaktayken tek tekere kalkıp motoru yere indirmeden yaklaşık 300-400 metre önümüzden bu şekilde geçtiler. Helal len size dedim. Helal aslanlar. Çok güzel bir görüntüydü.

HASAN
09-07-2009, 02:23
Devami neredeeeee....... :)

KutG
09-07-2009, 05:13
Devami neredeeeee....... :)


Taze taze geliyor, Hasan hocam.

Unutmadan, dönüşte Haskova'ya uğrayıp sizi ziyaret etmeyi planlıyorduk, ama kısmet olmadı. Bir dahaki sefere inşallah.

KutG
09-07-2009, 05:27
3. gün: Varna-Köstence-Bükreş-Braşov 500 km

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Varna-Brasov.jpg

Gece güzel bir uykudan sonra güzel bir sabaha uyanıyoruz. Sabah otelin önünde yolculuk hazırlıkları.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00128.jpg

Bugün bizi çok uzun ve çok ziyaret noktalı bir yolculuk bekliyor. Üstelik birde sınır geçişi var. Bulgaristan ve Romanya her ikisi de AB üyesi olmasına rağmen, bu iki ülke arasında sınır kapıları halen duruyor. Bunun sebebi bu iki ülkenin halen Schengen antlaşmasına dahil olmamış olması. Yalnız AB üyeliği sınır geçişlerinde şöyle bir kolaylık getirmiş. Pasaport kontrol ofisleri sınırda yan yana konulmuş ve her iki ülkenin pasaport kontrolü ortak olarak yapılıyor. Yani, yan yana konmuş ofislerden birine pasaportunuzu veriyorsunuz ve ülkeye giriş yapıyorsunuz. Varna’dan Bulgaristan Romanya sınırına 100 km yolumuz var.

Varna’da dahil olmak üzere (şehrin %10’luk Türk nüfusunu göz önüne alarak) bu noktadan itibaren gezinin giriş bölümünde bahsettiğim Dobruca bölgesine giriyoruz. Dobruca bölgesi daha öncede bahsettiğim üzere Bulgaristan’ın Varna, Dobruca, Deliorman ve Rusçuk bölgeleri ile Romanya’nın Deliorman, Köstence ve Babadağ bölgelerini içine alan Rumeli’deki ilk Müslüman Türk yerleşim bölgesidir. Osmanlı’dan önce Selçuklular ile Bizans arasında bir işbirliği sonucu Bizans’ın bu bölgedeki çıkarlarını desteklemek üzere Sarı Saltuk önderliğinde bölgeye yerleşmiş Orta Asya kökenli Türk göçmenler bu bölgedeki ilk yerleşimcilerdir. Bölgenin Türk tarihi açısından önemi burada yatmaktadır.

Dobruca bölgesi içlerinde sınıra doğru ilerledikçe Türk etkisi kendini açıkça hissettiriyor. Durankulak Romen-Bulgar sınırında bir köy, aynen bölgedeki Kartalburun ve Sivriburun yerleşim bölgeleri gibi. Durankulak bölgesinde içinde iki tane ada olan bir de göl var. Durankulak, durağan sular anlamında. Göldeki adalardan büyük olanının içinde milattan önce 7. ve 3. yüzyıllar arasına tarihlenen Avrupa’nın en eski yapılarından biri var. Bilin bakalım, bu yapı nedir? Kibele tapınağı. Hani şu Hattilerin, Hititlerin, Friglerin ana tanrıçası, bereket tanrıçası Kibele, Anadolu’lu Kibele. Türklerin Orta Asya’dan büyük göçlerine başlamalarından çok önce Anadolu’da yaşayan uygarlıkların bölge üzerindeki kültürel etkisi buralarda açıkça görülebiliyor. Yani, bölge üzerindeki Türk etkisinden binlerce yıl önce gerçekleşmiş Anadolu etkisi. Ne kadar şanslıyız ki, küçük Asya’da nasıl bir tarih zenginliği üzerinde oturuyoruz; ne kadar şanssızız ki, tarihimiz kültürümüz sadece belli bir zaman dilimine sıkıştırılmak isteniyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi023.jpg

Sınırdayız. Yukarıda bahsettiğim Romen-Bulgar ortak pasaport kontrolü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi025.jpg

Sınırda bir kapı üstünde bir uyarı yazısı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00130.jpg

Sınır geçişi sorunsuz. Romanya’dayız.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00133.jpg

Hız sınırları bizden daha iyi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00134.jpg

Sınırdan sonra ilk yerleşim bölgesi Mangalia. Güzel bir tatil kasabası. Ama, girişte tatil kasabasının limanındaki savaş gemileri ilginç bir tezat oluşturuyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00135.jpg

Yolumuz uzun, onun için Mangalia’da fazla oyalanmayıp Köstence’ye devam ediyoruz. Yaklaşık 60 km’lik kısa bir sürüşten sonra Köstence’ye varıyoruz. Şehrin girişinde bizi Romus Romulus karşılıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00136.jpg

Romus ve Romulus bizdeki meşhur Ergenekon efsanesinde olduğu gibi dişi bir kurt tarafından emzirilen ve daha sonra Roma İmparatorluğunu kuran karakterler. Tabii, Ergenekon efsanesinin bugünkü durumunun konumuzla pek alakası yok. Romus Romulus ve Ergenekon emziren kurt karakteri benzerliğinde, sanıyorum Ergenekon’un Romus Romulus’dan esinlendiğini söylenebilir. Çünkü, Romus Romulus milattan öce 8. yüzyıla tarihlenirken, Ergenekon efsanesi ise bundan yaklaşık bin yıl sonra Çin sınırındaki Ergenekon’da Göktürk devletinin kuruluşunu anlatır. Aradaki iletişim bağlantısının milattan sonra 4. yüzyıldan itibaren Romanya’ya dahil Avrupa ve Roma İmparatorluğunun önemli bir bölümünü fetheden Hun Türkleri tarafından kurulduğu söylenebilir mi?

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00137.jpg

Köstence’de bir sonraki adresimiz bir cami. Hunchiar Camisi. Ya da bizdeki adıyla Hünkar Cami. Hünkar olan Sultan Abdülaziz, camiyi 1867-1868 yılları arasında yaptırtan Sultan.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00139.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00138.jpg

Camiyi fotoğraflarken bizdeki devlet erkanı (ne kötü bir deyimdir bu Allahaşkına) benzeri 2-3 kişi camiye geliyor. Herhalde, buradaki Türk konsolosluğundan olsa gerekler diye düşünüyorum. Tanışıyoruz, gelenler gerçektende Türk konsolosu ve diğer ataşeler. Onlarla beraber camiye girmek için cami kapısını açtığımda içeride böyle bir manzara ile karşılaşıyorum. Konsolos camide bayanlar için bir kurs düzenlendiğini ve kendisinin belgeleri vermek için burada olduğunu söylüyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00140.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00142.jpg

Bu beyefendi de caminin imamı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00143.jpg

Sırada başka bir cami ziyareti var. Carol I Cami. İlginç bir cami adı değil mi? Çünkü, bu cami 1910 yılında ilk Romanya krallarından Kral I. Carol tarafından yaptırılmış. Caminin halısı Sultan Abdülhamit tarafından Hereke’de yaptırılıp camiye hediye edilmiş ve Avrupa’nın en büyük halılarından biriymiş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00144.jpg

Cami yapım tarihi itibariyle çok büyük bir tarihi önem arz etmese de, bence iki önemli özelliği itibariyle saygıyı fazlasıyla hak ediyor. Birincisi, caminin oldukça güzel Bizans ve Roma mimarisi. İkincisi, caminin zamanında Dobruca bölgesinde yaşayan binlerce Türk ve Tatar Müslüman için Hıristiyan kral Carol I tarafından yaptırılmış olması. Bu cami yapım mimarisinde de vücut bulan dinler arası uyum ve kardeşlik temalarını öne çıkaran çok güzel bir örnek. Ama, insanın içindeki özeleştiri duygusu sürekli olarak dinsel hoşgörüye referans veren tarihimizde neden Müslüman bir Sultan tarafından yaptırılmış bir kilise ve sinagog olmadığı sorusunu ister istemez sorduruyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00145.jpg

Sırada bir Katedral var. Aziz Peter ve Paul Katedrali. Yapım tarihi 1885 ve Greko-Roman bir mimariye sahip.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00148.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00151.jpg

Katedralin bahçesinde Roma dönemi kalıntıları var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00149.jpg

Katedralin içi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00152.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00153.jpg

Arkeoloji müzesi. Güzel bir yapı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00155.jpg

Bugün program yoğun, daha önümüzde Bükreş duruyor. Hemen yola koyuluyoruz. Öğlen vakitleri hava sıcaklığı 30 dereceyi geçiyor. Köstence’den çıkıp Tuna nehrini geçtiğimiz noktaya kadar yol berbat, yol yapımı, tamir, bakım işleri ve yoğun trafik. Tuna nehri Sırbistan’dan sonra Bulgaristan’ın Romanya ile olan kuzey sınırı çizerek Bulgaristan’ın Silistre (evet doğru bildiniz, Vatan yahut Silistre’nin Silistresi) şehrinden Romanya’nın içine saparak Dobruca bölgesinin kuzeyinden Romanya’nın Ukrayna ile sınırını belirleyerek ve büyük delta yaparak Karadeniz’e dökülüyor. Tuna nehri Almanya’da başlayan yolculuğunun sonlarına doğru o kadar büyüyor ve genişliyor ki, nehri tek açıklıklı köprü ile geçmek mümkün olamıyor. Hatta, Bulgaristan ve Romanya arasındaki Tuna nehri üzerindeki üç sınır kapısından sadece Giurgiu-Rusçuk arasında köprü inşa edilmiş, diğer ikisinde Calafat ve Oreahovo kapılarında geçiş halen feribotlarla yapılıyor.

Bu köprü Romanya’nın içinde, ama ülkenin ana ticaret hattı olan Bükreş-Köstence limanı üzerinde olduğu için köprü inşa etmek elzem olmuş. Sağ tarafta demiryolu köprüsü, sol tarafta karayolları köprüsü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00156.jpg
Bu demiryolları köprüsü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00159.jpg

Bu da karayolları köprüsü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi029.jpg

Demiryolları köprüsü üzerinde çok güzel heykeller var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00158.jpg

Köprü gibi bir mimari yapıyı bir sanat eserine dönüştürmek için çok güzel bir fikir.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00157.jpg

Tuna nehrini aşar aşmaz otobana giriyoruz. Otoban yeni yapılmış, Romenler henüz uyanmamış, otoban ücretsiz. Fakat, yeni yapılmış olmasının en büyük handikapı benzin istasyonu olmaması. Daha doğrusu yaklaşık 150 km’lik otobanda boyunca 100 km kadar sadece birkaç tane personel çalışmayan self-servis benzin istasyonlarından vardı, ama bir tür kart ile çalıştığından bize bir faydası olmadı. Bükreş’e 50 km kala nihayet doğru dürüst bir benzin istasyonu bulup, depolarımızı doldurduk. Benzin ucuz, yaklaşık 1 Euro civarlarında.

Karnımız da biraz acıktığı için, benzin istasyonunun cafesinde bir şeyler atıştırıp yola devam edelim diyoruz. Cafede duvarlara kocaman aılmış yemek resimlerinden birini seçip sipariş veriyoruz. Ama, iş parayı ödemeyi gelince iş değişiyor. Çünkü, Romanya’da yemek sipariş ettiğiniz zaman yemeğin yanında aynı tabakta servis edilecek patates kızartması, salata gibi garnitürler ayrıca sipariş ediliyor. Duvardaki resimde komple görülen yemeğin yanına diğer garnitürler de eklenince fiyatı menüde görülen fiyatın çok üstüne çıkıyor. Hadi bakalım.

HASAN
09-07-2009, 05:41
Taze taze geliyor, Hasan hocam.

Unutmadan, dönüşte Haskova'ya uğrayıp sizi ziyaret etmeyi planlıyorduk, ama kısmet olmadı. Bir dahaki sefere inşallah.

INSALLAH....Her zaman beklerim... :)
Pazar gunu kismetse Aykut abimle bulusacagiz... :)

XT.600
09-07-2009, 07:29
emiğine saglık güzel kareler beyenerek baktım

KutG
10-07-2009, 02:01
INSALLAH....Her zaman beklerim... :)
Pazar gunu kismetse Aykut abimle bulusacagiz... :)

Hasan hocam, Doktor'a göz kulak olasın, aman ha...




emiğine saglık güzel kareler beyenerek baktım

Beğendiğinize sevindim hocam, teşekkürler...

HASAN
10-07-2009, 02:09
Soz veriyorum... :)

TurgayAlan
11-07-2009, 03:06
Romanya,Bulgaristan'a göre çok daha tertipli ve düzenli bir ülke sanırım.:rolleyes:

AykutErda
11-07-2009, 07:47
Tankut'um harikasın , çok güzel bilgiler bunlar ..:)

KutG
11-07-2009, 09:13
Romanya,Bulgaristan'a göre çok daha tertipli ve düzenli bir ülke sanırım.:rolleyes:

Evet doğru teşhis Turgay'cığım, Romanya Bulgaristan'a göre çok daha tertipli ve düzenli bir ülke, ama ilginç olan trafikte Bulgar sürücüler Romen sürücülerden çok daha medeniler. Romen sürücüler gerçekten patolojik bir vaka oluşturuyorlar.



Tankut'um harikasın , çok güzel bilgiler bunlar ..:)

Sağol Aykutcuğum, umarım sana da yolda bir faydası olur.

.

KutG
11-07-2009, 09:33
Çok sıcak ve bunaltan bir sürüşten sonra Bükreş’e ulaşıyoruz. Hava sıcaklığı 37 derece. Bükreş yanıyor. Bükreş’te dört ziyaret noktamız var. Ama, bu sıcaklıkta ve bu Romen şoförlerle nasıl olacak gerçekten bilmiyoruz. Romen şoförleri, hiç-abartmadan-söylüyorum, bizim taksi ve dolmuş şoförlerimize rahmet okutuyorlar. En son böyle bir trafiği Tebriz’de ve Kahire’de görmüştüm, ama burası Bükreş, bir Avrupa başkenti. Avrupa başkenti mi dedin, hadi canım sende, cehalet her yerde aynı cehalet.

Bütün bu karmaşa içinde yanımızda müthiş bir yardımcı var. Mediamartk’tan merak sonucu alınmış, 200 TL’lik Navking 300 navigasyon cihazı. Tabii, üstündeki Route 66 yazılımı ve haritaları kaldırılıp, Igo yüklenerek. Navigasyon cihazı bizi devasa Bükreş şehrinden, trafik karmaşasından ve usta Romen şoförlerden tereyağdan kıl çeker gibi çekip çıkarıyor.

Şehre girişte bizi ilk karşılayan komünist dönemin mimari şaheserlerinden olan toplu konut binaları. Harikalar gerçekten.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00161.jpg

Şehre girdikten sonra ilk durak, bir garabet. Şimdi diyeceksiniz ki, “kardeşim Bükreş’e gidip de garabet görmek ne demek oluyor?”. Şu demek oluyor ki, gittiğimiz yer dünyanın Pentagon’dan sonra en büyük ikincisi yapısı olan Parlamento Binası. Aşağıdaki fotoğrafta kilometrelerce öteden gözüken bina Parlamento Binası. Bu noktadan Parlamento Binasına iki yönlü çok geniş bir bulvardan tek hat üstünde üzerinde görkemli havuzların ve heykellerin olduğu onlarca kavşaktan geçerek gelebildik.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00162.jpg

İşte burası muhteşem Parlamento Binası. Önünde inanılmaz büyüklükte bir meydan. Diğer bir deyişle fakir bir ülkenin kısıtlı kaynaklarını bu kadar boşa harcayan Çavuşesku adında bir diktatörün başyapıtı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00164.jpg

Ulusal Tarih Müzesi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00166.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00167.jpg

CEC Sarayı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00168.jpg

Romanian Atheneum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00173.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00170.jpg

Zafer Takı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00177.jpg

Romen mimarisinin diğer örnekleri.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00165.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00171.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00172.jpg

Bükreş’in tarihi mirası konusundan biraz hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Yukarıda belirtilen eserlerin en eski tarihlisi 18 yüzyıla ait. Genel olarak Romanya’da en eski tarihlenen eserler 12. 13. yüzyıla ait Ortaçağ Sakson eserleri, ama başkentte maalesef bu kadar eski eser pek yok.

Bu arada Seden navigasyon cihazının güçlü desteğine rağmen 37 derecelik sıcaklıkta şehir içinde saatlerce dolaşmanın etkisiyle fenalık geçirmek üzere.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00174.jpg

“Tamamdır, bu kadar Bükreş yeter” diyerek, kuzeye Karpat dağlarına doğru ülkenin Ortaçağ tarihine yapacağımız yolculuğa başlıyoruz. İstikamet Braşov. Önümüzde yaklaşık 200 km yolumuz var. Yol üzerinde Ploiesti saat müzesi ve Kont Drakula’nın mezarı gibi 2 ilginç durak daha var, ama zaman darlığı sebebiyle pas geçmek zorunda kalıyoruz. Braşov yolunda ilk geçtiğimiz şehir Ploiesti, yol buraya kadar duble yol, sorun yok. Ploiesti yakınlarında mola vermek için durduğumuzda motoru şöyle bir gözden geçirirken ön camdaki çıkartma dikkatimi çekiyor. Ankara EC Duvarcı. Pek güzel göründü gözüme. Uzun eline sağlık, logoyu güzel yapmışsın gerçekten.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00181.jpg

Ploiesti’yi çıktıktan sonra yol Karpat dağlarına sarmaya başlıyor. Ploiesti’yi çıkar çıkmaz, benim fotoğraf makinesine bir şeyler oluyor. Sen tut depo üstü çantadan fırla, objektifi aç, kendi kendine fotoğraf çekmeye başla. “Amanın, ne oluyor, ben kimim, neredeyim?” demeye kalmadan yapacağını yapıyor. Konuyu pek bilmiyorum, ama sanırım bu özellik yeni nesil dijital fotoğraf makinelerinin bir özelliği olsa gerek. Konuyu bilen arkadaşlar yardım ederlerse sevinirim. Aşağıda, benim makinenin kendi kendine çektiği fotoğraflar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00182.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00183.jpg

Fotoğraf makinesini zapt-u rap altına aldıktan sonra, dağlara sarmaya başlıyoruz. Yol dağlarda tek geliş gidişli yol haline dönüşüyor ve iyice daralıyor. Karpat’lara tırmanmaya başladıktan sonra yol tıkanmış ve kapalı, görebildiğim kadarıyla kilometrelerce bir kuyruk var. Karşıdan gelende olmadığını görünce motosikletin ve Türk olmanın verdiği avantajı kullanarak sıranın yanından orta şeridin üzerinden gazlamaya başlıyoruz. Yaklaşık 4-5 km sonra yolun yaklaşık 100 metrelik bir bölümünde bir tamirat olduğunu görüyoruz. Durmadan aynen devam.

Yol üzerinde küçük güzel kasabalar var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi034.jpg

Bu kasabaların birinde bir Sloven motorcu grubuyla selamlaşıyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi037.jpg

Yukarıdaki kasabayı çıktıktan sonra Seden kask’tan motorun gaz yemediğini söylüyor. Hadi bakalım, aldık mı başımıza belayı, hava kararmak üzere, yollar dar ve yoğun trafik var, daha da önümüzde göreceğimiz iki tane şato var. İnip bakıyoruz, Seden’in motora sonradan taktığımız Saito elcik ısıtmanın elciği altındaki plastiğinden sıyırmış. Elcik korumayı gidondan söküp, elciği yerinden çıkarıyorum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi041.jpg

Bu saatte burada fazla yapabilecek bir şey yok gibi görünüyor. Elcik plastiğini ve elciğin içini zımparalayarak 2 komponentli ısıya dayanıklı yapıştırıcı ile tekrar yapıştırmak lazım, ama bu malzemelerin hiçbiri yanımızda yok.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi042.jpg

Bu malzemeleri ertesi gün Braşov’dan bulacağımızı düşünerek, yola devam ediyoruz. Geçici çözüm gayet basit, elciği ön cam barlarına sabitle, ver gazı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi043.jpg

Yol üstünde ziyaret edeceğimiz şatolar Sinaia’da Peles ve Pelisor şatoları. Tam bu şatolara sapan yola geldiğimizde yolculuk boyunca ilk kez yağmurla karşılaşıyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00184.jpg

Şatoların giriş kapısına 17:00’dan sonra geldiğimiz için şatoların ziyarete kapandığını görüyoruz. Giriş kapısının bariyeri kapanmış, giriş kulübesinde duvar suratlı bir bekçi, “yassak hemşerim” diyor. Yahu bu durum bana hiç yabancı değil ki!!! Kendi kendime “Ey Türk evladı, titre ve kendine gel diyorum. Ben bir Türk evladı olarak kalkmış taaa Türkiye’lerden bu şatoları görmeye gelmişim, sen bana ziyaret saati geçti diyorsun, öyle mi? Ulen, ben ne yapar, ne eder yine görürüm bu şatoları be. Yapar mıyım, yaparım. Gözüme bir yandan bekçiyi, bir yandan içeriden çıkan çalışanlar için açılan bariyeri kestirip veriyorum gazı. Bariyerin küçük açık kısmı ile bekçi arasından slalom yaparak gazlıyorum, arkamdan bağırıp çağırıyor, sana kolay gelsin diyorum. Diyorum, ama gazı biraz fazla abartmış olmalıyım ki, yağmur altında Arnavut kaldırımı yol üzerinde motor dansetmeye başlıyor. Kendi kendime “Ulen, bekçiden kaçıp, motoru burada yatırırsan, yazıklar olsun sana Tankut” diyip durumu toparlıyorum. İçerde biraz yol aldıktan sonra karşıma bütün bunlara deyen inanılmaz bir manzara çıkıyor. Karşımda bütün ihtişamı ile Peles Şatosu.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00188.jpg

Bu da Peles Şatosunun biraz üstünde yer alan Pelisor Şatosu.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00189.jpg

Görevi layıkıyla ifa ettikten sonra çıkış kapısına yöneldiğimde, kapının kapalı, bekçinin de kızgın bir şekilde kapının önünde durduğunu görüyorum. Hemen ufak bir alternatifli strateji çalışması yapıyorum. Birincisi, bekçiyle hiç muhatap olmadan kaldırıma çıkıp oradan çim bahçeye geçerek bekçi kulübesini ve bariyeri “bypass” ederek tekrar yola çıkmak. İkincisi duvar suratlı bekçiyle muhabbetin dibine vurmak. İlk durumun muhakemesi, ıslak çimlerde Tourance lastikler ve 250 kg’lik motorlarla yokuş aşağı vals yapma riskini ortaya koyduğu için ikinci alternatifi hayata geçiriyorum. Bekçinin yanına doğru seyirttiğimde bekçinin bağıra çağıra ziyaret saatinin dışında kanunsuz bir biçimde buraya girdiğimi, dolayısıyla suç işlediğimi ve giriş parası da vermediğimi anlatmaya çalıştığını görüyorum. Bekçi kardeşimle kısa ve acısız diyalogumuzdan sonra giriş parasının adının giriş parası olduğunu çıkış parası diye bir şey olmadığı için üzülerek bir ödeme yapamayacağımı kendisine nazikçe bildiriyorum. Beyhude diyalogumuzda konunun uzamaya başladığı ve durumun acılı hale gelebileceğini teşhis ederek kapının bir anlık açılmasını fırsat bilerek yine aradan uzuyorum. Bekçinin arkamdan seslendirdiği aryalara fazla kulak asmadan Braşov’a doru yola koyuluyoruz.

Yollar gerçekten çok güzel.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00192.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00193.jpg

Dağlara kocaman kocaman haçlar koymuşlar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00190.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00191.jpg

Nihayet Braşov’a varıyoruz. Varıyoruz, ama şehir ince uzun bir şehir, merkezde Hotel Adabelle’de kalacağız, otel şehir merkezinde ve şehir merkezi de girdiğimiz yönün tam tersinde. Şehir içinde herhalde bir 20 km kadar yol yaptıktan sonra 21:30 civarlarında otele varıyoruz. Ama, sabah 08:00’de yola çıkmışız, 14 saate yakın motor kullanmışız, 500 km’den fazla yol yapmışız, Bükreş şehir içi ve Karpat’ların dağ yollarını geçmişiz, bir de üstüne üstlük onlarca ziyaret noktasını görmüşüz, uzun lafı kısası bitmişiz biz bitmişiz. Hemen otele yerleşip, otelin hemen karşısında güzel bir yemekten sonra direkt olarak uykuya.

metincetin
11-07-2009, 11:26
abi be anıların canlanmasına yardım ettiyiniz :D :D icin size teşekkür ederim
bu gezi daha cok:D tarihsel bir gezimi ..........

Mrtakdmr
11-07-2009, 01:10
Tankut abicim, naçizane bir tavsiyem olacak, senin motorun camında yapışık olan Türk bayrağı ve Ankara EC logosunun yerlerini değiştirelim. Neden diye sorarsan, hiçbir logo veya amblem Türk bayrağının üstüntünde olamaz şunada eminim EC logosu daha sonra yapıştığı ve yer olmadığı için öyle dek gelmiştir. Ben bayrak imalatçısı olduğumdan söylemeden edemedim, sakın yanlış anlama senin vesilenle bu bilgiyi tüm arkadaşlarla paylaşmış olalım... Saygılar sevgiler... :) yolculuğun çok güzel bize verdiğin bilgiler de bi okadar değerli merakla izliyorum. Kendinize iyi bakın Allah yar ve yardımcınız olsun.:)

EnduroCu
11-07-2009, 01:35
Tankut abicim, naçizane bir tavsiyem olacak, senin motorun camında yapışık olan Türk bayrağı ve Ankara EC logosunun yerlerini değiştirelim. Neden diye sorarsan, hiçbir logo veya amblem Türk bayrağının üstüntünde olamaz şunada eminim EC logosu daha sonra yapıştığı ve yer olmadığı için öyle dek gelmiştir. Ben bayrak imalatçısı olduğumdan söylemeden edemedim, sakın yanlış anlama senin vesilenle bu bilgiyi tüm arkadaşlarla paylaşmış olalım... Saygılar sevgiler... :) yolculuğun çok güzel bize verdiğin bilgiler de bi okadar değerli merakla izliyorum. Kendinize iyi bakın Allah yar ve yardımcınız olsun.:)sana katılıyorum adaş,
Ec logosunun ilk halinde Türk bayrağı yoktu,
Türk bayrağı eklemeye karar verdiğimizde,
nereye monte edeceğiz diye bir kac hafta ugraşmıştık,
teknik acıdan en uygun yer alt satır idi, ama Türk bayrağını oraya bir türlü koymaya kendimizi ikna edemedik,
olacaksa en üstte olmalıydı ve sol üste ekleme karar verdik,

biz Türklerde bayrak çok önemlidir, onu yere göğe sığdıramayız

metincetin
12-07-2009, 09:30
arkadaşlar önemli bi konuyu atlamışız
o konuda seden kardeş
tebrikler sana be kardeşim adamlar 1000 makinalarla yalovaya gidemiyor sen bayan halinla uluslar arası gazlaışsın
tekrar helal olsun

NurettinAbi
12-07-2009, 11:23
Senin sınıfında işlenen konulardan,tüm öğrencilerin taktir alırdı.Kaldırım mühendisliği sıkıntısı olurdu ülkede.Yaşa Tankut hoca..Şu senin makinada yurtdışına çıkınca azıyor.(Fotoğraf makinası).Gerçi öbürününde ondan aşşağı kalırtarafı yokya:D Birde bu gavur milleti neden chopper'a önemverir,anlamadım.Herne B..sa.Yassah'sa Yassahtır Tankut hoca:D Bartın kırsalındaki teker izlerin kaybolmaya başladı..

Seda
13-07-2009, 12:06
arkadaşlar önemli bi konuyu atlamışız
o konuda seden kardeş
tebrikler sana be kardeşim adamlar 1000 makinalarla yalovaya gidemiyor sen bayan halinla uluslar arası gazlaışsın
tekrar helal olsun

Çok doğru bir konuya değinmişsin sayın MÇ üstadım.:)
Seden Hanım'ı gerçekten tebrik etmek lazım. Ben de Tankut Hoca ve Seden Hanım'ı her yerde örnek gösteriyorum. Çünkü Seden Hanım'ın artçı olmayı değil de kendisinin yol yapmayı tercih etmesi bence takdire şayan.
Keyifle izliyoruz sizi. Allah nazarlardan korusun.

KutG
13-07-2009, 01:35
abi be anıların canlanmasına yardım ettiyiniz :D :D icin size teşekkür ederim
bu gezi daha cok:D tarihsel bir gezimi ..........

Metin hocam, ne yalan söyliyeyim, bu gezi raporunu ilgiyle izliyor olman da beni çok memnun ediyor. Gezinin ne kadar tarihsel :D :D :D bir gezi olduğunu ben sana yan yana geldiğimizi bizzat anlatırım.




Tankut abicim, naçizane bir tavsiyem olacak, senin motorun camında yapışık olan Türk bayrağı ve Ankara EC logosunun yerlerini değiştirelim. Neden diye sorarsan, hiçbir logo veya amblem Türk bayrağının üstüntünde olamaz şunada eminim EC logosu daha sonra yapıştığı ve yer olmadığı için öyle dek gelmiştir. Ben bayrak imalatçısı olduğumdan söylemeden edemedim, sakın yanlış anlama senin vesilenle bu bilgiyi tüm arkadaşlarla paylaşmış olalım... Saygılar sevgiler... :) yolculuğun çok güzel bize verdiğin bilgiler de bi okadar değerli merakla izliyorum. Kendinize iyi bakın Allah yar ve yardımcınız olsun.:)


sana katılıyorum adaş,
Ec logosunun ilk halinde Türk bayrağı yoktu,
Türk bayrağı eklemeye karar verdiğimizde,
nereye monte edeceğiz diye bir kac hafta ugraşmıştık,
teknik acıdan en uygun yer alt satır idi, ama Türk bayrağını oraya bir türlü koymaya kendimizi ikna edemedik,
olacaksa en üstte olmalıydı ve sol üste ekleme karar verdik,

biz Türklerde bayrak çok önemlidir, onu yere göğe sığdıramayız

Gittiğimiz diğer ülkelerin bayrakları çantanın muhtelif yerlerinde iken, bayrağımızı baş tacı yapmak için motorun önüne koymuştum. Ama, bir gün bizim Uzun "Ahanda EC Ankara Duvarcılar logosunu yaptım" deyiverince, başka bir yere yapıştırmaya kıyamadım. Ama, dikkatimizden kaçmış, düzeltiriz hemen.

Yine de bu sevginin gerçek yerinin insanın kalbi olduğunu söylemeden edemeyeceğim.




arkadaşlar önemli bi konuyu atlamışız
o konuda seden kardeş
tebrikler sana be kardeşim adamlar 1000 makinalarla yalovaya gidemiyor sen bayan halinla uluslar arası gazlaışsın
tekrar helal olsun

Metin hocam, Seden Hasan Kalaycı'nın kızı. Diğer ailelerde motorcu damat genelde sıkıntı yaratırken, Seden'i istemeye gittiğimizde Kalaycı bana "Motosiklet ehliyetin var mı?" diye sormuştu. Geçen yıl Ermenistan'a giderken oralara motorla gitmemizi, özellikle de Seden'in kendi motoruyla gitmesine, kendi annesi dahil herkes çok karşı çıkarken sadece Kalaycı desteklemişti. Hayatını başladığı her işi en önde bitirmeye adamış, çok ilginç bir insandı. Kayınpederlik, yaş farkı, vs. falan bir yana, benim de çok iyi bir arkadaşımdı, çok kavga etmişliğimiz, yıllarca konuşmadığımız, ama ondan daha fazla da gezmişliğimiz, görmüşlüğümüz, kafayı çekmişliğimiz vardır, Allah rahmet eylesin. Kızı da benim sadece hayat arkadaşım değil, aynı zamanda yol arkadaşımdır. Çok sıkı bir yol arkadaşıdır, yolda çok uyumlu, çok dayanıklıdır, hiç sorun çıkarmaz. İnsan ne yol arkadaşları görünce bu özelliğin kıymetini çok iyi anlıyor. Erkeklerin kaldığı çok yerde yola devam ettiğini, erkeklerin ondan utanıp onu takip ettiklerini çok bilirim. Her zaman kendi motoru üzerindedir. Kendisini onore ettiğiniz için size teşekkür ediyor.




Senin sınıfında işlenen konulardan,tüm öğrencilerin taktir alırdı.Kaldırım mühendisliği sıkıntısı olurdu ülkede.Yaşa Tankut hoca..Şu senin makinada yurtdışına çıkınca azıyor.(Fotoğraf makinası).Gerçi öbürününde ondan aşşağı kalırtarafı yokya:D Birde bu gavur milleti neden chopper'a önemverir,anlamadım.Herne B..sa.Yassah'sa Yassahtır Tankut hoca:D Bartın kırsalındaki teker izlerin kaybolmaya başladı..

Geçen hafta sonu Uzun ve Serkan'la birlikte Celil'e asker ziyaretine gittik, Celil önümüzdeki ay izne geleceğini beraber kamp yapmaktan bahsetti. Ne yalan söyliyeyim, önce iş güç meselesinden dolayı pek fazla ilgilenemedim. Ama, daha sonra o civarlardaki ulaşılmaz derelerdeki kırmızı benekli alabalıktan bahsedince sihirli kelimeyi söylemiş oldu ve bir anda büyü bozuldu ve beyaz atlı prens kurbağayı öpüp tekrar prenses yaptı. Şaka bir yana, bir anda aklım başımdan gitti ve hemen ajandaya bunu kaydettim. Bu tür bir organizasyon olursa tekrar bir araya geliriz, ne kadar güzel olur.




Çok doğru bir konuya değinmişsin sayın MÇ üstadım.:)
Seden Hanım'ı gerçekten tebrik etmek lazım. Ben de Tankut Hoca ve Seden Hanım'ı her yerde örnek gösteriyorum. Çünkü Seden Hanım'ın artçı olmayı değil de kendisinin yol yapmayı tercih etmesi bence takdire şayan.
Keyifle izliyoruz sizi. Allah nazarlardan korusun.

Seda hocam, Seden'de sizi ilgiyle izliyor, hiç merak etmeyin...

HASAN
13-07-2009, 02:04
Cok guzel bir gezi....kiyasliyorum Bulgaristanla....Doga olarak romenlerin pek ustunlugu yok gibi gozukuyor ama resimlerde gordugum kucuk kasabalar,satolar,baskent,yollar.....her sey cok daha duzenli,temiz ve bakimli.

KutG
13-07-2009, 02:13
Cok guzel bir gezi....kiyasliyorum Bulgaristanla....Doga olarak romenlerin pek ustunlugu yok gibi gozukuyor ama resimlerde gordugum kucuk kasabalar,satolar,baskent,yollar.....her sey cok daha duzenli,temiz ve bakimli.

Hasan hocam, haklısın sana katılıyorum, ama Romenler kadar trafikte felaket bir millet zor bulunur herhalde...

metincetin
13-07-2009, 02:39
bilgilerin icin sizlere teşekkür ederim
şakirlede arazide gazlarız ve cok iyi arkadaşımızdır

KutG
13-07-2009, 03:00
bilgilerin icin sizlere teşekkür ederim
şakirlede arazide gazlarız ve cok iyi arkadaşımızdır

Şakir, bizim oğlanın motocross hocasıdır ve onda çok emeği vardır. Buradan Şakir'e de selamlar...

KutG
13-07-2009, 03:23
4. gün: Braşov çevresi 250 km

Braşov’da kaldığımız otel Hotel Adabelle. Geziye gitmeden önce Romanya hakkında çalışma yaparken Yanık Ayak Gökhan Uçar’ın Braşov’da bu otelde kaldığını görmüş ve tercihimizi bu tecrübeye göre belirlemiştik. Gece geç saatte geldiğimiz için fazla bir şey görememiştik, ama sabah kalkıp oteli görünce güzel bir tercih olduğunu görüyoruz. Hotel Adabelle merkeze yakın 3 yıldızlı bir otel. Oda + kahvaltı double oda iki kişi 150 Lei (85 TL). Akşam yemeğini de dahil ederseniz, fiyat 170 Lei oluyor. Burada rezervasyonu direkt olarak yapmakta fayda var, çünkü internet rezervasyonu yaklaşık 120 TL (www.adabelle.ro ve adabelle_hotel@yahoo.com). Otelin kapalı parkının da olması güvenlik açısından önemli bir detay.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi045.jpg

Artık tarihi Sakson bölgesindeyiz. Ortaçağda 12. yüzyılda Almanya’nın kuzeyinden kalkıp bölgeye yerleşen Sakson’ların bölgesi. Diğer bir deyişle Siebenbürgen bölgesi. Siebenbürgen Almanca “yedi kale” demek ve bu yedi kale Romanya’nın Bistrita, Sibiu, Cluj-Napoca, Braşov, Mediaş, Sebeş ve Sighişoara şehirlerinde inşa edilmiş. Bu şehirlerin tarihi isimleri ise Almanca, sırasıyla Bistritz, Hermannstadt, Klausenburg, Kronstadt, Mediasch, Mühlbach ve Schässburg. Bu gezimiz boyunca bu şehirlerin en önemlilerinden olan Braşov, Sighişoara ve Sibiu’yu ziyaret edeceğiz.

Saksonlar Ortaçağ’da Güney Transilvanya’ya yerleşip bölgenin zengin altın ve gümüş madenlerini işlemeye ve verimli topraklarını işlemeye başladıklarında karşılarındaki başlıca tehdit bölgede yeni yeni yayılmaya başlayan Osmanlı’ydı. Aslında Saksonların bölgede bıraktıkları tarihi izlerin sebebi de Osmanlı. Çünkü, bölgedeki ticaretin Osmanlı’ya karşı güvence altına alınması lazım ve bunun yolu da bölgenin stratejik noktalarına kaleler ve savunma yapıları inşa etmekten geçiyor. İşte Osmanlı sayesinde Saksonlar Romanya tarihinin en eski tarihi yapılarını bu ülkeye armağan ediyorlar. Osmanlı’nın ruhu hala buralarda dolaşıyor. Zamanında bu kalelerin etrafında yaşayan insanların “alarm, alarm, kaleye toplanın, Türkler geliyor” çağrısıyla kalelere sığındıkları söyleniyor. Hala buralarda Türklere ait efsaneler konuşuluyor.

İşte, bu tarihi bölgeyi hakkıyla gezmek için bugünü boş gün olarak geçiriyoruz. Bu gezide ilk defa bir yerde 2 gece kalacağız. Braşov ve çevresi burada biraz zaman harcamayı hak ediyor, hem de 3 gündür yorucu yolculuklar yapıyoruz, yorgunuz. Gerçekten iyi gelecek. Bugün boş gün dedik, ama yine motosiklet tepesindeyiz. Günün ilk gezi durakları Braşov’un çevresindeki Rasnov kalesi, Bran’daki Kont Drakula şatosu, Harman ve Prejmer’deki Sakson kale kiliseleri.

Seden motorunu bırakıp bana artçı oluyor. Dolayısıyla, durmadan arkadan video ve fotoğraf çekme kabiliyetine kavuşuyoruz. Rasnov ve Bran Braşov’un batısında Braşov’a yaklaşık 20-30 km. Bu yol şehirlerarası bir yol değil, 2. derece bir kasaba yolu. Biraz dar ve emniyet şeridi yok, ama yollar güzel bir sorun yok. Sorun sürücüler, roket gibiler, sağdan soldan, kural tanımazlar, Romanya’da biraz dikkatli olmak lazım.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi048.jpg

Zaman zaman tıkanıklık oluyor, ama o da sorun değil, sağdaki toprak bölüm pek güzel gözüküyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi051.jpg

Kısa bir sürüşten sonra Raşnov’dayız. Romanya’da köyler ve kasabalar çok tipik olarak işte böyle şehrin ortasından geçen yolun etrafında yan yana dizilmiş evlerden oluşuyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi054.jpg

Bu da çok tipik bir Romanya görüntüsü. Çok yerde karşımıza çıkan bir görüntüydü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi058.jpg

İşte karşımızda Raşnov kalesi. Türklere karşı durmak için kurulmuş bir kale.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00195.jpg

Yukarıda bahsettiğim bu efsanelerden biri de Raşnov’da. Geziye çıkmadan önce Raşnov hakkında kaynakları incelerken, esir alınmış 2 Türk askerine kalenin içinde bir derin su kuyusu kazmaları ve bunun karşılığında özgürlüklerinin verileceği vaat edilmiş. Fakat, 17 yıl süren kuyu kazısından sonra yine de öldürülmüşler. 143 metre derinliğinde bu kuyu halen kalenin içinde duruyormuş. İşte karşıda Raşnov kalesi ve Holywood tarzı Raşnov yazısı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00196.jpg

Raşnov’dan sonra istikamet Romanya’nın en meşhur turistik atraksiyonlarından biri olan Bran’daki Kont Dracula Şatosu. Raşnov’u çıkar çıkmaz ahmak ıslatan yağmuru bize sabah sürprizi yapıyor. Yağmurlukları giymek için küçük bir köyün kafesinde durduğumuzda bir Tenere de bizi görüp duruyor. Bir Romen motorcu. Adı Alexandru Coller. Kendi ülkesini geziyormuş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00199.jpg

Kafe’de yağmurun geçmesini beklerken bir kahve molası. Biraz laflıyoruz, motoru yeni Tenere. Yeni Tenere’yi daha önce detaylı incelediğim için yakından tanıyorum. Bilmediğim pek fazla bir şey olmadığı halde “Nasıl, memnun musun motorundan?” diyorum. “Tabii, ama seninki de “King of the Road”” diyor. Beklediğim cevabı almış olmanın verdiği şımarıklıkla gevşek gevşek sırıtıyorum.


http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00198.jpg

Bu resimde Alexandru’nun bize sonradan gönderdiği onun kamerasından bizim fotoğrafımız.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC_0024.jpg

Alexandru’dan ayrılıp Bran’a geliyoruz. Bran’da meşhur Kont Drakula’nın şatosu var. Var olmasına var da, aslında Kont Drakula diye biri yok. Kont Drakula, bizim bildiğimiz adıyla Kazıklı Voyvoda, yerel adıyla Vlad Tepes (Türkçe tercümesi Kazıklı Vlad). Zaten zamanında Romanya’da Kont’luk diye bir hiyerarşik yönetim mertebesi yok, bölgesel yöneticiler olarak Voyvoda’lar var. Kont Dracula efsanesi kaynağını İrlanda’lı yazar Bram Stoker’dan alıyor. Bram Stoker düşmanlarını kazığa oturtan zalim Drakula’yı alıp vampir efsanesi ile birleştirip Kont Drakula yaparak uluslararası bir üne kavuşmasını sağlıyor. Ülkedeki tarihi eserlerin geçmişi Orta Çağdan geriye gitmeyince uluslar arası bir üne sahip Kont Drakula’ya birde gizemli bir şato bulmak gerekiyor. 13. yüzyılda Raşnov kalesi gibi Töton Şövalyeleri (Teutonic Knights) tarafından inşa edilen Bran şatosu da bu misyon için gerçekten çok uygun bir seçim.

Unutmadan ufak bir not: Töton şövalyeleri de Tapınak Şövalyeleri gibi Orta Çağ’da Papa’ya direkt bağlı Hristiyanlığı yaymak ve yüceltmek için kurulmuş yarı askeri bir tarikat. Tapınak Şövalyelerinden farkları Orta Avrupa’da yerleşmiş olmaları. Haçlı seferleri ile gösterdikleri üzere baş düşmanları Türkler ve Müslümanlar.

Bizim meşhur Kazıklı Voyvoda’nın hikayesi de şöyle:

Bizdeki adıyla Kazıklı Voyvoda Eflak Prensi III. Vlad, babası Voyvoda Dracul'un Osmanlı’ya yenilmesi üzerine babası tarafından Osmanlı’ya rehin olarak verilmiş ve Osmanlı’nın elinde 6 yıl kadar tutsak kalmıştır. Büyük ihtimalle Osmanlı’ya olan kini bu tutsaklığından kaynaklanmaktadır. Daha sonra Osmanlı’nın egemenliğini tanıyarak 1456 yılında Eflak’ın başına geçerek 1462 yılına kadar Eflak Beyliği yapmıştır. Bu süre içinde tekrar Osmanlı’ya baş kaldırarak Tuna nehrini geçerek Sırbistan’a ve Karadeniz kıyılarına kadar ilerler ve 20 bin Türkü kazıklara geçirerek öldürür. Bunu duyan Fatih Sultan Mehmed bizzat ordularının başına geçerek Vlad’a karşı sefer düzenler. Fatih’in orduları Eflak’ın başkenti Targovişte’ye ulaştığında Vlad Türk savaş esirlerini şehrin girişinde kilometreler boyunca kazıklara oturtmuştur. Buna rağmen Targovişte alınır, ama Vlad kaçmayı başarır. Kaçarken, arkasında ki bütün kuyuları ve ekinleri zehirler, hayvanları öldürtür, hatta hapishanelerdeki cüzzamlı ve vebalı tutsakları salıverip Osmanlı ordusunun arasına karışmalarını teşvik eder ve Macaristan’a kaçar. Orada tutuklanıp 1474 yılına kadar Buda’da esir tutulur. 1474’te kuzeni ile birlikte bir ordu oluşturup tekrar kendini Eflak prensi ilan eder. Ancak, yine Osmanlı ordularına yenilir. Tüm askerleri kendi yaptığı gibi kazığa oturtulur. Öldürülen Vlad’ın kesilen kafası da Fatih’e hediye olarak İstanbul’a gönderilir.

Vlad tarihi perspektifinden öte zalimliği ile öne çıkmış bir karakterdir. Esir aldığı Osmanlı askerlerini kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle, esirlerin derilerini yüzdürerek üzerine tuz sürdürüp keçilere yalatması ve Osmanlı elçilerinin çıkartmak istemedikleri sarıklarını kafalarına çaktırması ile ünlüdür.

İşte, uzakta gözüken Kont Drakula’nın şatosu olduğu söylenen şato.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00200.jpg

Romanya’nın kendi vatandaşları tarafından da kabul edilen bu sonradan yaratılmış Kont Drakula Şatosunun içine gıcırdıyan kapılar ve kapı arkasından fırlayan vampir kuklaları türü saçmalıklara maruz kalmamak ve daha fazla turistik bombardımana uğramamak için girmiyoruz. Yakın plan bir Bran şatosu fotoğrafı burası için yeterli sanıyorum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00201.jpg

TurgayAlan
13-07-2009, 03:43
Vlad tarihi perspektifinden öte zalimliği ile öne çıkmış bir karakterdir.
Dünyanın bilinen tarihine dönüp baktığımızda,benzer psikolojik rahatsızlığı olan o kadar çok diktatör gelip geçmiş ki..

Nitekim insanlık ne çektiyse bu tip adamlardan çekmiş...!

Takipteyiz seyyah baba..;)

37_Fahir
13-07-2009, 04:49
Tankut hocam ellerine sağlık bu yazı işi,gezi işinden daha zor bence ama sen maşallah bir rehberden daha iyi bir rehbersin araştırıp öğreniyor ve çok güzel satıyorsun ayrıca Seden hanımı bende eşimde tebrik ediyoruz oda sizin gezilerinizi merakla izliyor ben hiç Avrupaya gitmedim ama eşim Avrupanın bir çok yerini okul arkadaşları ile gezdi (Öğretmendir..) Turlara katılmadan gezmek iyide biraz dil gerekir sanırım,birde her ülke için vize işini nasıl yapmalı meraktan yani :rolleyes: gideceğimizden değil hani,Ha bide sizi en entellektüel ENDURO CLUB üyeliğine aday gösteriyorum ve oy veriyorum:D:)

metincetin
13-07-2009, 09:59
Şakir, bizim oğlanın motocross hocasıdır ve onda çok emeği vardır. Buradan Şakir'e de selamlar...

aman abi selamın üzerimizde kalmasın şimdi şakiri arıyorum

KutG
14-07-2009, 03:29
Dünyanın bilinen tarihine dönüp baktığımızda,benzer psikolojik rahatsızlığı olan o kadar çok diktatör gelip geçmiş ki..

Nitekim insanlık ne çektiyse bu tip adamlardan çekmiş...!

Takipteyiz seyyah baba..;)

Romanya'da bunlardan var epeyce, Çavuşesku Kazıklı Voyvoda'nın modern zamanlar versiyonu gibi...




Tankut hocam ellerine sağlık bu yazı işi,gezi işinden daha zor bence ama sen maşallah bir rehberden daha iyi bir rehbersin araştırıp öğreniyor ve çok güzel satıyorsun ayrıca Seden hanımı bende eşimde tebrik ediyoruz oda sizin gezilerinizi merakla izliyor ben hiç Avrupaya gitmedim ama eşim Avrupanın bir çok yerini okul arkadaşları ile gezdi (Öğretmendir..) Turlara katılmadan gezmek iyide biraz dil gerekir sanırım,birde her ülke için vize işini nasıl yapmalı meraktan yani :rolleyes: gideceğimizden değil hani,Ha bide sizi en entellektüel ENDURO CLUB üyeliğine aday gösteriyorum ve oy veriyorum:D:)

Fahir hocam, her zamanki gibi nazik yorumların için teşekkürler. Elimden geldiğince soruları yanıtlamaya çalışayım.

İlk olarak, kendi başına geziye gidiyorsan, temel terimlerin İngilizce'sini bilmen yeterli. Vücut dili dünyanın en çok konuşulan dili, emin ol. Hatta, biraz daha ileri gidip şunu rahatlıkla söyliyebilirim ki, tek kelime yabancı dil bilmesen bile yurtdışına seyahat edebilmek mümkün olur, çünkü yakın ve uzak çevremizde Türkçe konuşan çok büyük bir coğrafya var (Türk nüfus barındıran komşu ülkeler, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, vb.) ve dünyanın her yerinde illa ki bir Türk vardır, hiç şüphen olmasın.

İkincil olarak, Balkan ülkeleri, Gürcistan, İran gibi çoğu ülkeye vizesiz gitmek mümkündür. Bunun yanısıra, tek bir Schengen vizesi 15'e yakın ülkeye vizesiz gitme imkanı tanıyor.




aman abi selamın üzerimizde kalmasın şimdi şakiri arıyorum

Sağol Metin hocam...

metincetin
15-07-2009, 08:28
Sağol Metin hocam
tankut abi şimdi buradanda şakir abi size selam söylüyor:D
hadi hayırlı gazlamalarrrrrrr:D

KutG
15-07-2009, 09:24
Sırada Braşov şehir merkezi var. Hemen eski şehir merkezine damlıyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi065.jpg

Bu şehir merkezinin bulunduğu meydan 13. yüzyılda inşa edilmeye başlanmış. Arka planda Belediye binası var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi068.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00202.jpg

Meydanda biraz gezinti.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00204.jpg

Oldukça büyük bir meydan ve meydanı çevreleyen tarihi binalar. Eski şehir merkezi Orta Çağda olduğu haliyle korunmuş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00205.jpg

Ve, meydanda bir radyonun reklamını yapan soytarılar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00203.jpg

Braşov şehir merkezinde sırada Black Church (Kara Kilise) var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00206.jpg

Kara Kilise 1477 yılında Moğollar tarafından yıkılan eski kilisenin üstüne inşa edilmiş. 1689 yılında çıkan yangın esnasında kilisenin duvarlarının dumandan kararmasından dolayı Kara Kilise adını almış.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00207.jpg

Şehir merkezinden tepelere doğru evler ağaçların değil, bizzat ormanın içinde.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00210.jpg

Braşov’un tarihi eski şehir merkezi çevresinde savunma amaçlı yapılar var. Bu resimde görünen bir gözetleme kulesi. Beyaz Kule.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00208.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00209.jpg

Beyaz Kule’yi biraz yakından incelemek istiyoruz. Burası Beyaz Kule’ye giden yol.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00236.jpg

Bu da kulenin hemen altında çekilmiş bir fotoğraf.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00237.jpg

Bu resimlerde kulenin önündeki platformdan çekilmiş Braşov’un tarihi şehir merkezini gösteren fotoğraflar. Ortaçağ’da gözcüler düşmanı ve şehri böyle görüyorlarmış.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00238.jpg

Karşıda görülen şehrin hemen yanında yükselen Tampa dağı. Tampa dağına teleferikle de çıkılabiliyor. Dağın üstünde yine Holywood tarzı Braşov şehir yazısı. Buralarda bu tarz pek ünlü galiba. Sağ altta çatısı gözüken Kara Kilise.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00239.jpg
Bu da bir turistin eline zorla tutturularak çektirilmiş bir Braşov hatırası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00240.jpg

Şehir turundan sonra birkaç ufak tefek alışveriş için bir markete giriyoruz. Bu fotoğrafta marketin içinde kendi küçük kulübesinde oturan kişi bizde artık hemen hemen hiç kalmayan bir saat tamircisi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00211.jpg

Bu da otelin hemen yanı başındaki meyve sebze pazarında kiraz tadımı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi070.jpg

Burada Seden’le ayrılıyoruz. Ben Braşov’a 30-40 km mesafedeki iki Sakson yerleşimini gezmek istiyorum, o şehirde biraz gezmek istiyor. Ben yoluma düşüyorum. Şehirden çıkmadan bir gün önce sorun çıkaran Seden’in elciği için bir yapı market arıyorum, bulduğum yer Tekzen yapı marketi. Hemen aradığımı satın alıp, yola devam ediyorum. Ziyaret edeceğim yerler Harman ve Prejmer köyleri. Bu köylerde yaşam halen devam ediyor ve buralarda iki tane güçlendirilmiş Sakson kilisesi var. Ya da Sakson kale kilisesi. İngilizce değişiyle “Fortified Saxon Churches”. Gerçekten çok ilginç bir mimari yapı. Bir kilisenin hemen çevresinde yapılmış kale duvarları. Ama, ilginç olan kalenin içinde sadece kilise var, daha doğrusu kilisenin etrafında kale duvarlarından başka bir şey yok. Evler, dükkanlar, depolar, vb. gibi diğer bütün yapılar kale duvarlarının içine inşa edilmiş. Savunma durumunda kale kilisenin etrafında yaşayan halk buraya toplanıp, dış kapıları da kapatıp bütün ihtiyaçlarını bu yapının içinde görüyorlarmış. Tabii, bu garibanlara bu kadar cambazlığı yaptırtanın Osmanlı korkusu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

İşte, bu Prejmer’deki kale kilisenin dıştan görünümü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00212.jpg

Burası da giriş kapısı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00213.jpg

Giriş kapısının hemen yanındaki bilgi tabelası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00214.jpg

Giriş tünelini kapayan demir giriş kapısı. İşte, bu kapı dedelerimizin kuşatması altında kapanan bir kapı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00216.jpg

Giriş tünelinin sonunda bir ara geçiş bölmesi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00215.jpg

İşte kale kilisenin iç kısmı. Sol taraftaki yapı ortadaki kilise, sağ tarafta görülenler kale duvarları içinde yapılmış evler.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00217.jpg

Evlerin yakın plan çekimi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00220.jpg

Kale duvarları içinde tahıl ve üzüm işleme atelyesi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00222.jpg

Bu da yapının ortasına inşa edilmiş kilise.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00219.jpg

Kilisenin içi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00218.jpg

Burası da Harman köyündeki kale kilise.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00224.jpg

Giriş bölümü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00223.jpg

Giriş tüneli.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00229.jpg

Bilgi tabelası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00230.jpg

İç bölüm.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00227.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00228.jpg

Harman’dan şehre dönüp Seden’le otelde buluşuyorum. Otele gelir gelmez hemen elciği bir operasyon çekip, yapıştırıyorum. İyice tutsun diyerek motoru çalıştırıp, elcik ısıtmayı da açıyorum. Sabaha tekrar kontrol etmek üzere operasyonu sonlandırıyorum.

Akşam yemeği için otelden turistik olmayan, oranın yerlilerinin gittiği ve yerel yemekler yiyebileceğimiz bir restoran tavsiyesi istiyoruz. Resepsiyonist Dani bize Roata Norocului (Strada Crisan nr. 6, Brasov, tel: 068 411491 – 068 412324) adlı bir restoranı tavsiye ediyor. Roata Norocului, İngilizce “Wheel of Fortune” demekmiş, Türkçe’ye “Şans Çarkı” veya “Çark-ı Felek” olarak tercüme edilebilir. Bu restoran Braşov’un kayak merkezi olan Poina Braşov’a giden yolda şehirden çıkarken ilk virajı dönmeden hemen yolun altında yer alıyor. Restorana şehrin içinden yürüyerek gidiyoruz. Böyle caddelerin her iki yanına dizilmiş evler var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00234.jpg

Ama, ilginç olan bu evlerin çoğunun kapısı açık. Daha da ilginç olan bu evlerin birinin kapısından baktığımızda içeride başka bir hayat neredeyse başka bir mahalle olduğunu görüyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00233.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00231.jpg

Yolda başka tarihi gözetleme kuleleri var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00235.jpg

Burası Roata Norocului adlı restoranın girişi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00241.jpg

Restorana oturuyoruz. Garsonların hiç biri yabancı dilmiyor ve Romence’den başka bir dilde yazılmış bir menü yok. Bu durum restoranın gerçekten yerel olduğuna dair asli bir kanıt oluşturuyor, ama ne yemek yiyeceğiz, işte onu bilemiyoruz. Romenler Latin alfabesi kullanıyor (ya Bulgarların Kiril alfabesi ya da Gürcülerin makarna yazıları olsaydı) ve kullandıkları dilleri Hint-Avrupa grubuna dahil. Menüden biraz benzetmeyle bir şeyler ısmarlamaya çalışıyoruz, ama o da pek mümkün değil gibi görünüyor. Dur bakalım o zaman, yandaki masada millet ne yiyor, ona biraz bakalım. Fotoğrafta bendeniz yan masayı keserkene.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00242.jpg

Bu yan masayı dikizlemece işini garsonla vücut dilini kullanma pratiği ile birleşince ortaya nihayet bir sipariş listesi çıkıyor. Siparişler; işkembe çorbası, yeşil salata, ızgara sosis ve köfte, sırf cinslik olsun diye kurbağa bacağı, taze yerli peynir, taze sofra şarabı ve Papanasi adlı bir tatlı.

Siparişler geliyor, Seden ya bismillah diyerek çorbaya girişmeden hemen önce.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00243.jpg

İşkembe çorbası enfes bir şey çıkıyor. Sarımsaklı değil, ama gerçekten nefis. Buranın tipik bir yemeği imiş. Daha sonra gelen ızgara sosis ve köftelerde leziz çıktı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00245.jpg

Daha sonra benim kurbağa bacakları siparişi geldi. Seden” ben hayatta yemem” dedi, bir tane bile tatmadı. Bense Fransızların kurbağa bacağı yediğini biliyordum, ama daha önce hiç denememiştim. Kurbağa bacağının yerel bir Romen yemeği olup olmadığını vücut dilinde garsona soramadığım için birazda meraktan sipariş etmiştim. Öte yandan, aklıma hep şu aşağıdaki karikatür geliyordu.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/aq45bl9waa0e8uc1l.jpg

Şahsen bu yemekten bir şey anladığımı söyleyemeyeceğim. Gelen yemek fast food türü yağda kızartılmış üzerinde çok az et olan tavuk benzeri bir şeydi. Manevi fast food alerjimden midir bilmiyorum, ama bu yemek pek hoşuma gitmedi. Belki başka türlü pişirilseydi daha hoş olabilirdi, ama neyse artık bu da başka bir geziye kalsın.

Bunlar da benim kurbağa bacakları.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00246.jpg

Bulgaristan Tsarevo’daki altısı bir yerde durumunu hatırlarsınız. Bulgaristan’daki bu Tsarevo tecrübesinden sonra kendi kendime “acaba Romanya’da da Seden’i uyutup, gece biraz gezintiye çıkabilir miyim?” diye düşünüyorum. Bir yandan Seden’in şarap bardağını dolduruyorum, öte yandan elimdeki zincirli kolyeyi sallayarak hipnoz seansı yapıyorum. “Şimdi beşe kadar sayacağım, sonra güzel bir uykuya dalacaksın. 1, 2, 3, 4, 5, uyu Seden uyu, uyu Seden uyu…”. Hımmm, başarılı oluyorum, galiba.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00247.jpg

Seden’i uyutup gezme planlarım suya düşüyor. Uyumuyor. Hipnozdan dolayı uyutarak değil, ama biraz fazla kaçmış şaraptan dolayı kendisini otele kadar taşımak zorunda kalıyorum.

extrailt
15-07-2009, 12:00
Tankut abi çok güzel gidiyor,Ver gazı ver............:)

HASAN
15-07-2009, 12:58
Cok zevkli bir gezi....helal :)

TurgayAlan
15-07-2009, 05:45
Sevgili dostum..
Öncelikle rapor için verdiğin emeğin önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.:)


Tabii, bu garibanlara bu kadar cambazlığı yaptırtanın Osmanlı korkusu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Zamanında yörenin tarihine ilişkin bir kaç kaynak kurcalamıştım..
Ne yalan söyleyeyim,bölgede yaşayan toplumların Osmanlı'dan bu denli çekindiklerini açıkçası pek kavrayamamışım.:!o

Bir de unutmadan;
yanımızda kibrit ve çakı dışında hiç birşey bulundurmadan günlerce hard araziye bıraksalar,sanırım severek yiyeceğim proteğin kaynağının başında kurbağa bacağı ilk sırayı alır..:D

Sıkı takipteyiz Tankut baba..

metincetin
15-07-2009, 08:48
Sevgili dostum..
Öncelikle rapor için verdiğin emeğin önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.:)


Zamanında yörenin tarihine ilişkin bir kaç kaynak kurcalamıştım..
Ne yalan söyleyeyim,bölgede yaşayan toplumların Osmanlı'dan bu denli çekindiklerini açıkçası pek kavrayamamışım.:!o

Bir de unutmadan;
yanımızda kibrit ve çakı dışında hiç birşey bulundurmadan günlerce hard araziye bıraksalar,sanırım severek yiyeceğim proteğin kaynağının başında kurbağa bacağı ilk sırayı alır..:D

Sıkı takipteyiz Tankut baba..

turgay abi
derisi yüzülünce beyaz yagsız ve sert bir eti vardır :D
tabiki zevklerle renkler tartışılmaz demiştin
nezaman
işte ozaman:D :D :D :D

semih
16-07-2009, 12:36
Senin raporlarını takip etmek ayrı bir zevk veriyor bana PC başında hele de yanında bir çay yudumlarken o yerlere gitmiş kadar,O tarihi bilgileri de sindire sindire izliyoruz seni tankut hocam. Takipteyiz.

KutG
16-07-2009, 10:07
Tankut abi çok güzel gidiyor,Ver gazı ver............:)

Sağol Arif hocam, aynen devam...




Cok zevkli bir gezi....helal :)

Teşekkürler, Hasan kardeş. Peki, sen neden bize Bulgaristan'ı tanıtan raporlar gönder miyorsun? Arazi raporu da olur, gezi raporu da olur. Hele şöyle Bulgaristan'daki Türk izlerini anlatan bir rapor olsa, enfes olurdu. Eminim, çok da ilgi çekerdi. Bulgaristan güzel bir memlekete benziyor.




Sevgili dostum..
Öncelikle rapor için verdiğin emeğin önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.:)

Zamanında yörenin tarihine ilişkin bir kaç kaynak kurcalamıştım.. Ne yalan söyleyeyim,bölgede yaşayan toplumların Osmanlı'dan bu denli çekindiklerini açıkçası pek kavrayamamışım.:!o

Bir de unutmadan; yanımızda kibrit ve çakı dışında hiç birşey bulundurmadan günlerce hard araziye bıraksalar,sanırım severek yiyeceğim proteğin kaynağının başında kurbağa bacağı ilk sırayı alır..:D

Sıkı takipteyiz Tankut baba..

Her zamanki desteğin için teşekkür ederim Turgay kardeşim...

Kurbağa bacağı tabii ki arazide mahsur kaldığın zaman başvurulabilecek bir yiyecek kaynağı, ama benim kastettiğim şehirde bir lokantada yediğin zaman hem bir gram et yemek için sarf ettiğin çabaya değmediği hem de kızartılınca iyice fast food yiyeceklerine benzemeseydi.

Bartın'da olan bitenler hakkında biraz resimli bilgi versen iyi olmaz mı? Bizde biraz bilgilenmiş oluruz. Oraları yine sel götürüyor galiba...




turgay abi derisi yüzülünce beyaz yagsız ve sert bir eti vardır :D tabiki zevklerle renkler tartışılmaz demiştin nezaman işte ozaman:D :D :D :D

Haklısın Metin hocam, bana da pek yavan geldi.




Senin raporlarını takip etmek ayrı bir zevk veriyor bana PC başında hele de yanında bir çay yudumlarken o yerlere gitmiş kadar,O tarihi bilgileri de sindire sindire izliyoruz seni tankut hocam. Takipteyiz.

Senin çayında tadına doyulmuyor gerçekten. Celil Ağustos ayı içinde Safranbolu civarlarında kırmızı benekli alabalık organizasyonu yapalım diyordu, tekrar biraraya gelsek ne güzel olur.

Uzun'um koysana artık Celil'in şu asker resmini, hani şu ajan gibi çektiğin.

NurettinAbi
16-07-2009, 11:04
Valla Tankut hoca,ben şunu görüyorum,raporların,köfte ekmek gibi satıyor ama hep cepten yiyorsun:confused: Seninle yapılacak her gezide,hayat sigortamızda olur.Üstesinden gelmediğin yok.Ben,MAŞAALLAH diyor ve kazasız belasız nice gezi raporları temenni ediyorum.İkiliden bir depo selam.

HASAN
16-07-2009, 11:57
Dostum...bu yuzden sizlere hayranim,cunku gezilerinizi belgesel gibi yansitiyorsunuz bizlere....resimler,tarih,bilgi v.s.
Bu herkezin yapabilecek bir is deyil....hele ben hayatta yapamam bunu... Bulgaristan senin dedigin gibi guzel ve gezilecek bir yer,tarihi yerler cok olmasada,gorulmeye deyer bir ulke....emin ol ki Aykut abim,resimler ve yazilarla cok daha guzel tanitacak BG sizlere :) :) Saygilar

KutG
16-07-2009, 02:52
Valla Tankut hoca,ben şunu görüyorum,raporların,köfte ekmek gibi satıyor ama hep cepten yiyorsun:confused: Seninle yapılacak her gezide,hayat sigortamızda olur.Üstesinden gelmediğin yok.Ben,MAŞAALLAH diyor ve kazasız belasız nice gezi raporları temenni ediyorum.İkiliden bir depo selam.

Vay benim Nurettin abim, sen hele bir geziye çıkmayı he de de, gerisi kolay. Turgay'ı da ister kendi motoruyla ister artçı olarak yanımıza aldık mı, tamamdır. Zaten o da benim gibi gideceği yerler hakkkında bilgi edinmeyi seviyor. Veririz ödevini eline bizim için hazırlar.




Dostum...bu yuzden sizlere hayranim,cunku gezilerinizi belgesel gibi yansitiyorsunuz bizlere....resimler,tarih,bilgi v.s.
Bu herkezin yapabilecek bir is deyil....hele ben hayatta yapamam bunu... Bulgaristan senin dedigin gibi guzel ve gezilecek bir yer,tarihi yerler cok olmasada,gorulmeye deyer bir ulke....emin ol ki Aykut abim,resimler ve yazilarla cok daha guzel tanitacak BG sizlere :) :) Saygilar

Hasan hocam, kuru fotoğrafa da razıyız, bir ucundan tut işin yahu...

.

TurgayAlan
16-07-2009, 03:46
..Bartın'da olan bitenler hakkında biraz resimli bilgi versen iyi olmaz mı? Bizde biraz bilgilenmiş oluruz. Oraları yine sel götürüyor galiba...

Üstadım,olası yardım talebi karşısında fotoğraf kamerası tüm gece boyunca bize ayak bağı olacağı için yanımıza almamıştık..
Elimde yalnızca sabah saat 06:00-09:00 sularında çekilmiş birkaç fotoğraf var.

Bartın'da meydana gelen su taşkını konusunda kısaca şunu söylemek istiyorum;
Ben, bir doğal afet öncesi ilk kez devleti bu kadar hazırlıklı ve donanımlı gördüm..
Ayrıca 1998 büyük sel baskınınından bu yana geçen süre,yörede yaşayan yurttaşlar olarak bizlere çok şey kazandırmış..

Hepimize geçmiş olsun..

metincetin
16-07-2009, 08:24
Haklısın Metin hocam, bana da pek yavan geldi


:D :D :D :D turgay abi bi aciklamada senden alalım:D lütfen........

KutG
17-07-2009, 09:43
5. gün: Braşov-Sighişoara-Sibiu 220 km

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Brasov-Sibiu.jpg

Bir önceki günün güzel akşam yemeği ve deliksiz uykusundan sonra sabah ilk iş enfes bir kahvaltı. Daha sonra elcik kontrolü. Elcik tamadır, bir sorun yok.

Bugünkü hedefimizde iki Sakson şehri var. Önce Sighişoara, sonra Sibiu, ama yol üstünde iki tane de Sakson kalesi var. Braşov çıkışında çok güzel virajlı yollar var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00248.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00249.jpg

Virajlı yolları geçtikten sonra yine yağmur başlıyor. Bu sefer “ahmak ıslatan” değil, baya baya ıslatıyor. Durup yağmurlukları giyinmek lazım.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00251.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00252.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00257.jpg

Yağmur altında devam ediyoruz, ama yağmur aralıksız ve şiddetli yağıyor. Bu arada ilk durağımıza geliyoruz. Burası Rupea. Uzakta arka planda gözüken Rupea kalesi, bir başka Sakson eseri. Bu fotoğraflar Rupea kalesinin şehrin içinden benim motordan görüntüsü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00253.jpg

Bu fotoğraf da aynı kalenin Seden’in motorundan görüntüsü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi071.jpg

Yakın plan.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00254.jpg

Yağmur altında ikinci durağımıza geliyoruz. Bu fotoğraflar da Rupea’daki Sakson kalesinin şehrin dışından görüntüsü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00255.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00256.jpg

Öğle üzeri Sighişoara’ya varıyoruz. Sighişoara UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Avrupa’nın en iyi korunmuş Orta Çağ şehirlerinden biri. Şehrin eski merkezinde yaşam halen devam ediyor.

Şehrin en dikkat çekici yapısı saat kulesi. Çok güzel bir mimarisi var gerçekten.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00264.jpg

Saat kulesi ve yanında Dominican Manastırı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00263.jpg

Bir diğer dikkat çekici tarihi eser Hill Church. Tepedeki kilise.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/SighisoaraHillChurch.jpg

Bu da tepedeki kiliseye çıkan üstü kapatılmış ahşap merdivenler, kilise öğrencileri yukarıya çıkarken ıslanmasınlar diye inşa edilmiş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Coveredstairways.jpg

Savunma amaçlı inşa edilmiş bir kule.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00259.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00260.jpg

Bu da Kazıklı Voyvoda’nın doğduğu söylenen ev.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/HouseofDracula.jpg

Bu da yeni dönem eserlerinden 1934-37 yılları arasında Bizans mimarisine uygun inşa edilmiş Ortodoks Katedrali.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00266.jpg

Sighişoara’dan Sibiu’ya doğru ayrılıyoruz. Yağmur eziyeti tüm şiddetiyle devam ediyor. Yağmur artık yağmur olmaktan çıkıp küçük çaplı bir sel felaketi haline geliyor. Sibiu’ya gelir gelmez yağmur kesiliyor. İlk iş, konaklayacağımız Artemis Pansiyonu bulmak. Navigasyon cihazı adresi bulmasına rağmen pansiyonu bulmak biraz zor oluyor. Hemen yan taraftaki bir kilisenin oteline geçip adresi soruyoruz. Yahu, burası da güzelmiş, burada da kalabiliriz. Ama, yer yok maalesef.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi072.jpg

Aldığımız tarife göre Artemis pansiyonu buluyoruz. Adresi bulmakta neden zorlandığımızı anlıyoruz. Çünkü burası özel bir mülk, enfes bir villa.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00290.jpg

Artemis pansiyon (adres. Bieltz Str. Nr. 59 Sibiu, tel: 07482878243) merkeze yakın 3 yıldızlı bir pansiyon ve kahvaltı dahil iki kişilik oda fiyatı 24 Euro. Sibiu’ya gideceklere kesinlikle tavsiye ederim.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00291.jpg

Hemen motorları park edip odaya yerleşiyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi075.jpg

Pansiyonun bayan çalışanları gerçekten çok yardımcılar.

- TG : Bayanlar hepinize çok teşekkür ederim, ama artık ısrar etmeyin lütfen, ben eşimle beraber seyahat ediyorum, onu otelde tek başına bırakıp hepinizle birlikte tek başıma akşam yemeğine nasıl çıkabilirim?
- Bayanlar : Ama, eşiniz çok yorgun görünüyor, yarın sabaha kadar uyusa uykuya doymaz yani, onu uyutmayı deneseniz???
- TG : He tabii, tabii. O da bir uyur ya. Valla, her yolu denedim, hipnoza karşı bile bağışıklık kazandı. Ne uyuması, iyice cin gibi oldu ya.
- Bayanlar koro halinde : Bize ne!!! Bize ne!!! Bize ne!!!

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi095.jpg

KORBALA
17-07-2009, 11:15
- Bayanlar koro halinde : Bize ne!!! Bize ne!!! Bize ne!!!

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi095.jpg

İsmi de sakatmış :) ARTEMİS. [...Artemis kendine yaklaşan erkekleri ya bir çeşit geyiğe yada tavşana çevirerek onları cezalandırmıştır... *Wikipedia alıntısı ::) ] Bile bile mi gittin Tantuk hocam :)

KutG
17-07-2009, 07:01
İsmi de sakatmış :) ARTEMİS. [...Artemis kendine yaklaşan erkekleri ya bir çeşit geyiğe yada tavşana çevirerek onları cezalandırmıştır... *Wikipedia alıntısı ::) ] Bile bile mi gittin Tantuk hocam :)


Yahu Cumhur'um ben ne bileyim, biz bereket diye gittik, şapkadan tavşan çıktı.


.

SerhatSaraç
17-07-2009, 07:43
Yahu Cumhur'um ben ne bileyim, biz bereket diye gittik, şapkadan tavşan çıktı.


.


Tankut abi gezinin fotoğraflarını ilgiyle takip ediyorum:D
Ama bu gidişle yenge ile gezi işleri iptal olucakmış gibime geliyor:D

KutG
18-07-2009, 10:09
Tankut abi gezinin fotoğraflarını ilgiyle takip ediyorum:D
Ama bu gidişle yenge ile gezi işleri iptal olucakmış gibime geliyor:D

Yok yahu Serhat'cığım, başta eşim olmak üzere hepinizin hoşgörüsüne sığınarak latife yapıyoruz işte, hepsi hepsi bu. O fotoğrafı çeken de eşimdir. Yolda, o çok iyi bir dost ve yol arkadaşıdır.

necok
18-07-2009, 02:14
Yok yahu Serhat'cığım, başta eşim olmak üzere hepinizin hoşgörüsüne sığınarak latife yapıyoruz işte, hepsi hepsi bu. O fotoğrafı çeken de eşimdir. Yolda, o çok iyi bir dost ve yol arkadaşıdır.

Valla ne diyim. Her ikizede helal olsun. Geziniz harika, Sunumun ondan da harika. Zevkle takipteyiz, GÜZEL Tankut abicim.
Tüm hayallerin gerçekleşmesi dileği ile Sağlık Sıhhat ve Mutluluklar.

KutG
20-07-2009, 11:50
Valla ne diyim. Her ikizede helal olsun. Geziniz harika, Sunumun ondan da harika. Zevkle takipteyiz, GÜZEL Tankut abicim.
Tüm hayallerin gerçekleşmesi dileği ile Sağlık Sıhhat ve Mutluluklar.


Sağolasın Necdet abim, bütün bu dediklerin senin gibi dostlarla birlikte GÜZEL.


.

KutG
20-07-2009, 11:53
Bugün sırada Transilvanya Sakson’larının başşehri Sibiu var. Ya da diğer bir deyişle Siebenbürger bölgesinin Hermannstadt’ı. Siebenbürger’in en büyük ve en zengin şehri. Braşov’da yaptığımız gibi tek motor alıp Sibiu’yu gezmeye başlıyoruz. Sibiu şehrinin eski Orta Çağ Alman şehirlerinden hiçbir farkı yok.

İlk durak Sibiu Ortodoks Katedrali. Katedral yeni bir yapı, 1902-1906 yılları arasında eski bir Yunan kilisesi üzerine inşa edilmiş. Mimarisi İstanbul’daki Aya Sofya’nın benzeri.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00268.jpg

Katedralin bilgi tabelası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00269.jpg

Bunlarda katedralden üç papaz ve bir rahibe. Rahibenin kıyafeti ve baş örtüsüne dikkat.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00267.jpg

Burası Huet meydanındaki Lutheran Evanjelik Kilisesi. 1320-1520 yılları arasında inşa edilmiş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00284.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00283.jpg

Kilisenin önden görünümü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00271.jpg

Kilisenin bilgi tabelası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00285.jpg

Burası Piata Mare, Great Square, Büyük Meydan.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00275.jpg

Hakikaten şehrin ortasında çok büyük bir meydan.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi080.jpg

Resmin sol tarafındaki bina Brukenthal Sarayı and Ulusal Müzesi. Sağ tarafta Katolik Kilisesi var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00274.jpg

Katolik Kilisesinden yakın plan.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00273.jpg

Bu da “City Hall Tower”, ya da Belediye Binası Kulesi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00276.jpg

Kulenin arkadan görünümü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00281.jpg

Bunlar da büyük meydan ile küçük meydan arasındaki tüneller.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00277.jpg

Küçük meydanın hemen yanı başında küçük güzel köprü var. Bridge of Lies, Yalanlar Köprüsü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00278.jpg

Köprünün adı bana çok romantik geldi, ama hikayesi pek romantik değil. Bu köprü şehrin üst kısmındaki Büyük Meydan tarafındaki ticaret bölgesini şehrin alt kısmındaki Küçük Meydan tarafındaki üretim bölgesine bağlıyor. Dolayısıyla, bu köprü adını ticaret erbabının bu köprü üstünde yaptığı sıkı pazarlıklar esnasında işkembe-i kübradan salladıkları yalanlardan almış.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00280.jpg

Köprü Romanya’nın hem en eski köprüsü hem de tek döküm demir köprüsü. 1859 yılında eski ahşap köprünün yerine inşa edilmiş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi083.jpg

Bu da köprünün üstünden bir görüntü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00282.jpg

Sibiu’da da Braşov gibi şehrin çevresinde savunma amaçlı gözetleme kuleleri var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00287.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00288.jpg

Akşam otele dönüp yine bir yerel restoran tavsiyesi istiyoruz. Yine tam isabet. Tavsiye şehir merkezinde Casa Veche Restoranı (adres: Str. Liviu Rebrenau, Nr. 4, Sibiu. Tel: 0269/213034-0745/323747, info@casavechesibiu.ro ve www.casavechesibiu.ro).

Restoranın spesiyalitesi yerel bir yemek olan Mamaliga. Beyaz peynir tulum peyniri arası bir peynirle ve enfes bir sosla servis edilen mısır ezmesi. Tabii, yanında ciorba (çorba), ızgara köfte ve taze sofra şarabı ile birlikte.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi097.jpg

semih
20-07-2009, 09:56
Tankut hocam,O sürahideki taze sofra şarabı derken yeni olgunlaşmış şarap mı? taze sıkılmış üzüm suyu mu? Vallahi bilmiyorum o yüzden soruyorum.

KutG
21-07-2009, 03:31
Tankut hocam,O sürahideki taze sofra şarabı derken yeni olgunlaşmış şarap mı? taze sıkılmış üzüm suyu mu? Vallahi bilmiyorum o yüzden soruyorum.

Semih hocam, taze sofra şarabından kasıt yeni hasat yıllandırılmamış şaraptır. Benim diyen yıllandırılmış şarapla yarışır, şarabın çok tüketildiği ülkelerde çok tutulur. Kırmızısı da beyazı da soğutularak ve direkt olarak sürahi ile içilir.

uzUn
21-07-2009, 07:49
Semih hocam, taze sofra şarabından kasıt yeni hasat yıllandırılmamış şaraptır. Benim diyen yıllandırılmış şarapla yarışır, şarabın çok tüketildiği ülkelerde çok tutulur. Kırmızısı da beyazı da soğutularak ve direkt olarak sürahi ile içilir.
Sürahiyi herkesin içinde kafana dikmedin, değil mi Tankut abim, "Hımms,çok lezizmiş, şalap şulup" sesleri içinde??:D

KutG
21-07-2009, 07:52
Sürahiyi herkesin içinde kafana dikmedin, değil mi Tankut abim, "Hımms,çok lezizmiş, şalap şulup" sesleri içinde??:D

Ulen Uzun, sen var ya sen, hiç affetmiyorsun valla...

KutG
22-07-2009, 05:06
6. gün: Sibiu-Curtea de Agres-Pitesti-Bükreş-Rusçuk-Yanbolu 610 km

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Sibiu-Yanbolu.jpg

Sabah kalkıp, kahvaltı salonuna iniyoruz. Pansiyon sahibi akşamdan sabah kahvaltıda ne istediğimizi sormuştu, bizde bir kuş sütü istememiştik, masaya bakıyoruz, hepsi eksiksiz tamam. Birinci sınıf hizmet, tebrikler.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00289.jpg

Kahvaltıdan sonra motorları yükleyip yola koyuluyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi099.jpg

Bugün önümüzde gerçek bir macera var. Bir motosiklet sevdalısının düşlerini kuracağı bir yere gidiyoruz. Avrupa’nın en güzel 10 motosiklet rotasından biri olarak kabul edilen bir yere gidiyoruz. Balea Lac’a gidiyoruz. Balea Lac Karpatları kuzeyden güneye 2000 metrenin üzerinde geçen bir dağ geçidi. Gidiyoruz, ama geçip geçemeyeceğimizi de bilmiyoruz. Yani, işin bir de macera boyutu var. Bir motorcu daha Allah’ından ne ister, be kardeşim?

Balea Lac geçidi Çavuşesku zamanında rejimin gücünü tüm dünyaya göstermek için Karpatların güney yamacında yer alan Vidraru nehri üzerine inşa edilen baraja kuzeyden ulaşım sağlamak amacıyla yapılmış bir geçit. Vidraru barajı ve Balea Lac geçidi Bükreş’teki Parlamento Binası gibi komünist rejimin bir prestij projesi. Aslında, baraj da bu yol da tam bir kaynak israfı. Ama, bu yol bu Çavuşesku delisinin biz motosiklet sürücülerine bilmeden verdiği bir hediye. Çünkü, bu yol motosiklet sürücülerinin düşlerini süslüyor (bir diğeri de Ardahan Şavşat arası, o da yakında geliyor). Gitmeden Doktor Aykut’la konuştuğumuzda yolun resmi olarak Haziran ayının sonunda ulaşıma açıldığını söylemişti, orada pansiyon sahiplerine sorduğumuzda onlarda aynı bilgiyi teyit ediyorlar. Haziran sonuna kadar dağın tepesindeki karı temizlemiyorlarmış, hava sıcaklığından ötürü karlar erimiş olsa bile heyelan veya düşen kayalar yolu kapatabilirmiş, heyelanı ve kayaları da temizlemiyorlarmış. Olmadı, zirvedeki tüneli açmıyorlarmış. Yani, zirveye yakın bir yerlere kadar gidip geri dönmek kuvvetli bir olasılık. Yola çıkmadan pansiyon sahibinden yolun açık olup olmadığını sormasını rica ediyoruz. Soruyor, ama kesin bir cevap alamamış, bazısı açık bazısı kapalı diyormuş.

Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz. Balea Lac sürüşü tam bir macera. Tam istediğimiz gibi. Ne olursa olsun gideceğiz, denemeden vazgeçmek asla yok. Hadi bismillah.

Sibiu’dan güneye Pitesti’ye giden yoldan 15 km sonra Braşov yönüne Fagaraş yoluna sapıyoruz. Fagaraş yolunun sağ tarafında tırmanacağımız Karpatlar dağ sinsilesi var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00294.jpg

Ve, at arabalarıyla köylüler.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00296.jpg

Fagaraş yolu da Romanya’da çok ünlü bir yol, ama bizim önümüzde daha büyük bir hedef var. Yaklaşık 30 km sonra 7C yoluna Balea Lac ve Lake Vidraru’ya dönüyoruz.

Döner dönmez bizi karşılayan tabela. YOL KAPALI HEMŞERİM. Buyur buradan yak. İstediği kadar kapalı olsun, denemeden dönmek yok.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00297.jpg

O sırada Balea Lac sapağına üstünde bir bisiklet bir araba gelip duruyor. Arabadan bir adam birde sırtında FC Türkgücü Basel eşofmanı olan bir kadın iniyor (Ne demek istediğimi anlatabildim mi Fahir hocam?).

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi101.jpg

Hemen kardeşlerin yanına seyirterek hasbihale başlıyorum. Arkadaşlar bir Romen bisiklet kulübünün antrenörleri. Romanya Bisiklet turunun bir etabı Balea Lac’dan geçiyormuş, onun için yolu birkaç günlüğüne açmışlar. Amanınnnn, şansa bak, hemen motorlara atlayıp, yola koyuluyoruz, şimdi vazgeçerler falan.

Yavaş yavaş tırmanmaya başlıyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00299.jpg

Yolda çok güzel manzaralar var. Karpatlar bizim Doğu Karadeniz’e çok benziyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00300.jpg

Burası aynen Ayder’in üst kısımlarındaki Yukarı Kavron’a benziyor, belli bir seviyeye kadar ormanlarla kaplı tepeler, onun üstünde ağaç yetişmeyen kel Kaçkarlar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00301.jpg

Yol üstünde yer yer çığ tünelleri var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi104.jpg

Zirveye ulaşmadan arada Balea Şelalesi var. Arka planda şelale. En yukarıda Balea Lac zirvesi. Sağda zirveye çıkan teleferik.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00304.jpg

Balea şelalesinin olduğu yerde küçük dükkanlar ve kafeler var. Biraz dinlenmek için mola veriyoruz. Bizim plakaları gören iki kişi yanımıza geliyorlar. Biri bu bisiklet turuna katılan Konya Şekerspor bisiklet takımının antrenörü, diğeri de Türk takımına Romanya’da yardım eden uzun yıllar önce Romanya’ya yerleşmiş bir işadamı (Fahir abi, bu da etti iki, yeter mi?).

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi105.jpg

Yol üstünde yol inşaatı esnasında ölen işçilerin anısına yapılmış bir anıt.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi106.jpg

İyice yükselmeye başlıyoruz. Başlangıçta görüntüler aşağıdan yukarı iken, şimdi yukarıdan aşağıya doğru olmaya başlıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00307.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00305.jpg

Yukarıda bahsettiğim Yukarı Kavron ve Kaçkarların bir yakın plan uyarlaması.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00309.jpg

Aşağıda uzaklarda ovada Fagaraş yolu gözüküyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00311.jpg

Bu aşağıda görünen yapı, az önce yanında durduğumuz Balea şelalesinin olduğu bölge.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00312.jpg

Çığ tünelleri sıklaşmaya başlıyor, bu zirveye yaklaşıyoruz demek.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00313.jpg

Artık zirvenin ağaç yetişmeyen kel bölümündeyiz ve tam U dönüşü şeklinde virajlar başlıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00315.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00314.jpg

Zirvenin kel tarafından aşağıya doğru bakıyorum, yol yılan gibi uzayıp gidiyor, ağaçlık kısım artık görünmüyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00318.jpg

Dağlardan her taraftan sular geliyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00319.jpg

Fotoğraftaki yanılsamaya dikkat, yol aşağıya değil, yukarıya doğru gidiyor. Bunun tek sebebi var, dağlar o kadar yüksek ve engin ki, insanın boyut kavramını alt üst ediyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00320.jpg

Yolun bu mevsimde kardan kapanabileceği söylediklerinde hafiften gülümsemiştik, ama bu fotoğraf her şeyi anlatıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00321.jpg

Artık, zirveye çok yakınız ve her yerde kar var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi109.jpg

Bu arada tek tük bisikletçiler geçiyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi111.jpg

Anoraklı, paltolu bisiklet takımı üyeleri.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi112.jpg

Burası nasıl bir yer yahu?

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi113.jpg

Hala zirveye ulaşmış değiliz. Zirvenin bize ne getireceğini bilmiyoruz. Çünkü, bisiklet yarışı zirveye kadar ve zirvedeki tünelin açık olup olmadığını gerçekten kimse bilmiyor.

Hadi bakalım hayırlısı.

AlpŞahinoğlu
22-07-2009, 05:57
Hocam, çok keyifli bir tur olmuş, izlerken en az sizin kadar keyif aldım, aldaltılmakta işin macerası olmuş :) (tırnakçı olayı) kawasaki ile o yolda birşey olsa parça ??????? :)

metincetin
22-07-2009, 07:21
zirve cok cok güzelmiş hocam, durma ver gazıııııııııııııııı

Seda
23-07-2009, 12:22
Zaten merakla gezinin bölümlerini bekliyoruz bir de şimdi acaba zirveye çıkılabildi mi sorusu çıktı hadi bakalım hayırlısı hakikaten. :D

KutG
23-07-2009, 10:47
zirve cok cok güzelmiş hocam, durma ver gazıııııııııııııııı

Valla, bizde aynen onu yaptık, verdik gazı Metin hocam.




Zaten merakla gezinin bölümlerini bekliyoruz bir de şimdi acaba zirveye çıkılabildi mi sorusu çıktı hadi bakalım hayırlısı hakikaten. :D

:confused: :confused: :confused:

KutG
23-07-2009, 11:05
Hocam, çok keyifli bir tur olmuş, izlerken en az sizin kadar keyif aldım, aldaltılmakta işin macerası olmuş :) (tırnakçı olayı) kawasaki ile o yolda birşey olsa parça ??????? :)

Alp hocam, iyi dileklerin için sağol, teşekkür ederim.

Gerçi, bu durum bu geziye özel değil, tüm gezilerimiz için geçerliydi, ama motorların yolda kalması durumu için şöyle düşünmüştük. Bu durum için öncelik sıralaması yaptık:

1. Tamir veya ayar gerektiren işleri o ülkede bulunabilecek malzemelerle kendimizin yapması. Tabii, bu birinci madde hem ekonomik hem de zaman anlamında pratik olduğu için en tercih edilen seçenek. Seden'in motorundaki sorunu bu şeklide hallettik. Zaten, bu amaçla yanımızda yağ filtresi, buji, lastik tamir seti ve köpüğü, lastik CO2 tüpleri benzeri temel parçalar vardı. Ama, artık arazi haricinde yanımızda lastik tamir seti bulundurmayacağız, çünkü köpük+CO2 tüpü veya lastiği sök+diğer motorla tamirciye götür alternatifi asfaltta çok daha pratik.

2. Problemi yerel motor tamircileriyle çözme. İlk madde çalışmazsa veya bir parça ihtiyacı olursa, yerel tamirciler ihtiyaç duyulan parçanın görevini görecek benzer parça uydurmada yada bizzat tornada ferezede üretme konusunda oldukça mahirler. Bu şekilde problemlerin %90'nına yakın bir kısmı rahatlıkla çözülebiliyor.

3. Yerel motor tamircisinin uyduramayacağı veya üretemeyeceği bir parçaya ihtiyaç duyulması durumunda varsa o ülkeden orjinal parça temin etmek, yoksa telefonla Türkiye'den sipariş edip otobüsle en yakın noktaya gönderilmesini sağlayarak, diğer motorla parçayı almak. Romanya gezisinde Metro otobüsleri her yere çalışıyordu. Otobüs mümkün olmazsa uçakla gönderttirmek de bir alternatif. Bu şekilde problemlerin %95'ine müdahele edebilmek mümkün. Tabii, ayrıca motora benim müdahele edebileceğim basit konuların haricinde daha detaylı sorunlar için Reprom denilen elektronik bakım onarım kılavuzunun bir flash disk içinde yanımda olduğunu da belirtmem gerek.

4. Yukarıdakilerin haricinde motora elektronik cihazlarla ayar (senkronizasyon, rölanti kelebeği servo motoru ayarı, vs.) yapmak veya elektronik kontrol ünitesinin hatalarını gidermek için diagnoz cihazına bağlamak gibi problemler için motoru o ülkedeki resmi servise götürmek. Tabii, bu BMW için geçerli, Kawasaki'nin böyle bir derdi yok. Zaten, bence "bin, bütün dünyayı gez" diye lanse edilen bir enduro motosiklet servise bu kadar bağımlıysa böyle bir misyonu nasıl gerçekleştirecek o da ayrı bir merak konusu. Bence, bu BMW'nin yumuşak karnı ve en zayıf noktası. Hele, Africa Twin ve Tenere gibi her şart altında yürütebileceğin efsaneler hala yollarda dolaşırken. Tabii, bu madde eğer o ülkede servis varsa mümkün, yoksa yolda kaldın demektir. Düşünsene, Asya'da Afrika'da Güney Amerika'da servisi nerede bulacaksın? Onun için kimse bana BMW motorla dünyayı gezeceğim, falan demesin, çünkü menzilin 10.000 km kardeşim, o kadar. Servis zamanı geldiğinde hadi bakımını kendin yaptın, senkronizasyon ve rölanti ayarı için yine servisin elektronik cihazlarına bağımlısın. Hadi, bu ayarlarıda kendi tecrübenle veya diğer mekanik yollarla yaptın, peki motor yolda hata verirse ne olacak? Buna benzer bir şey benim başıma en son Artvin Gürcistan seyahatinde geldi. Artvin'de motor bir anda ABS hatası verdi ve ABS sistemi ile birlikte integral fren sistemi devre dışı kaldı. Lastikleri sök, sensörleri kontrol et, soketleri kontrol et, hiç bir şey yok. Yok oğlu yok. Ankara'ya kadar öyle sürdüm. Motoru servise soktum, diagnoz cihazı ile 5 dakikada hata mesajını sildiler, hiç bir sorun kalmadı. Ben şanslıydım da, sorun ABS'de oldu, ya motor kontrol ünitesi veya enjeksiyon sistemi gibi hayati bir yerde olsaydı, o zaman yolda kalmıştık. Ve, üstelik gerçekte olmayan bir sorun yüzünden. Ve yanında diagnoz cihazı yoksa, yapabileceğin hir bir şey yok. Kalmışsın, bir başına Kazakistan'ın steplerinde. Hadi geçmiş olsun. Ufak bir not: Touratech BMW'ler için mobil senkranizasyon ve diagnoz cihazları üretmeye başlamış diye duydum.

5. Motor kontrol ünitesi gibi hayati bir ünite devre dışı kalırsa, zaten geçmiş olsun. Motoru bir kamyonete atıp hadi bakalım aynen Türkiye'ye. Bu da beni hasta eden başka bir konu. Allah korusun, bir motorun kaza haricinde yolda kalabilmesinin yegane koşulu bu tür bir elektronik arızası olsa gerek. Bir makine mühendisi olarak, elektroniğe bu kadar hasta olmamı anlayışla karşılarsınız herhalde. Honda 1200 cc'lik Africa Twini bir an önce çıkarsa da, bir görsek bakalım nasıl bir şey olacak.

Alp hocam, gördüğün üzere Kawasaki'yi yürütebilmek sorun değil, sorun BMW'yi yürütebilmek. Kıssadan hisse, uzun yolda kendi göbeğini kendin kesecek, yani motorunu kendin yürüteceksin. Enduro ruhuda bu değil midir, zaten? İşte, bu yüzden enduroyu çok seviyorum.

KORBALA
23-07-2009, 12:16
Diagnoz aletimiz efenm var bir adet. GS911 isminde. Bayaa i,ş görüyor . PDA ve S60 işletim sistemli telefonlarda bluetooth üzerinden tam fonksiyonlu teşhis konabiliyor ehehe

KutG
23-07-2009, 12:45
Diagnoz aletimiz efenm var bir adet. GS911 isminde. Bayaa i,ş görüyor . PDA ve S60 işletim sistemli telefonlarda bluetooth üzerinden tam fonksiyonlu teşhis konabiliyor ehehe

Cumhur hocam, senin şu diagnoz cihazından biraz bahsedermisin, lütfen? Bu zımbırtı BMW'nin diagnoz cihazında olduğu gibi selenin altındaki yuvarlak soketten bağlanmıyor mu? Telefondan bluetooth üzerinden bağlanmak ne demek? Nereye kime bağlanıyorsun?

KORBALA
23-07-2009, 01:34
Cumhur hocam, senin şu diagnoz cihazından biraz bahsedermisin, lütfen? Bu zımbırtı BMW'nin diagnoz cihazında olduğu gibi selenin altındaki yuvarlak soketten bağlanmıyor mu? Telefondan bluetooth üzerinden bağlanmak ne demek? Nereye kime bağlanıyorsun?

Aynı sokete bağlanıyor. Bilgisayara usb kablo ile bağlanıyor. İkinci bağlantı yöntemi bluetooth. Bilgisayardaki yazılımın imkanları çok daha geniş. Yolda acil durum için ise telefonunda yüklenen programı ile teşhis konulup hata mesajları silinebiliyor. Ben de de ABS arızası vermişti. Sensor arızası teşhisi direk koydu :) Seyahatler için güzel bir yardımcı alet :) 800 GS için cep telefonunda ekran henüz yok. Fakat 1200 lerin ekranından hata kodunu görebiliyorum. Bilgisayara bağlanınca lamda sensorunne kadar bir çok sensörun verilerine ulaşmak mümkün :)
http://www.hexcode.co.za/gs-911-interface/image_mini

Teferruatlı bilgi için : http://www.hexcode.co.za adresini inceleyebilirsin.

SerDuro
23-07-2009, 02:30
Tankut abi,bu diagnos 1150 gs içinde geçerlimi acaba?

KutG
23-07-2009, 02:34
Aynı sokete bağlanıyor. Bilgisayara usb kablo ile bağlanıyor. İkinci bağlantı yöntemi bluetooth. Bilgisayardaki yazılımın imkanları çok daha geniş. Yolda acil durum için ise telefonunda yüklenen programı ile teşhis konulup hata mesajları silinebiliyor. Ben de de ABS arızası vermişti. Sensor arızası teşhisi direk koydu :) Seyahatler için güzel bir yardımcı alet :) 800 GS için cep telefonunda ekran henüz yok. Fakat 1200 lerin ekranından hata kodunu görebiliyorum. Bilgisayara bağlanınca lamda sensorunne kadar bir çok sensörun verilerine ulaşmak mümkün :)
http://www.hexcode.co.za/gs-911-interface/image_mini

Teferruatlı bilgi için : http://www.hexcode.co.za adresini inceleyebilirsin.

Cumhur hocam, gönderdiğin linkten ürünü inceledim ve aşağıdaki sonuçlara ulaştım. Doğruysa doğruluğunu teyit eder, yanlışsa da doğrusunu söyler misin, lütfen?

1. Bu bir diagnoz cihazı değil, sadece bir elektronik adaptör. Yani, kendi üstünde görüntüleme veya tuş takımı vasıtasıyla durumu düzeltme imkanı tanımıyor. Sadece, motor verilerinin veya hata kodlarının bir el bilgisayarında veya bir dizüstü bilgisayarda görüntülenebilmesine aracılık ediyor.
2. El bilgisayarına veya dizüstü bilgisayara USB veya Bluetooth vasıtasıyla bağlanıyor.
3. Motor verilerinin ve hata kodlarının görüntülenebilmesi yine el bilgisayarına ve dizüstü bilgisayara önceden yüklenmiş bir yazılım aracılığı ile yapılıyor.
4. Hata mesajlarını ve servis hatırlatmaları bilgisayardan yazılım aracılığı ile silinebiliyor.
5. Rölanti step motor ayarı yapılabiliyor (özellikle sübap ayarından sonra).

Yukarıdaki sonuçlardan sonra kendi yorumum şu şekilde:

1. Sanırım, alet GS 911 adını GS motorlar için 911 acil durumundan almış. Bir BMW motorun dağın başında bu durumda kalması üzücü bir durum, ama bir başkasının bu durumu görüp BMW yerine bir çare üretmesi motoru yürür halde tutabilmek açısından güzel bir şey.
2. Aletin fiyatı modeline göre 300-600 dolar arası değişiyor ki, bunu neden BMW düşünmüyorda, ben motora kamyon yüküyle para verdikten sonra düşünüp üstüne birde bu parayı vermek zorunda kalıyorum, işte bunu anlamıyorum.
3. Madem böyle bir güzellik yaptın, bari tam yap be kardeşim, koy şunun üstüne bir display ünitesi ve tuş takımı da ayrıca bir bilgisayara ihtiyaç kalmasın. Motorcu adamın yanında bilgisayar taşıyor olması biraz trajikomik bir durum.Touratech'in sattığı cihazda bu özelik var sanıyorum. Ama, onda da bunda olan özelliklerin hepsi yok, rölanti ayarı gibi.
4. Bu aletle beraber yanında bir de senkronizasyon cihazı taşırsan ve bakımı da kendin yapabiliyorsan, 10.000 km menzilin dışına çıkabilir, hatta dünya turu bile yapabilirsin.
5. Bu durumda yanında taşıman gerkenler: 1 adet GS 911 cihazı, 1 tane el bilgisayarı veya dizüstü bilgisayarı, 1 senkronizasyon cihazı. Yanına bir de 22 alyan koydun mu, oldu mu sana mobil servis. Peki nerde kaldı, bakımı her yerde kolaylıkla yapılabilen her şartta yürüyebilecek dünyayı gezen enduro motor durumları?

İbrahim
23-07-2009, 03:11
Tankut hocam süper bir gezi çıkarıyosunuz gerçekten,ayrıca eşinizin azmine hayran kaldım. İlgiyle takipteyim,her fotoğraf hayranlık uyandırıyo. Yeni fotoğrafları merakla bekliyorum.

KORBALA
23-07-2009, 04:39
Teşhisler doğrudur hocam..
Tankut hocam işin aslı 1 , 0 dan büyüktür meselesi :) Arıza mesajından dolayı kafan karışmaz en azından. İyi tarafı beyin soketine tak ve yola çık. El bilgisayarın ile de takip yap. Selenin altında fazla yer kaplamayan bir alet :) Tak dursun yani :) Bir de sen hala laptop taşımıyormusun yanında uzun gezilere giderken. Çok ayıp. hiç yakıştıramadım. Kamyon gibi bir BMW 1200 ADV kullanacaksın ama yanında laptop olmayacak . :D Ha taşımıyorsan bir internet cafe bul programı indir üstünde çalış. Tamirci aramakdan daha az vakit alır :)

KutG
23-07-2009, 04:55
Teşhisler doğrudur hocam..
Tankut hocam işin aslı 1 , 0 dan büyüktür meselesi :) Arıza mesajından dolayı kafan karışmaz en azından. İyi tarafı beyin soketine tak ve yola çık. El bilgisayarın ile de takip yap. Selenin altında fazla yer kaplamayan bir alet :) Tak dursun yani :) Bir de sen hala laptop taşımıyormusun yanında uzun gezilere giderken. Çok ayıp. hiç yakıştıramadım. BMW 1200 ADV kullanacaksın ama yanında laptop olmayacak . :D Ha taşımıyorsan bir internet cafe bul programı indir üstünde çalış. Tamirci aramakdan daha az vakit alır :)

Evet, haklısın Cumhur'cuğum, mesele bir büyüktür sıfırdan meselesi, hiç yoktan iyidir. Ama, bu dediğin işlemi internet kafeden de yapmak istersen yazılım CD'sini yanında bulundurup o kafenin bilgisayarına yüklemen gerekiyor, anladığım kadarıyla. Ehhh işte, çok sıkışırsan olmayacak bir işte değil, yanında bilgisayarla gezmektense.

Bu arada, Touratech'in cihazını biraz daha detaylı inceledim. Üzerinde LCD ekranı var, hataları bilgisayara ihtiyaç duymadan direkt olarak cihazın üzerinden silebiliyorsun, ama rölanti ayar fonksiyonu yok ve hediyesi 600 Euro.

Ulen BMW, ulen BMW, ne diyeyim bilmiyorum ki!!!

KORBALA
23-07-2009, 05:40
Ama, bu dediğin işlemi internet kafeden de yapmak istersen yazılım CD'sini yanında bulundurup o kafenin bilgisayarına yüklemen gerekiyor, anladığım kadarıyla.
Büyük bir program değil beş dakkada iner. CD ye gerek yok yani :) Bir dahaki yolun buralardan geçerse veriyim yanında bulunsun :)

NurettinAbi
23-07-2009, 09:16
Tankut hoca..1953-1955-1957 model,tek silindir ve boxer BMW'lerim oldu.Ölüleri bile beni yolda bırakmadılar,onlara yapmadığım eziyette kalmadı,banamısın demediler.Yalnız R.25 ile teker yaparkene 3 kez peşpeşe,ayna mahuriti değiştim.Buda incir çubuğu dikti.(Ahh Ostim 100 yıl bulvarı Ünal usta AAHH.):D Tabi ozamanlar öyle idi,şimdi BORU-san var:D :D Çık şu zirveyede geçmişteki acılarım dinsin be hoca..

KutG
24-07-2009, 02:33
Büyük bir program değil beş dakkada iner. CD ye gerek yok yani :) Bir dahaki yolun buralardan geçerse veriyim yanında bulunsun :)

Aldım, gitti.




Tankut hoca..1953-1955-1957 model,tek silindir ve boxer BMW'lerim oldu.Ölüleri bile beni yolda bırakmadılar,onlara yapmadığım eziyette kalmadı,banamısın demediler.Yalnız R.25 ile teker yaparkene 3 kez peşpeşe,ayna mahuriti değiştim.Buda incir çubuğu dikti.(Ahh Ostim 100 yıl bulvarı Ünal usta AAHH.):D Tabi ozamanlar öyle idi,şimdi BORU-san var:D :D Çık şu zirveyede geçmişteki acılarım dinsin be hoca..

Nerde o eski mekanik boxerler, Nurettin hocam, ahhh ahhh. Taş gibi derler ya, aynen öyle işte. Gereksiz elektronik yok, her şartta her daim yürür. Bırak o kadar gerilere gitmeyi, Avrupa'da insanlar hala uzun seyahatlerde 15-20 yaşındaki R 60'larını kullanıyorlar. Çünkü, her daim yürüyor meret, insanı öyle yolda bırakmak falan yok. Borusan mevzuu hassas bir mevzuu, Nurettin hocam. Asıl işleri boru üretmek ve döşemek olduğu için bize de fazla diyecek bir şey kalmıyor.

Zirveye az kaldı birazdan geliyor, Nurettin hocam...

SerDuro
24-07-2009, 03:03
Tankut abi,bu diagnos 1150 gs içinde geçerlimi acaba?

Hala cevap bekliyorum Tankut hocam:D .1100 ve 1150 gs'lerde diagnos şartı varmı acaba?

Mrtakdmr
24-07-2009, 03:23
Tankut abicim, büyük motor almak isteyene ne tavsiye edersin? F650 yi sattım gibi bişey, yerine varedero mu? 1200 GS mi hangisini almak lazım? senin fikrini alayım Serkan da niyetli senin vereceğin fikir çok önemli bizim için Saygılar abi...:D

KutG
24-07-2009, 03:37
Hala cevap bekliyorum Tankut hocam:D .1100 ve 1150 gs'lerde diagnos şartı varmı acaba?

Bu Can-bus sistemi 1100'lerden sonra başladı ve maalesef 1150'lerde de var. Sistem aslında çok gelişmiş mükemmel bir sistem, ama pratikte insanı yolda bırakma riski de var. BMW'nin bu soruna da bir çözüm üretmesi gerekirdi. Sistem hatalarını nomalde gösterge panelinde görebiliyorsun, ama ayrıca bir hataları silme fonksiyonu da eklemek gerekirdi. Çünkü, gerçekte olmayan hataların motoru yolda bırakma riski biraz sevimsiz bir durum.




Tankut abicim, büyük motor almak isteyene ne tavsiye edersin? F650 yi sattım gibi bişey, yerine varedero mu? 1200 GS mi hangisini almak lazım? senin fikrini alayım Serkan da niyetli senin vereceğin fikir çok önemli bizim için Saygılar abi...:D

Muratcığım, valla şu an piyasada olan alternatifler içinde bence en iyisi F 800 GS. Zıpkın gibi bir makine, hem kendi segmentinin en hızlısı, hem en tasarruflusu, hem de ağırlık itibariyle arazide en kabiliyetlisi. Ama, ben daha fazla güvenlik (paralever, telever, ACS, havalı ayarlanabilir süspansiyon, vs.) ve boxer motor istiyorum dersen, o zaman 1200 GS derim. Diğer büyük enduro sahibi arkadaşlar yanlış anlamasınlar, bu yazdıklarımdan "diğer makineler kötüdür" diye bir anlam çıkmasın, sonuçta bu bir tercih meselesi. Biliyorsunuz, gönül bu her yere konabilir.

Ama, ben olsam yine de 1200 cc'lik Africa Twin'le yeni çıkacağı söylenen (???) 1300 GS'i beklerdim.

KutG
24-07-2009, 04:17
Bence, bu fotoğraf burayı en güzel anlatan fotoğraflardan biri. Şu kıvrıla kıvrıla giden yola bakar mısınız!

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00322.jpg

Artık, bu virajı döndükten sonra zirvedeyiz. Arka planda görünen zirvedeki teleferik binası.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00323.jpg

İşte, zirvedeyiz. Polis yolu kesmiş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi114.jpg

Tam zirveye yaklaşırken bir elinde kırmızı bir elinde yeşil bayrak olan bir adam bizim motosikletle geldiğimizi görünce hoplaya zıplaya elindeki kırmızı bayrağı sallayarak bize bağıra çağıra bir şeyler anlatmak istiyor. “Elin manyağı hep bizi mi buluyor?” diye içimden geçirirken, adam bizim tura dahil olan yardımcı motosikletler olmadığımızı anlayıp bu sefer yeşil bayrağı sallamaya başlıyor.

Bu da zirvedeki Balea Lac tüneli. Tünelin girişine dikkatle bakıyorum, açık görünüyor. Ama belli olmaz, “ben yine de bir sorayım” diyorum kendi kendime. Tam o sırada yanımdan bir minibüs geçiyor. Tamam, anlaşıldı, tünel açık ve faaliyette. Şanslıyız ki ne şanslıyız, Kadir günü doğan kim acaba, ben mi Seden mi? Fotoğrafta tünelin içinde yanımızdan geçen minibüs.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00324.jpg

Aşağıda, 40 dereceye varan sıcaklık burada 3 derece.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00325.jpg

Rakım 2100 metre civarlarında.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00326.jpg

Bu da zirvenin son metrelerinin videosu.

Arka planda çalan müziğe dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu müzik Manele. Yerel bir müzik türü. Manele aslen Romanya’dan gelmiş geçmiş milletlerin ülkede bıraktıkları kültürel tortu. Manele bu milletlerin müziklerinin yerel müziklerle harmanlanarak yerel enstrümanlarla çalınan şekli. Bu milletlerin başında tabii ki Osmanlı geliyor, Yunan ve Sırp etkisi de var. Fakat, müziği dinlerken hissedeceğiniz üzere Manele aslında bildiğimiz arabeskin Romen versiyonu gibi. Manele şarkılarının konularında bizdeki arabeskte olduğu gibi aşk, ayrılık, intikam, fakirlik, ezilmişlik gibi temalar var, temposu bizim arabeskte olduğu gibi yavan ve iç bayıltıcı. Diğer bir deyişle, Manele bizim arabesk şarkıların aynı şarkı sözleriyle okunan, ama Romen yerel çalgıları ile çalınan bir müzik türü. Belki bu yüzden Osmanlı etkisinin yanına Arap ve Orta Doğu etkisini eklemek gerekiyor.

Bu fondaki şarkı Manele’nin en iyi örneklerinden.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/th_BaleaLaczirvesr.jpg (http://s189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/?action=view&current=BaleaLaczirvesr.flv)

Zirvede biraz mola verip, buranın keyfini sürüyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00327.jpg

Bisiklet turu münasebetiyle gelmiş bir satıcı, Almanların bretzel türü tuzlu çörekleri ile peynir satıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00334.jpg

Evet, gitme zamanı. Burası tünelin girişi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00335.jpg

Tüneli geçip, yine duruyoruz. Burası da tünelin çıkışı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00338.jpg

Burası Karpatların güney yamaçları.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi118.jpg

Geçidin kuzeyi gibi güneyi de bir yere kadar orman, sonrası ağaç yetişmeyen kel bölge.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00337.jpg

Aşağılarda kıvrıla kıvrıla uzayıp giden yollar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00339.jpg

Arkada Karpatlar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00340.jpg

Sonra yine kıvrıla kıvrıla uzayıp giden yollar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00342.jpg

Zirvenin diğer tarafında uzaktan yaban atlarını görüyorum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00343.jpg

Yakınlarına gelip fotoğraflarını çekiyorum, ama hiç kaçmıyorlar. Acaba yaban atları değiller mi? Değillerse, onları buralarda kim besler ki? Ya da, yabancıları kanıksadılar mı acaba?

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00345.jpg

İn, in bitmiyor kardeşim, aşağılarda çok güzel manzaralar var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00347.jpg

Seden’e “dur da seni bir de videoya çekeyim” diyorum. Bu videonun arka planındaki müzik Romen Çingene’lerinin müziği. Aslına bakarsanız, Çingene’lerin ülkemizde Romen diye adlandırılmasının temelinde Romanya’da çok sayıda Çingene olmasından kaynaklanıyor. Hani şu sık sık gördüğünüz at arabalarının sahipleri. İttiğimiz, kaktığımız, hep kendimizden uzaklara savurduğumuz Çingenelerin zor yaşamlarına inat müzikleri de kendileri gibi çevik, bir o kadar da konar göçer, sanki hemen toplanıp gidecekler gibi. Müziğin çeviği olur mu derseniz, önce dinleyin derim.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/th_BaleaLaczirveinii.jpg (http://s189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/?action=view&current=BaleaLaczirveinii.flv)

XT.600
24-07-2009, 04:36
Tek Kelime Ile Mükemmel Hocam

Seda
24-07-2009, 05:06
Bence, bu fotoğraf burayı en güzel anlatan fotoğraflardan biri. Şu kıvrıla kıvrıla giden yola bakar mısınız!

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00322.jpg

Şanstan ya da Kadir günü doğmaktan öte bir durum bence bu. Sonuçta başta da dediğiniz gibi vaz geçmeden yola devam etmiş olmanız bile ikinizinde endurocunun hası olduğunuzu gösteriyor zaten. :) Zirveyi de gördük, oh be dedik yani. :D
Sanırım yukarıdaki fotoğrafta görülen kıvrıla kıvrıla giden yollar ve Karpatlar artık hepimizin hayallerinde var, belki bir çoğumuzun hayallerinde vardı ya da olacak sayenizde. Keyifle izlemeye devam ediyoruz sizi Güzeller. :) ;)
Bu arada fotoğraflar gibi müzikler de çok keyifli, arabeske benzeyen bile. :o

KORBALA
24-07-2009, 05:24
Hala cevap bekliyorum Tankut hocam:D .1100 ve 1150 gs'lerde diagnos şartı varmı acaba?

Bu alette onlarda işlem görüyor. Gözün aydın. :D

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00334.jpg
Halka şekilliler sanki Rize simidi gibi geldi bana :)
http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00322.jpg
İnsanı viraj manyağı yapacak gibi duruyor :)

KutG
25-07-2009, 09:48
Tek Kelime Ile Mükemmel Hocam

Ferdi hocam, teşekkür ederim. Darısı başına...




Şanstan ya da Kadir günü doğmaktan öte bir durum bence bu. Sonuçta başta da dediğiniz gibi vaz geçmeden yola devam etmiş olmanız bile ikinizinde endurocunun hası olduğunuzu gösteriyor zaten. :) Zirveyi de gördük, oh be dedik yani. :D
Sanırım yukarıdaki fotoğrafta görülen kıvrıla kıvrıla giden yollar ve Karpatlar artık hepimizin hayallerinde var, belki bir çoğumuzun hayallerinde vardı ya da olacak sayenizde. Keyifle izlemeye devam ediyoruz sizi Güzeller. :) ;)
Bu arada fotoğraflar gibi müzikler de çok keyifli, arabeske benzeyen bile. :o

Bu Güzel dilekler için teşekkür ederim, Seda hocam. Bu işleri yapmak ne kadar Güzelse, insanın böyle destekleyen ve cesaret veren dostlarının olması da en az o kadar Güzel.


Bu alette onlarda işlem görüyor. Gözün aydın. :D

Ne sen sor ne ben söyliyeyim Cumhur hocam...




http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00334.jpg
Halka şekilliler sanki Rize simidi gibi geldi bana :)


Çok lezzetli görünüyorlardı, ama ortam o kadar başımızı döndürmüştü ki, gözümüz hiç bir şey görmedi.




http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00322.jpg
İnsanı viraj manyağı yapacak gibi duruyor :)

Evet, aynen oldu zaten. Bu fotoğrafta boyut kavramı o kadar kaybolmuş ki, fotoğrafın sol alt tarafında bulunduğumuz yerin hemen altında yer alan yolda seyir halinde olan arabanın ölçüleri çok şeyi ifade ediyor, sanırım.

NurettinAbi
25-07-2009, 12:18
Bu,dünya denen gezegende cenneti görüpte yaşayan tek Endurocu..Karakovan balı tadındaki gezilerinin devamı için sana dua ediyoruz Tankut hoca.Bu gidişle her yer senin olacak..Bizde ucundan accık faydalanmış oluyoruz tabiki.Dehh de Tankut hocaa:D

eray1100
25-07-2009, 04:00
Eh pes yani herkese :) yahu hep tankut; bravo tankut, aferim tankut, tankut.. Arkadaşlar burada en az Tankut Bey kadar eşine de bravo demeli bence. Bir bayan olarak onca yola katlanması bir yana bir de bu yollardan ve geziden zevk alması bence takdire şayan:) Alkışlar önce eşinize, sonra birbiriyle bu kadar uyumlu (Allah nazardan saklasın) Tankut-Seden çiftine diyorum:) :) Yazı gerçekten sürükleyici olmuş. Resimlere ise zaten diyecek yok. Endurocular olarak kıskançlıkla izliyoruz sizi:D İnşallah ilerleyen zamanlarda da Allah bize de gerekli maddi gücü ve zamanı verir ve biz de gidilmeyen yollara tekerlek çeviririz. Yolunuz açık olsun devamını merakla bekliyoruz..

NurettinAbi
25-07-2009, 07:00
Eh pes yani herkese :) yahu hep tankut; bravo tankut, aferim tankut, tankut.. Arkadaşlar burada en az Tankut Bey kadar eşine de bravo demeli bence. Bir bayan olarak onca yola katlanması bir yana bir de bu yollardan ve geziden zevk alması bence takdire şayan:) Alkışlar önce eşinize, sonra birbiriyle bu kadar uyumlu (Allah nazardan saklasın) Tankut-Seden çiftine diyorum:) :) Yazı gerçekten sürükleyici olmuş. Resimlere ise zaten diyecek yok. Endurocular olarak kıskançlıkla izliyoruz sizi:D İnşallah ilerleyen zamanlarda da Allah bize de gerekli maddi gücü ve zamanı verir ve biz de gidilmeyen yollara tekerlek çeviririz. Yolunuz açık olsun devamını merakla bekliyoruz..

1100'lük Eray kardeşim,biz kısaca Tankut deyip geçiyoruz.Umarım Seden hanım sizin gibi düşünmüyodur.Yoksa yazacak çizecek çook şeylerimiz var..Afferin,bravo'lar her ikisi için geçerli elbetteki.Eray 1100.Bartından sevgi ve selamlar.

uzUn
26-07-2009, 04:12
Eh pes yani herkese :) yahu hep tankut; bravo tankut, aferim tankut, tankut.. Arkadaşlar burada en az Tankut Bey kadar eşine de bravo demeli bence. Bir bayan olarak onca yola katlanması bir yana bir de bu yollardan ve geziden zevk alması bence takdire şayan:) Alkışlar önce eşinize, sonra birbiriyle bu kadar uyumlu (Allah nazardan saklasın) Tankut-Seden çiftine diyorum:) :) ...


Eray kardeş, aslında herkes Seden Abla'yı da kast ederek bravo Tankut Abi diyor ama suçun birazı da Seden Abla'nın kendisinde. Bu işler biraz dareklam işi. Tankut Abi reklamını yapıyor, bravo'sunu alıyor. Seden Abla daha bir kere buraya yazmadı, haliyle sadece Tankut abi'den kalan bravo'ları alabilir.

Bu arada biz sitedeki bayan endurocuları arttırmaya ve desteklemeye çalışırken, Tankut Abi'nin, Seden Abla'yı site üyesi olmaya, eğer üye ise yazmaya teşvik edip etmediğini de merak etmiyor değilim.

Tekerinize sağlık Güzel çifti.;)

metincetin
26-07-2009, 05:55
Eh pes yani herkese :) yahu hep tankut; bravo tankut, aferim tankut, tankut.. Arkadaşlar burada en az Tankut Bey kadar eşine de bravo demeli bence. Bir bayan olarak onca yola katlanması bir yana bir de bu yollardan ve geziden zevk alması bence takdire şayan:) Alkışlar önce eşinize, sonra birbiriyle bu kadar uyumlu (Allah nazardan saklasın) Tankut-Seden çiftine diyorum:) :) Yazı gerçekten sürükleyici olmuş. Resimlere ise zaten diyecek yok. Endurocular olarak kıskançlıkla izliyoruz sizi:D İnşallah ilerleyen zamanlarda da Allah bize de gerekli maddi gücü ve zamanı verir ve biz de gidilmeyen yollara tekerlek çeviririz. Yolunuz açık olsun devamını merakla bekliyoruz..

hocam bu yazıya ne olur beni katma

KutG
27-07-2009, 02:19
Bu,dünya denen gezegende cenneti görüpte yaşayan tek Endurocu..Karakovan balı tadındaki gezilerinin devamı için sana dua ediyoruz Tankut hoca.Bu gidişle her yer senin olacak..Bizde ucundan accık faydalanmış oluyoruz tabiki.Dehh de Tankut hocaa:D

Sağolasın Nurettin hocam, ama dünyada daha görülecek o kadar çok cennet var ki...

İş seni kandırmakta...




Eh pes yani herkese :) yahu hep tankut; bravo tankut, aferim tankut, tankut.. Arkadaşlar burada en az Tankut Bey kadar eşine de bravo demeli bence. Bir bayan olarak onca yola katlanması bir yana bir de bu yollardan ve geziden zevk alması bence takdire şayan:) Alkışlar önce eşinize, sonra birbiriyle bu kadar uyumlu (Allah nazardan saklasın) Tankut-Seden çiftine diyorum:) :) Yazı gerçekten sürükleyici olmuş. Resimlere ise zaten diyecek yok. Endurocular olarak kıskançlıkla izliyoruz sizi:D İnşallah ilerleyen zamanlarda da Allah bize de gerekli maddi gücü ve zamanı verir ve biz de gidilmeyen yollara tekerlek çeviririz. Yolunuz açık olsun devamını merakla bekliyoruz..

Eray hocam, iyi dilekleriniz için her ikimizde teşekkür ediyoruz. Benim şansım, eşimle motosiklet gibi ortak bir hobiye ya da daha doğru bir ifade ile ortak yaşam felsefesine sahip olmak. İşin motosiklet gezisinden zevk alması konusunda ise, bazen yeni bir motosiklet gezisi planlarken omzumun üstünden gözlerinde "dur bakayım, sen yine neler planlıyorsun" ifadesiyle bir çift gözle karşılaşırım. Ama, bunca yola katlanması konusunda, eminim ki "Neden? Erkeklerden benim neyim eksikmiş ki?" diyecektir.




1100'lük Eray kardeşim,biz kısaca Tankut deyip geçiyoruz.Umarım Seden hanım sizin gibi düşünmüyodur.Yoksa yazacak çizecek çook şeylerimiz var..Afferin,bravo'lar her ikisi için geçerli elbetteki.Eray 1100.Bartından sevgi ve selamlar.

Nurettin hocam, bu konuyu neden Eray kardeşimizle Safranbolu kampında ateş başında konuşmuyorsunuz ki?




Eray kardeş, aslında herkes Seden Abla'yı da kast ederek bravo Tankut Abi diyor ama suçun birazı da Seden Abla'nın kendisinde. Bu işler biraz dareklam işi. Tankut Abi reklamını yapıyor, bravo'sunu alıyor. Seden Abla daha bir kere buraya yazmadı, haliyle sadece Tankut abi'den kalan bravo'ları alabilir.

Bu arada biz sitedeki bayan endurocuları arttırmaya ve desteklemeye çalışırken, Tankut Abi'nin, Seden Abla'yı site üyesi olmaya, eğer üye ise yazmaya teşvik edip etmediğini de merak etmiyor değilim.

Tekerinize sağlık Güzel çifti.;)

Haklısın, Uzun'um. Seden zaten şimdiye kadar EC forumlarını benim nickimi kullanarak izliyordu. Lakin, EC'ye üye olmamasının sebebi geçmişte başka bir kulüple ilgili yaşadığımız çok tatsız olaylardı. Çok sevdiğimiz kulüp yetkilisi bir dostumuzun sportif daveti üzerine katıldığımız bir kulüpte yönetimin değişmesiyle yine sportif sebeplerden kaynaklanan olaylar yüzünden ayrılmak zorunda kalmıştık. Bu olay bize diğer motosiklet grupları konusunda çok önemli bir ders olmuştu. O zamandan beri Ankara'daki küçük bir arkadaş grubumuz haricinde EC'den başka resmi ve sanal hiç bir kulübe veya siteye de üye olmadık zaten (EC'nizin kıymetini bilin kardeşler!!!). Bende EC'den başka hiç bir yerde yazmadım, yazmam da (isteyen EC'den alıntı yapsın). Tabii, bu arada ona EC farkını anlatarak üye olması konusunda hep teşvik ettim.

Sonuç olarak, bu kadar laftan sonra kendiside bu zaman zarfında EC'nin nezih bir kulüp olma konusundaki farklılığını görerek ve EC ruhunun kendi kişiliği ile bütünleşeceğine inararak, tabii biraz da yazılarınızdan utanarak, nihayet EC'ye katılım başvurusunu yaptı. Artık, yazacaklarını aracı kullanmadan kendisi yazabilir.




hocam bu yazıya ne olur beni katma

Senin hakkını yerlerse, işte o zaman ayıp olur, Metin hocam...

uzUn
27-07-2009, 03:22
...Sonuç olarak, bu kadar laftan sonra kendiside bu zaman zarfında EC'nin nezih bir kulüp olma konusundaki farklılığını görerek ve EC ruhunun kendi kişiliği ile bütünleşeceğine inararak, tabii biraz da yazılarınızdan utanarak, nihayet EC'ye katılım başvurusunu yaptı. Artık, yazacaklarını aracı kullanmadan kendisi yazabilir...

O zaman;

Seden Abla'm, zaten Sen olmasaymışsın Tankut Abi de o kadar yolu gidemezdi herhalde. Boşuna demişler "her başarılı endurocunun arkasında daha başarılı bir endurocu eş vardır" diye :D .Sayende bu kadar foto görme şansımız oldu. Tekerine sağlık... En büyük BRAVO sana, hem vallahi hem de billahi...:)

metincetin
27-07-2009, 10:55
Senin hakkını yerlerse, işte o zaman ayıp olur, Metin hocam...


tankut abi
sezarın hakkı sezaraaaaaaa:)

KutG
28-07-2009, 10:16
Balea Lac’ın inişi hemen hemen tamam gibi. Sırada Vidraru barajı ve gölü var. Arada küçük molalar vererek bu güzelliğin keyfini sürüyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00350.jpg

Karpatların tepesindeki Vidraru baraj gölü kendini uzaklardan gösteriyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00351.jpg

Aralarda çok güzel ufak şelaleler var.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00354.jpg

Yol üstünde satıcılar çilek, kiraz gibi meyveleri ve yerel ürünleri satıyorlar.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi119.jpg

Nihayet baraj gölüne ulaşıyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00360.jpg

İşte bu da meşhur Vidraru barajının gövdesi.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00356.jpg

Beton gövdesi bizim Oymapınar barajına ya da Artvin’de halihazırda inşa edilen baraja benziyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00355.jpg

Bunlarda barajın kontrol binaları. Yukarıdaki delikanlıya dikkat.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00357.jpg

Electricman. Elektrik Adam. Ben bu arkadaşı çok sevdim, Spiderman, Örümcek Adam, falan gibi bir şey. Sanki birazdan oradan uçup bir yere şimşek gibi çakacakmış gibi duruyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00358.jpg

Her ne kadar oradaki polislerle papaz olsak da, baraj üstünde motor fotoğrafı çekmek lazım, değil mi hocam?

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00359.jpg

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi122.jpg

Bu da baraj gövdesinin diğer tarafı.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00361.jpg

Nihayet Karpatların güney yüzünden aşağıya inebiliyoruz. Sabah saat 08:00’de Sibiu’dan başladığımız Balea Lac geçişini Curtea de Agres’e inerek saat 14:30’da sonlandırıyoruz. Hepsi hepsi 150 km civarı bir yol. Dur, kalk, fotoğraf çekle 6,5 saat sürmüş.

Bugünkü hedefimiz Rusçuk. Önümüzde daha yaklaşık 200 km civarı bir yol var. Hava kararmadan varırsak iyi. Curtea de Agres’den sonra istikamet Piteşti, Bükreş (Bükreş’e girmeden çevre yolundan), Rusçuk’un karşısında Tuna’nın diğer tarafındaki Romen şehri Giurgiu ve Rusçuk.

Vakit kaybetmeden hemen gaza asılıyoruz. Piteşti’ye gelmeden mola verdiğimiz bir yerde, bu gariban gözümüzün içine bakıyor.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00362.jpg

Ayağı da sakat. Sevgili arkadaşlar, burada hepinizden bir ricam olacak. Aklınıza yatar içinize siner de kabul ederseniz ne güzel, aklınıza yatmazsa unutun gitsin. Bu gariban sokak hayvanlarına eziyet eden o kadar çok insan var ki, zaten hayatlarını çok zor şartlar altında yaşıyorlar. Normal şartlar altında bu sakat hayvanların çöp karıştırıp yiyecek bulma şanları da diğer sokak hayvanları kadar fazla değil. Sokak hayvanlarının en büyük derdi de susuzluk, özellikle de yaz aylarında. Evinizin, iş yerinizin dışına kuytu bir köşeye eski bir yoğurt kabına koyacağınız artık yemekler ve musluk suyu onlar için çok şey ifade edecektir. Onları koruyup, kollamak bizleri sadece yüceltecektir.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00363.jpg

Yola devam ediyoruz. Piteşti’yi geçiyoruz. Piteşti’yi seyahate çıkmadan araştırmış, açıkçası çok da fazla kayda değer bir şey bulamamıştım. Piteşti’nin benim için önemi eskilerde şerefli mağlubiyetler zamanında Agreş Piteşti’yi Avrupa Kupalarında 5-0 mağlup etmemizdi. Peki kimdi bu Türk takımı? Eskilerden hatırlayan var mı?

Piteşti Bükreş arası otoban, ama bu otoban eski olduğu için benzin istasyonları açısından bir sorun yok. Otoban’da ücretsiz. Sibiu’dan çıkmadan navigasyon cihazını takmıştım. Cihazdaki rota Bükreş’e girmeden çevre yolundan Giurgiu şeklinde idi. GPS haritası da çevre yolunu bayağı kelli felli gösteriyordu. Daha doğrusu ben bizim Ankara’daki çevre yolu gibi 3-4 şerit gidiş 3-4 şerit bir otoban bekliyordum. Navigasyon sisteminin direktifleri uyarınca otobandan çıkıp çevre yoluna girdik, ama girdikten bir süre sonra durup “ulen, doğru yolda mıyız, acaba?” diye de rotayı kontrol etmek zorunda kaldık. Çünkü, çevre yolu bir geliş bir gidiş ve onlarca TIR’ın ardı ardına dizilip yol aldığı bir yoldu. BU yol meğerse, güneyden Bulgaristan’dan Türkiye’den gelen tüm TIR trafiğinin geçtiği Bükreş’i bypass eden transit bir yolmuş. Abartmadan söylüyorum, yol TIR trafiğinden yer yer 30-40 cm kadar çökmüş, ortası yüksek kalmıştı. Sollama yapmak için bayağı bayağı enduro yapmak gerekiyordu. Zaten, bu TIR trafiği bizi bu noktadan sonra perişan etti. Ankara’ya kadar TIR’larla beraber gittik. Edirne’den itibaren otobana girdiğiniz için TIR’lar sizi fazla üzmüyor, ama Bulgaristan’ı kuzeyden güneye daracık köy yollarından gece geçmek hakikaten çok aptalcaydı. Aslında, biz Rusçuk’tan itibaren başka bir güzergahtan sürecektik, ama Giurgiu’da karşılaştığımız Türk şoförleri bizim gideceğimiz yolun çok bozuk olduğunu kendi güzergahlarından gidersek rahat gideceğimizi söylediler. TIR şoförünün gittiği yol onlara ayrılmış bir yol, halbuki biz ana yoldan gidecektik. Bildiğim kadarıyla Aykut Erda Haskova’da Hasan’a uğradıktan sonra Ruscuk’a Şıpka geçidi üzerinden bizim dönmeyi planladığımız ana yoldan gidecekti. Dönünce ondan öğreniriz, bakalım yol nasılmış.

İşte, yukarıda bahsettiğim Giurgiu’daki Türk şoförleri.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi123.jpg

Giurgiu’yu Rusçuk’a doğru çıktıktan hemen sonra gişelere geliyoruz. Bu gişeler Tuna nehri üzerindeki köprünün geçiş ücreti için. Ama, motosikletlerden ücret almıyorlar. Tuna nehri Romanya ve Bulgaristan arasındaki sınırı oluşturmasına rağmen, bu köprü iki ülke arasında Tuna nehri üzerindeki tek köprü. Calafat ve Orejevo’daki diğer iki sınır geçişi feribotla yapılıyor. Zaten, bu köprüde komünist rejim zamanında iki komünist ülkeyi birleştirmek için Rusya tarafından yaptırılmış. Adı da Dostluk Köprüsü. Bu Tuna nehri üstündeki köprünün Giurgiu tarafından görünümü.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00364.jpg

Köprüyü geçiyoruz, pasaport ve gümrük kontrolleri yine yan yana iki ofisten birinde sınırın Bulgaristan tarafında yapılıyor. Sınırdan sorunsuz geçiyoruz. Rüşvet için her yerde koca koca ilanlar var. AB üyeliği buralara biraz medeniyet getirmiş anlaşılan. Sınırı geçer geçmez Rusçuk’tayız. Ya da Rusçuk sınır kapısı şehrin hemen ortasında. Saat 18:00 civarları, bugünkü hedefi gerçekleştirmişiz. Tuna nehrinin kıyısında güzel bir otelde rezervasyonumuz var. Otele gitmeden durup evi arıyoruz. Bizim küçük Dora cızırdıyor, “Sizi çok özledim. Neden gelmiyorsunuz?” gibi uzayıp giden sorular. Plan Rusçuk’ta ve İstanbul’da kaldıktan sonra eve gitmek. Birbirimize bakıyoruz. Hava 20:00 gibi kararıyor. Daha 2 saat aydınlıkta gideriz. İkimizde aynı şeyi düşünüyoruz. Bu gece Edirne’ye varırsak, sabah Ankara’ya gazlarız. Böylelikle geziyi bir gün kısaltıp, eve bir gün önce dönebiliriz. Hadi bismillah.

TIR şoförlerinin bahsettiği Razgrad, Tagovişte, Omurtag, Yanbolu, Hamzabeyli ve Edirne güzergahı. Razgrad’a kadar yol fena değil, ana yol. Ama, Razgrad’dan sonra yol ara yollara, çoğunlukla da köy yollarına giriyor. Her iki yönde çok fazla bir TIR trafiği var. Hakikaten can sıkıyor. Omurtag’da mola veriyoruz. Daha önce bahsettiğim mola verdiğimiz yerde 2 KTM bizi görüp dönüp gelip ayakta tek tekerle önümüzden selamlama töreni yapıyorlar. Aferin lan size. Burası Omurtag’da mola verdiğimiz yer.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Romanyagezisi124.jpg

Omurtag’dan sonra yola devam ediyoruz. Yolda benzin ikmali için bir benzincide duruyoruz. Benzinci de bir de polis arabası var. Benzinci Türk plakaları görünce polisleri çağırıyor, “Hadiii dur bakalım başımıza ne iş gelecek?” diye düşünürken polislerin Bulgar Türkü olduğunu anlıyoruz. Çok güzel Türkçe konuşuyorlar. Oturup hemen bir kahve molası veriyoruz. Sohbet, muhabbet çok güzel, bize “gecenin bu saatinde gitmeyin tehlikeli olur, size hemen burada bir yer ayarlayalım, burada kalın” diyorlar. Yine Seden’le birbirimize bakıyoruz, daha yol alabilir miyiz, "alırız be hocam sağ olasın, ama biz yola devam edelim" diyerek teşekkür edip yola devam ediyoruz.

Gece saat 23:00’e yaklaşıyor ve hala yoldayız. Yanbolu yakınlarındayız. Şöyle bir hesap yapıyoruz. Saat 08:00’den beri 15 saattir yoldayız, 600 km yol yapmışız. Çok yorgunuz, tehlikeli bir yolculuk yapıyoruz ve TIR’ların da geçtiği daracık bozuk köy yollarından gece boyu Bulgaristan’ı boydan boya geçmişiz. Daha Hamzabeyli’ye süreceğiz, sınırı geçeceğiz, Edirne’ye süreceğiz, otel bulup yerleşeceğiz. Nereden baksan 2-3 saat. Hiç ama hiç akıl karı değil. Gece yarısı yatağa girmektense Yanbolu’da kalmaya karar veriyoruz.

Yanbolu’ya girişte etrafta birkaç evin olduğu bir yerde otel sormak için duruyoruz. Ama, durduğumuz yeri ve içimi kaplayan duyguyu size anlatmalıyım. Durduğumuz yer Yanbolu’nun girişinde sağda solda birkaç evin olduğu çok loş bir yer. Yolda hiç aydınlatma yok, sadece evlerden sızan cılız ışıklar. Evlerin önünde toplanmış gençler. Bu bizi tedirgin eden tablonun çok benzerini Ermenistan’da gece Dağlık Karabağ’ın Gori şehrinden geçerken yaşamıştık. Karanlık bir şehir, evlerden sızan cılız ışıklar, etrafta sizi düşman gören insanlar, çok ürperticiydi. Ben öndeyim, gençlerin yanında duruyorum, ama gençlerde bir tuhaflık var, üstleri başları dökülüyor ve gece bile fark edilebilecek kadar esmerler. Sanıyorum, burası çingene mahallesiydi. Durur, durmaz, etrafımızı sarıp, motorları kurcalamaya başladılar. Önce İngilizce, sonra Almanca otel sormayı deniyorum, ama nafile. Ama, bir yandan motoru kurcalayan elleri ittirirken öte yandan da aynadan Seden’in durumuna bakıyorum, güvende mi diye. Sonunda avazım çıktığı kadar “Burada Türkçe bilen yok mu, ulan?” diye bağırdım. Bir anda motoru kurcalayan eller geri çekildi ve etrafımızdaki kalabalık açıldı. Uzakta bir çocuğu işaret ettiler, çocuk Türk olduğumuzu anlayınca hemen koşarak yanımıza geldi. İlk işi, o kalabalığı tek başına bağıra bağıra güvenli bir meseleyi itelemek oldu. Sonra, yanımıza geldi, yüzü o kadar aydınlıktı ki. Yüzünde öyle güzel bir gülümseme vardı ki. Yanbolu’da kalabileceğimiz bir otel sorduk. Tunca Otel var dedi.

Tunca Otel’e gidiyoruz, Seden’e “ben motorların başında kalayım, sen git odalara bak” diyorum, 5 dakika sonra Seden mosmor geliyor. “Ne var, ne oldu?”. “Çok garip bir yer burası” diyor, “koridorlarda çoluk çocuk don paça geziyorlar” diyor. Saatlik çalışan bir yer burası anlaşıldı. Daha sonra dünyanın her yerinde çalışan bir sisteme başvuruyoruz. Bir taksiciye para verip, “hadi bizi iyi bir otele götür” diyoruz. Gerçektende bizi güzel bir otele götürüyor, ama yer yok maalesef. Taksici “çok yıldızlı başka bir otel daha var” diyor, “önemli değil, götür” diyoruz, artık bitmiş vaziyetteyiz. Getirdiği otel çarşı içinde gerçekten güzel bir otel. Gavur leşi modunda uyuyoruz.

NurettinAbi
28-07-2009, 11:16
Tankut ve Seden çifti(Laf gelmesin:D ) Sonlara doğru maceranın danışkasını yaşamışsınız yani..Aletsiz edevatsız,iyi cesaret valla..Gerçi geçmişte yaşadığın tecrübeden dolayı,levye gibi kalın alyan yanındadır,işte görür hani..Gece seyahatinizde,adeta 3. motor bendim sanki.Benzeri şeylerle karşılaştığım için sizi en iyi anlayanda benim sanırım.Ha gayret hocam,bundan sonrası çorap söküğü gibi gelir size garii.Kırsaldan bol oksijenli selamlar size.

TurgayAlan
28-07-2009, 08:36
Rapor enfes ilerliyor..
Çok özür dileyerek bir şey sormak istiyorum Tankut hocam..

Aslına bakarsan,rapor finalinde sormayı düşündüğüm soruyu şimdiden sorup, merakımı erkenden gidermek istiyorum..

Bu gezi için yazılı rapor hazırlama ve geziye ilgi gösteren arkadaşların yorum ve sorularına karşı yanıt vermek için şu ana kadar kabaca ne kadar zaman harcadığını öğrenebilir miyim..?

Yalnızca merak işte..!

necok
29-07-2009, 07:13
Rapor enfes ilerliyor..
Çok özür dileyerek bir şey sormak istiyorum Tankut hocam..

Aslına bakarsan,rapor finalinde sormayı düşündüğüm soruyu şimdiden sorup, merakımı erkenden gidermek istiyorum..

Bu gezi için yazılı rapor hazırlama ve geziye ilgi gösteren arkadaşların yorum ve sorularına karşı yanıt vermek için şu ana kadar kabaca ne kadar zaman harcadığını öğrenebilir miyim..?

Yalnızca merak işte..!

Kısaca Turgay hocam Tankut Abi nin hakkı ödenmez.
Güzel çiftii, ellerinize yüreğinize sağlık.

37_Fahir
29-07-2009, 09:35
Kısaca Turgay hocam Tankut Abi nin hakkı ödenmez.
Güzel çiftii, ellerinize yüreğinize sağlık.

Evet bu kadar güzel rapor,bu kadar güzel sözün karşısında ne diyebilirimki,Arkası yarınlar keşke hiç bitmese ama her güzelliğinde bir sonu olacak sanırım,ama T&S GÜZEL kardeşlerimizden her zaman yeni güzellikler bekliyoruz..Sizleri seviyoruz..:)

petro
29-07-2009, 09:51
ne işiniz var abicim oralarda:confused:
kimden izin aldınız da gittiniz:)
klavyeyi tutan ellerine sağlık
9 kısım tekmili birden güreş tefrikaları gibi gidiyor
kaymaklı ekmek kadayıfı gibi valla;)

KutG
29-07-2009, 12:19
Tankut ve Seden çifti(Laf gelmesin:D ) Sonlara doğru maceranın danışkasını yaşamışsınız yani..Aletsiz edevatsız,iyi cesaret valla..Gerçi geçmişte yaşadığın tecrübeden dolayı,levye gibi kalın alyan yanındadır,işte görür hani..Gece seyahatinizde,adeta 3. motor bendim sanki.Benzeri şeylerle karşılaştığım için sizi en iyi anlayanda benim sanırım.Ha gayret hocam,bundan sonrası çorap söküğü gibi gelir size garii.Kırsaldan bol oksijenli selamlar size.

Oooo bakıyorum da anında sattınız Tankut & Seden çifti falan, filan. Sağlıcakla kal Nurettin hocam, kırsala selam...




Bu gezi için yazılı rapor hazırlama ve geziye ilgi gösteren arkadaşların yorum ve sorularına karşı yanıt vermek için şu ana kadar kabaca ne kadar zaman harcadığını öğrenebilir miyim..?

Turgay hocam, ben sana daha detaylı cevap vereyim. Bu gezi yazısının ortaya çıkması için geçtiği aşamalardan kısaca bahsedeyim.

İlk iş gezinin planlanması. En çok zaman alan aşamalardan biri de bu zaten. Bu aşamada gidilecek ülkenin tarihini ve kültürünü araştırmak ve ziyaret noktalarını belirlemek. Bunun için kullandığım kaynaklar internetten Lonely Planet (en iyisi), ülkelerin turistik rehber siteleri ve lokasyon bilgileri için wikipedia türü ansiklopediler. Basılı kaynak olarak da gezi rehberleri ve gezinin spesifik amacıyla ilgili yayınlar (örneğin; Balkan seyahatlerinde o ülkelerdeki Osmanlı/Türk izlerine ilişkin kitaplar).

Sonraki aşama; rota hazırlama (GPS'de dahil), gerekli evrakların hazırlanması (vizeler, sigortalar, triptikler, vs.) ve konaklama imkanlarını araştırmak. Bu konaklama işi önemli, çünkü bazı ülkelerde internet rezervasyonu daha uygun fiyatlar bulmanızı sağlıyor. Ama, çoğunlukla bir kaç alternatif belirleyip mümkünse ücretsiz rezervasyon yaptırıp daha sonra yerinde giderek beğendikten sonra otele giriş yapıyoruz, internet sürprizleri ile karşılaşmamak için. Eğer, daha önce biri gittiyse ve olumlu referansı varsa fazla düşünmeye gerek yok. Bu aşamanın gezi raporu ile bir ilgisi yok.

Daha sonra yolculuğun kendisi. Bu aşamada gezi raporu ile ilgili bir detay var. Gezi esnasında günlük yol notları tutuyorum. Yoksa, daha sonra bütün bu detaylar unutuluyor. İşin en zor olan kısmıda bu. Bütün gün motor tepesinde, yorgunluk içinde otele gelip birde not tutmak inan çok zor oluyor.

Son aşamada, döndükten sonra geziyi raporlaştırmak. Bu aşamada çok zaman alıyor. İlk önce bütün fotoğrafları ayıklayıp seçmek gerekiyor. Daha sonra bunları photobucket türü fotoğraf ve video yükleme hizmeti veren bir siteye yüklüyorsun (sen tabii ki biliyorsun da, bilmeyenler için söylüyorum). Allahtan photobucket'ta toplu yükleme imkanı varda kolay oluyor, yoksa eskiden hepsini tek tek yüklemek gerekiyordu. Sonra, gezi esnasında tutulmuş notları baz alarak gezi raporunu yazmak. Tabii, ben bunu zaman buldukça taksit taksit yapabiliyorum.

Sonuç olarak, yaklaşık 1 hafta süren bir gezinin raporunun hazırlanması bütün aşamalar dahil herhalde yine en az gezinin kendisi kadar yani 1 hafta kadardır. Gezi raporuna gelen yorumları cevaplamak hiç sorun değil, zamanımı da almıyor. Aksine, nezaket gösterip rapora yorum yazan herkesi cevaplamaya özellikle dikkat ediyorum.




Kısaca Turgay hocam Tankut Abi nin hakkı ödenmez.
Güzel çiftii, ellerinize yüreğinize sağlık.

Sende bunu yaptın ya Necdet abi, ne diyeyim. Tankut gitti, Güzel çifti geldi, iyi valla...




Evet bu kadar güzel rapor,bu kadar güzel sözün karşısında ne diyebilirimki,Arkası yarınlar keşke hiç bitmese ama her güzelliğinde bir sonu olacak sanırım,ama T&S GÜZEL kardeşlerimizden her zaman yeni güzellikler bekliyoruz..Sizleri seviyoruz..:)

Sende mi Fahir hocam...




ne işiniz var abicim oralarda:confused:
kimden izin aldınız da gittiniz:)
klavyeyi tutan ellerine sağlık
9 kısım tekmili birden güreş tefrikaları gibi gidiyor
kaymaklı ekmek kadayıfı gibi valla;)

İşte buna çok sevindim. Cahit hocam da raporu beğenmiş...

necok
29-07-2009, 02:00
Sende bunu yaptın ya Necdet abi, ne diyeyim. Tankut gitti, Güzel çifti geldi, iyi valla...




Güzel abicim inan bir şey yaptığım yok, Sadece daha mutlu olasın diye yaptım.
Şu alemde sen yine bir numarasın.

TurgayAlan
29-07-2009, 11:43
... durduğumuz yeri ve içimi kaplayan duyguyu size anlatmalıyım. Durduğumuz yer Yanbolu’nun girişinde sağda solda birkaç evin olduğu çok loş bir yer. Yolda hiç aydınlatma yok, sadece evlerden sızan cılız ışıklar. Evlerin önünde toplanmış gençler. Bu bizi tedirgin eden tablonun çok benzerini Ermenistan’da gece Dağlık Karabağ’ın Gori şehrinden geçerken yaşamıştık. Karanlık bir şehir, evlerden sızan cılız ışıklar, etrafta sizi düşman gören insanlar, çok ürperticiydi. Ben öndeyim, gençlerin yanında duruyorum, ama gençlerde bir tuhaflık var, üstleri başları dökülüyor ve gece bile fark edilebilecek kadar esmerler. Sanıyorum, burası çingene mahallesiydi. Durur, durmaz, etrafımızı sarıp, motorları kurcalamaya başladılar. Önce İngilizce, sonra Almanca otel sormayı deniyorum, ama nafile. Ama, bir yandan motoru kurcalayan elleri ittirirken öte yandan da aynadan Seden’in durumuna bakıyorum, güvende mi diye. Sonunda avazım çıktığı kadar “Burada Türkçe bilen yok mu, ulan?” diye bağırdım. Bir anda motoru kurcalayan eller geri çekildi ve etrafımızdaki kalabalık açıldı. Uzakta bir çocuğu işaret ettiler, çocuk Türk olduğumuzu anlayınca hemen koşarak yanımıza geldi. İlk işi, o kalabalığı tek başına bağıra bağıra güvenli bir meseleyi itelemek oldu. Sonra, yanımıza geldi, yüzü o kadar aydınlıktı ki. Yüzünde öyle güzel bir gülümseme vardı ki. Yanbolu’da kalabileceğimiz bir otel sorduk. Tunca Otel var dedi...
Bravo Tankut hocam..
Akıcı ve inanılmaz güçlü ifade edilmiş bir paragraf..

Büyük bir keyifle takipteyiz...

semih
30-07-2009, 02:02
Bazen öyle zamanlar oluyor ki.. Bir romana dalıp,gittiğiniz gibi Bu gerçek bir roman tatında rapor,izliyorum,Takdir ediyorum,İmreniyorum.

KORBALA
30-07-2009, 05:00
Tankut hocam 243. sayfayı da doldurdun word belgesi olarak. İlgi ile bekliyorum devamını :) Bitsin sana da yollayacağım :)

Seden
30-07-2009, 09:39
Beni nihayet farkederek :D :D :D övgü dolu sözleriyle onurlandıran arkadaşlara teşekkür ederim. Bu arkadaşları not ettim.

Geziye ilişkin sorularınız olursa cevaplamaktan memnun olurum.

KORBALA
31-07-2009, 03:30
Hoş deldiniz Seden hanım . Tebrikleri canlı ortamda yapmayı tercih ederim ama HELAL OLSUN büyük iş çıkarmışsınız

TurgayAlan
31-07-2009, 04:11
..
Geziye ilişkin sorularınız olursa cevaplamaktan memnun olurum.

Şu İnternet denen gavur icadı ne güzel bir buluş öyle değil mi GÜZEL dostlar..?

Bundan 10 yıl öncesine kadar bu tür adventure gezileri, satın aldığımız süreli yayınlardan büyük bir hayranlıkla takip ederdik.
Üstelik takip ettiğimiz o gezi yazılarında,aklımıza takılan soruları yazara sorma olanağımız da yoktu.

Oysa bugün hem geziyi yaşayanlar,hem de geziyi yaşayanlara soru soranlar aynı odanın içerisinde..:)

KutG
01-08-2009, 09:50
7. gün: Yanbolu-Hamzabeyli-Edirne-İstanbul 750 km

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/Yanbolu-Ankara.jpg

Sabah güzel bir güne uyanıyoruz. Dünün yorgunluğu gitmiş, ikimizi de eve gidecek olmanın heyecanı basmış. Felaket kıvamında bir sabah kahvaltısından sonra hemen yola düşüyoruz. Bugün eve gidiyoruz. Yol yaklaşık 750 km. Zaman sorunu yok, çünkü Edirne’den sonra tamamen otoban. Kapattın mı motorun kendisi bile gider. Gitmesine gider de hep bu dönüşlerde olan rahatlığın, genişliğin ve gevşemenin insanın başına ne işler açtığını gün ortasında bizzat yaşayacağım.

Yanbolu’dan çıkıyoruz, sınıra 30-40 km mesafedeyiz. Sınır derken dönüşte çok içeride kaldığı için Dereköy’ü ve yaz aylarında çok yoğun olduğu için Kapıkule’yi tercih etmiyoruz. Hamzabeyli’den geçeceğiz. Geçen yıl Balkanlara giderken grubun bir kısmıyla Üsküp’te buluşacaktık. Biz Üsküp’e Yunanistan üzerinden giderken bu grup Kapıkule’den geçip gelmeyi planlamıştı. Üsküp’e yaklaşık 3-4 saat geç geldiklerinde, Kapıkule’de 2-3 saat bekledikten sonra sıradan çıktıklarını ve Hamzabeyli’den sınırı geçtiklerini söylemişlerdi. Ayrıca, Kapıkule’ye ilişkin motorculara özel bir not. Kapıkule’de araba kuyrukları yanından motosiklet geçemeyecek şekilde kanallara yönlendiriliyor. Yani, arabaların olduğu her kuyrukta yaptığımız gibi arabaların yanından geçeyim gideyim diye bir durum Kapıkule’de yok maalesef. Bulgaristan’a geçmeyi planlayan arkadaşların Hamzabeyli’yi tercih etmelerini tavsiye ederim.

Yanbolu’dan çıktıktan sonra gözlerim benzinci arıyor, ama sınıra kadar yok. Sebebi basit, litresi 1 Euroluk benzinle 33 litrelik depoyu doldurdum mu, herhalde beni Ankara’ya ulaştırır. Aslında, 33 değil 35 litre. Giderken Dereköy’den çıkıp Tsarevo’ya sürerken benzini son damlasına kadar tüketmiş ve depoyu tam doldurduğumda 35 litre benzin aldığını görmüştüm. Tabii, benzinci bizi katakulliye getirmediyse.

Kısa bir sürüşten sonra Hamzabeyli’ye geliyoruz. Halen Bulgar tarafındayız.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00367.jpg

Allah’tan sınırda benzinci var. Hemen depoları boğazına kadar dolduruyoruz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00368.jpg

Cebimizdeki tüm levaları benzinciye vermemize rağmen elimizde hala leva var. Ne yapalım, marketten bir şeyler alalım bari. Benzincinin marketine bakıyoruz, hiçbir şey yok. Ne yapacağız? Benzinci “100 metre geride market var, isterseniz benim bisikleti alıp gidebilirsiniz” diyor.

This is Seden in action.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00369.jpg

Seden alacaklarını alıp, dönüyor. Marketçi Seden’i motor kıyafetleri içinde bisikletle görünce dayanamayıp bayıltan sorusunu sormuş: Bisikletle dünya turu mu yapıyorsunuz?

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00370.jpg

Bulgar tarafında işlemleri 5 dakikada bitirip bizim tarafa geçiyoruz. Eziyette başlıyor, Türk sınırını geçmek gerçekten bir dert. Önce gümrüğe kaydol, sonra pasaportu geç, sonra gümrüğe gir ve en son tekrar son kontrole gir prosedürüne bu seferde domuz gribi formu doldurma formalitesi eklenmiş. Bu nasıl bir eziyettir anlaşılır gibi değil. Hiç abartmadan söylüyorum, dünyanın büyük çoğunluğunda bu işlemler tek bir gişede toplanır, en fazla iki gişede bu işlemler en kısa sürede halledilir. Geçen gün gazetelerde bir haber vardı, Kapıkule ve Hamzabeyli sınır kapıları tamamen yeniden yapıldığı halde yine kilometrelerce kuyruk oluyormuş, sürücülerde bu durumu korna çalarak protesto ediyorlarmış diye. Çavuşesku’nun Bükreş’e dünyanın en büyük binasını yapması gibi istersen dünyanın en güzel binasını yap, onu işleten kafayı değiştirmeden ve bu bürokrasiyi azaltmadan sonuç değişmez ki…

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00372.jpg

Sınırdan geçip Edirne’ye sürüyoruz, sonra otobana girip ver elini Ankara. Siz şimdi paşa paşa sürdük Ankara’ya geldik, macerada burada bitti zannediyorsunuz değil mi? Maalesef değil. Üstelik, bir değil, iki değil, tam üç tatsızlık.

İlk olarak, otobana girdikten sonra veriyoruz gazı. Hava sıcaklığı 40 dereceye yaklaşıyor, acayip bunaltıcı. Sıcak havanın üstüne monoton otoban sürüşü de eklenince motosiklette daha önce hiç başıma gelmemiş bir iş başıma geliyor. UYUYORUM. Evet, uyuyorum. Orta şeritten giderken bir anda gözlerim kapanıyor, kendimi sol şeridin sol tarafında buluyorum. Uyumak, ama herhalde saniyelik bir olay. Saniyelik, ama insanı götürmeye fazlasıyla yeter. Daha önce artçıların uyuduğunu çok duymuş ve kendi artçımın da uyuduğu durumlar yaşamıştım. Ama, sürücünün uyuması durumu hele hele bu sürücünün kendim olması durumu ile ilk kez karşılaşıyordum. Sonrası tabii ki yürek Selanik el ayak zangır zangır durumu. Hemen durup el yüz yıkama, kahve, üstüne Red Bull, durumu toparlıyorum. Ama, esaslı korkuyorum gerçekten.

İkincisi, İstanbul’da köprüyü geçerken başımıza geliyor. İstanbul’a girdikten sonra tabelaları dikkatle takip ediyorum ki, yanlışlıkla Boğaz köprüsüne gitmeyelim. Boğaz köprüsünde nakit gişelerinin kalktığını biliyorum. Fatih Sultan Mehmet köprüsü tabelalarını kaçırmadan takip ediyorum, nihayet köprüye geliyoruz. Geliyoruz da, burada hiç nakit gişesi yok. Nasıl kaçırdık tabelaları yahu, Boğaziçi köprüsüne gelmişiz. Tüh be. Geri dönsek dönemeyiz, ileride gidemiyoruz, bari inip birinden rica edip KGS kartını kullanarak parasını da ödeyerek geçelim diye düşünüyoruz. Ama, en sağda KGS kartı satın alınabileceği levhasını görüyoruz. Seden inip KGS kartı alıyor, gelip döndüğünde ikinci bir şok yaşıyoruz. Seden burasının Boğaziçi köprüsü olmadığını söylüyor. Bende “hadi ya ciddi misin, peki biz neredeyiz, dalga mı geçiyorsun?” diyorum, ama daha sonra böyle düşündüğüm için utanıyorum. Çünkü, bizim hükümetin çok hızlı çalışarak gidişte olmayan 3. köprüyü bizim dönüşümüze yetiştirmiş olması ihtimali olduğu aklıma geliyor. Seden “hayır, burası Fatih Sultan Mehmet köprüsü, doğru gelmişiz, ama burada da nakit gişelerini kaldırmışlar” diyor. Hımmm, salak bir gün.

Üçüncüsü, köprüden geçtikten hemen sonra başımıza geliyor. Köprüden sonra acayip bir trafik var ve hava o kadar sıcak ki, yavaş yavaş buharlaşmaya başlıyoruz. Artan hava sıcaklığı ile birbirimize katlanma katsayımızın azalması arasında logaritmik bir ilişki var. Ben önde sürüyorum, trafikten bir an önce kurtulmak için makas, bıçak ve cımbız türü her türlü numarayı kullanarak sürüyorum. Seden bu sürüşü fazla riskli bulduğu için beni takip etmiyor. Burada ufak bir ara vererek Sezar’ın hakkını Sezar’a vermenin gerektiğini belirtmek istiyorum. Grup sürüşünde karı koca bile olsanız sırf öndekini takip etmek için risk almamak gerekiyor. Kendi bildiğiniz gibi sürmekten asla vazgeçmemeniz lazım. Buraya kadar doğru, bir sorun yok. Bende kasktan kaska haberleşme sistemiz olduğu için sorun etmiyorum, birbirimizi kaybetme durumumuz yok veya ortaya çıkabilecek tehlikelerden anında haberdar olabiliyoruz. Lakin, şeytan şu çok takdir ettiğiniz uyumumuzu bozmak için çalışmalarına başlıyor. Kasktan kaska iletişim sisteminde sorun yaşamaya başlıyoruz, bir çalışıyor, bir susuyor. Seden’e telsizden “birbirimizi kaybetmeyelim, beni takip et” diyorum. Olayın sonrası şöyle gelişiyor:

SG: Hayır, ben öyle deli gibi sürmek istemiyorum.
TG: Peki Seden, sorun değil, sen öne geç o zaman ben seni takip edeyim.
SG: Hayır, öne de geçmem, öne geçer de yolu kaybedersem senin gürültünü dinleyemem.
TG: Ya sabır yara süllellah, otobanda yolu kaybedersen bir ilki başarmış olacaksın, farkında mısın? Neyse, tamam ben biraz yavaşlayayım, sende biraz hızlan bari (ne gadder yapıcı bir adamım, görüyorsunuz)
SG: Homur, homur, homur…

Bu diyalogdan yaklaşık 5 dakika sonra Seden’i aynamda göremeyince telsizden “Neredesin?” diye sesleniyorum. Telsizden tam bir fırtına esmeye başlıyor. “Beni sıkıştırma, senin yüzünden hata yapacağım, bir rahat bırak da, adam gibi gideyim, bla, bla, bla, bla…”. Ben ne niyetle durumunu soruyorum, ne cevap alıyorum, beni rahat bırak öyle mi? Hemen sağa çekiyorum, gelip arkamda duruyor. Motordan inip “sana da, bineceğin motora da” deyip, başka hiçbir kelime etmeden motora atlayıp gazı açıyorum. Arkamdan makineli tüfek gibi saydırıyor. Dediklerinin hepsini duyuyorum da, başımda kask var ayaklarına duymamazlıktan geliyorum, yoksa iş büyüyecek. Bazen İsmet İnönü gibi duymamazlıktan gelmek iyi oluyor. Arkama bakmadan gazlıyorum. İzmit’i geçiyorum, fazla hızlı da değilim, arada bir aynayı kontrol ediyorum, geliyor mu diye, ama gelmiyor. Adapazarı’ndan sonraki düzlüklerde yanımdan herhalde 200’le geçiyor. Bu sefer ben istifimi bozmuyorum. Benzincide karşılaşıyoruz, ama birbirimizi tanımıyoruz. Benziciden ben önden çıkıyorum. Sabah kahvaltıda öğle yemeğini Bolu dağında Cafer’in yerinde çizik (çiziği Ali Ulusan kardeşim öğretmiştir) yeriz diye konuşmuşuz, onun için ben otobandan çıkıp Bolu dağına sarıyorum. Cafer’in yerine oturup iki kişilik sipariş veriyorum. Bekliyorum ki, gelsin. Yine gelmiyor. Yolun kenarında oturuyorum ki, geçerse göreyim. Geçmiyor. Herhalde, tünelden geçip yola devam ediyor. Bende bekle bekle sıkılıp oturup iki kişilik yemeği silip süpürüyorum. Yola çıkmadan önce Cafer’in yerindeki personelle biraz muhabbet ediyoruz. “Abi, tek başına seyahat sıkıcı olmuyor mu?” diyorlar. Bende gayr-i ihtiyari “yok canım, eşimle beraber seyahat ediyoruz, birazdan gelir” diyorum. “Abi, ablayı neden yalnız bıraktın ki?” diyorlar. “Yok canım, kendisi yılların motorcudur, gelir, bir sorun yok” diyorum. Doğru, gelmesine gelir de, gelmemesinin sebebi başka. Cafer’in yerinin personeli sağlı solu ataklarla beni sıkıştırıyor. “Abi, ne oldu, abla gelmedi, başına bir iş gelmiş olmasın?” diyorlar. “Ulen olm, ağzınızdan yel asın, belki geçmiştir, beni görmemiştir, hadi bende kalkayım da yolda yakalayayım bari” diyerek kıvırtıyorum.

Aşağıda Cafer’in yerinin acar forvetleriyle çekilmiş fotoğraf.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00373.jpg

Yola devam, ortada yok. Belli tünelden geçmiş hınzır. Ankara’ya yaklaşırken kayınvalide arıyor. Rahatlıyorum, çünkü belli ki eve varmış, İstanbul’dan beri ayrı geldiğimizi söylemiş, kayınvalidem meraklanmış, onun için arıyor. Kayınvalidem olaydan hiç bahsetmiyor, ama Seden’in geldiğini söylüyor, rahatlıyorum. Ama, yakın bir arkadaşımızın kalp krizi geçirdiğini söylüyor, üzülüyorum. Eve gitmeden hemen hastaneye. Allah’tan arkadaşımın durumu iyi, kalbi teklemeye başlayınca Bayındır’ın aciline kendi gidiyor, tetkiklerini yapıp yoğun bakıma alıyorlar ve yoğun bakımda kalp krizi geçiriyor. Bir başka kadir günü doğan insan. Neyse durumu iyi, hasar hemen hemen yok. Şanlıymış. Hastanenin önündeki bu fotoğrafa dikkat. İstanbul’da 40 derece hava sıcaklığı Ankara’da buz gibi bir havaya dönüyor. Hatta, montun içine bir kat daha giyinmek zorunda kalıyorum.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00374.jpg

Akşamüstü 18:00 gibi Ankara’ya ulaşıyorum, nihayet evdeyiz.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00375.jpg

İşte, geziden erken dönmemize sebep olan cızırtı bu arkadaş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00376.jpg

Eve girince Seden’le göz göze geliyoruz ve karşılıklı gülmeye başlıyoruz. “Cafer’in yerine niye gelmedin?” diyorum, “sende neden benzinciden kaçtın?” diyor. Gülüşüyoruz.

Gezi sonu kilometro kaydı alıyorum. 3356 km olmuş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00378.jpg

Tüm gezi boyunca ortalama hızımız 80.3 km/saat olmuş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00379.jpg

Benim motorun ortalama benzin tüketimi 100 km’de 5.7 litre olmuş.

http://i189.photobucket.com/albums/z306/kutgkutg/romanya%20bulgaristan/DSC00381.jpg

HASAN
01-08-2009, 12:16
DOSTUM....anlasilan asil macerayi Turkiyeye girince yasamissiniz.... :) :)

TurgayAlan
01-08-2009, 01:04
Çok teşekkürler dostlar.
Bizim için sürükleyici ve harika bir rapor oldu.:)

İzin verirseniz son olarak şunu sormak istiyorum;
İki kişiye,bu gezinin herşey dahil toplam maliyeti kabaca ne kadar oldu acaba..? :rolleyes:

Seda
02-08-2009, 12:42
Siz ne derseniz deyin bence bu rapor için ciddi emek harcadınız. Harcadığınız emek biz EC’liler için çok değerli. Ellerinize, emeğinize sağlık. Size beraber nice yollar, yolculuklar diliyorum. Biz izlemeye devam edeceğiz. Hatta şimdiden önümüzdeki sene için rotanızı merak eder oldum. :)
Herhalde yakında da Gürcistan-Kafkasör raporu gelir. :rolleyes:
Bu arada Seden Hanım, soru sormaktan ziyade yolculuk boyunca yaşadıklarınıza dair iki kelam da sizden duymaktan mutlu oluruz hani. :)

KutG
02-08-2009, 09:08
Bazen öyle zamanlar oluyor ki.. Bir romana dalıp,gittiğiniz gibi Bu gerçek bir roman tatında rapor,izliyorum,Takdir ediyorum,İmreniyorum.

Sağolasın, Semih hocam. Safranbolu kampında görüşmek üzere...




Tankut hocam 243. sayfayı da doldurdun word belgesi olarak. İlgi ile bekliyorum devamını :) Bitsin sana da yollayacağım :)

Biraz bayılttım galiba. Kusurumuza bakma Cumhur hocam...




Şu İnternet denen gavur icadı ne güzel bir buluş öyle değil mi GÜZEL dostlar..?

Bundan 10 yıl öncesine kadar bu tür adventure gezileri, satın aldığımız süreli yayınlardan büyük bir hayranlıkla takip ederdik.
Üstelik takip ettiğimiz o gezi yazılarında,aklımıza takılan soruları yazara sorma olanağımız da yoktu.

Oysa bugün hem geziyi yaşayanlar,hem de geziyi yaşayanlara soru soranlar aynı odanın içerisinde..:)

Aynen doğrudur, Turgay hocam. Uzun'un dediği gibi; şu kamp gelene kadar zaman dolduruyoruz valla.




DOSTUM....anlasilan asil macerayi Turkiyeye girince yasamissiniz.... :) :)

Keşke şu Safranbolu kampına gelsende, sende bir Türkiye macerası yaşasan, Hasan hocam...




İzin verirseniz son olarak şunu sormak istiyorum;
İki kişiye,bu gezinin herşey dahil toplam maliyeti kabaca ne kadar oldu acaba..? :rolleyes:

Valla Turgay'cığım, hiç hesaplamadık. Ama; benzin, konaklama ve yemek ücretlerini göz önüne alırsak aynı sürede Türkiye'de yapacağımız aynı mesafeli ve süreli bir seyahatin, abartmadan söylüyorum, kesinlikle yarı fiyatına mal olmuştur. Bu karşılaştırmanın üstüne motor başına triptik (80 TL) ve yurtdışı sigortası (170 TL) ve kişi başına vize masraflarını (maliyetini bilmiyorum) eklemek gerekir. Turing, ayrıca yaklaşık 250 TL'ye malolan uluslararası ehliyet falan da diyor, ama kesinlikle boşa masraf, Yunanistan'dan başka kimse sormuyor.

Yurtdışına gitmek isteyenler için bütün bu bahsettiğim triptik, yurtdışı sigortası, vize, uluslararası ehliyet gibi maliyetlerin olmadığı çok iyi bir alternatif var. Gürcistan. Sadece 6 ay geçerli bir pasaport yeterli ve fiyatlar Romanya Bulgaristan'dan bile daha ucuz.




Siz ne derseniz deyin bence bu rapor için ciddi emek harcadınız. Harcadığınız emek biz EC’liler için çok değerli. Ellerinize, emeğinize sağlık. Size beraber nice yollar, yolculuklar diliyorum. Biz izlemeye devam edeceğiz. Hatta şimdiden önümüzdeki sene için rotanızı merak eder oldum. :)
Herhalde yakında da Gürcistan-Kafkasör raporu gelir. :rolleyes:
Bu arada Seden Hanım, soru sormaktan ziyade yolculuk boyunca yaşadıklarınıza dair iki kelam da sizden duymaktan mutlu oluruz hani. :)

Seda hocam, işin doğrusu Seden'in hiç bir şey hazırladığı yok. Gezi öncesi hazırlıkları, gezi rehberliği, gezi raporu falan bütün işler bende. Kendileri bir zahmet motosikletine atlayıp benimle beraber teşrif ediyorlar.

Önümüzdeki sene derken?

Gürcistan-Kafkasör raporu şu an fırında pişiyor. Bu rapor daha çabuk pişecek, çünkü gezinin tarihi kültürel yanından çok macera yanı öne çıkıyordu.

KORBALA
03-08-2009, 09:46
Tankut hocam sıkılmakdan değil. Bayaa bi kallavi rapor çıktı karşıma. Biraz daha sıksan resimli roman olacak :)
Bu arada bitti ise ben de dip not vs eklemelerine başlayayım diyorum.

HASAN
03-08-2009, 10:52
Tankut Dostum cok isterdim ama hayat sartlari simdilik izin vermiyor bana :(

KutG
03-08-2009, 01:46
Tankut hocam sıkılmakdan değil. Bayaa bi kallavi rapor çıktı karşıma. Biraz daha sıksan resimli roman olacak :)
Bu arada bitti ise ben de dip not vs eklemelerine başlayayım diyorum.

Cumhur hocam, raporun hikaye kısmı bitti, en son birde sonuç kısmı var, onu da birara yazarım.




Tankut Dostum cok isterdim ama hayat sartlari simdilik izin vermiyor bana :(

Hasan hocam, sen orada EC burada olduktan sonra bir gün bir yerde buluşuruz, nasıl olsa... Sağlık olsun...

chito
03-08-2009, 07:18
Devamını bekleyerek okudum.
Böyle bir geziyi yaptığınız için tebrik, paylaştığınız için eşinize ve size teşekkür ediyorum.

Sevgiler...

TurgayAlan
05-08-2009, 09:42
..Önümüzdeki sene derken?...
Neden Latin Amerika olmasın..?

Hem sonra,Latin yollarında yazılmış yeni bir raporu okumak da keyifli olurdu ..(Sırıtma simileyi)

AykutErda
06-08-2009, 12:40
Tankut'um çok iyi bir rota ve sunumu olmuş ...

Bu sunum bir çok Endurocunun yolunu açacak ...

Sen gerçekten heyecan verici bir kişiliksin , Dostum benim ...

Herşey için teşekkürler ...:)

KutG
06-08-2009, 01:34
Devamını bekleyerek okudum.
Böyle bir geziyi yaptığınız için tebrik, paylaştığınız için eşinize ve size teşekkür ediyorum.
Sevgiler...

Metin hocam, beğendiğinize gerçekten sevindim. Bende sizin çalışmaları ilgiyle ve beğenerek izliyorum. "Devamı olacak mı?" soruma yanıt var mı?




Neden Latin Amerika olmasın..?

Hem sonra,Latin yollarında yazılmış yeni bir raporu okumak da keyifli olurdu ..(Sırıtma simileyi)

Bir gün yapacağım inşallah, Turgay'ım. Ama, bu yıl değil.




Tankut'um çok iyi bir rota ve sunumu olmuş ...

Bu sunum bir çok Endurocunun yolunu açacak ...

Sen gerçekten heyecan verici bir kişiliksin , Dostum benim ...

Herşey için teşekkürler ...:)

Sağolasın Doktorum. Senden böyle övgüler almakta benim için onur verici bir durum.

KutG
06-08-2009, 01:46
Evet, nihayet gezinin sonuç kısmına geldik.

Yol detayları:

Toplam mesafe: 3356 km
Toplam süre: 6 gece 7 gün (6 gün sürüş, 1 boş gün)
Günlük kat edilen ortalama mesafe: 560 km
Ortalama hız: 80.3 km/saat
Ortalama yakıt tüketimi: 5.7 litre

Vize, triptik, seyahat sigortası:

Romanya ve Bulgaristan’ın her ikisi de Türk vatandaşlarından vize istiyor. Her iki ülkede AB üyesi olmalarına rağmen henüz Schengen bölgesine dahil olmadıkları için her iki ülkeden de ayrı ayrı vize almak gerekiyor. Direkt olarak Romanya’ya gitmek isteyenler için Bulgaristan’ı “by-pass” ederek İstanbul Köstence arasında çalışan feribotları kullanmak iyi bir alternatif olabilir.

Turing’den motosiklet için alınacak triptik (Carne de Passage) belgesinin 6 ay süreli olanının fiyatı 30 YTL. Bu belgeyi sınır kapılarında da alabilirsiniz.

Motosiklet için alınan yurtdışı kaza sigortasının (greencard) 15 günlük olanının bedeli 70-80 Euro civarında. Unutmayın, bu sigorta sadece yurtdışında karıştığınız kazalarda sizin kusur oranınızda karşı tarafın masraflarını karşılıyor. Sizin için bir şey yok. Kendi riskiniz için yurtdışında geçerli kasko var mıdır bilmiyorum, ama sanırım hem çok pahalıdır hem de ben hiç böyle bir kasko duymadım.

Uluslararası ehliyet almanıza kesinlikle gerek yok. Hem çok pahalı hem de Yunanistan haricinde kimsenin sorduğu bile yok.

Benzin:

95 oktan kurşunsuz benzinin fiyatı her iki ülkede de aşağı yukarı 1.10 - 1.20 Euro civarında.

Konaklama:

Şehir / Otel / Yıldız / Fiyat (2 kişilik oda+kahvaltı) / Rezervasyon detayları

Tsarevo / City hotel / 2 yıldız / 25 Euro / -

Varna / Bonita Hotel / 3 yıldız / 26 Euro / Golden Sands, 9007 Golden Sands Resort, www.booking.com

Braşov / Hotel Adebelle / 3 yıldız / 37.5 Euro / Str. Pietii nr 5, Brasov, tel: 0040755065790, fax: 0040 268 411 080, www.adabelle.ro; adabelle_hotel@yahoo.com

Sibiu / Artemis Pansiyon / Pansiyon / 24 Euro / Str. Bieltz Nr. 59 Sibiu, tel: 0040748287824, pensiunea_artemis@yahoo.com

Yanbolu / Hotel Kabile / 3 yıldız / 45 Euro / http://www.visitbulgaria.net

Yemek:

Bulgaristan’ın sahil şeridini geçtiğimiz için deniz mahsullerine odaklandık. Çeşit olarak Karadeniz’in tüm cömertliği aynen bizde olduğu gibi Bulgar balık restoranlarında da mevcut. Fiyatları bizdeki fiyatlardan çok daha ucuz, bizim fiyatların yarısı karşılaştırması yanlış olmaz. Fakat, fiyatlar Yunanistan’la aynı mertebede olmasına rağmen Rum mezelerinin lezzetinden oldukça uzakta.

Romanya’da Köstence sahil şeridinde deniz mahsulleri ama iç bölgelerde ve özellikle Karpatlar bölgesinde et ve özellikle yaban av etleri revaçta. Dağlık Transilvanya bölgesinde büyük av köşklerinde av eti ve bizim mutfağımızla benzerlik gösteren işkembe çorbası mutlaka denenmeli. Ana yemeklerden Mamaliga (peynirli mısır ezmesi), köfte ve ızgara sosis, yerli taze peynirler ve papanasi tatlısı leziz tercihler olacaktır.

Romanya’da yemek konusunda belirtmek istediğim son nokta Shaurma. Shaurma Arapça shavarma kelimesinden gelen bildiğiniz bizim döner. Romanya’nın fast food’u. Bizden farklı olarak soslu olarak ekmek içi ve dürüm içi servis ediliyor. Hem leziz hem de 3-5 TL’lik fiyatı ile çok ekonomik bir atıştırma alternatifi.

İçki fışkı:

Hemen hemen her ülkede şaşmaz bir doğrulukla sonuç veren enfes yerel biralar Bulgaristan ve Romanya içinde geçerli. Bulgaristan için yerel votkaları pas geçmemek lazım. Romanya’nın yeni mahsul taze şarapları mutlaka denenmeli.

Maliyet:

Benzin, yeme içme, konaklama adam başı yaklaşık 600-700 Euro civarı.

Trafik ve yollar:

Bulgaristan’ın yol altyapısı sadece ana güzergahlarda iyi. Büyük şehirleri birbirine bağlayan yollarda sorun yok, ama özellikle kuzey güney hattındaki yollar genellikle dar ve bozuk. Dereköy’den ve Hamzabeyli’den kuzeye giden yollarda TIR trafiği de olduğu için diğer alternatif yolları tercih etmekte fayda var. Sürücüler genelde kurallara uyuyorlar ve motosikletlere karşı saygılılar.

Romanya’nın yol altyapısı sadece Bükreş ve çevresinde iyi. İyilikten kasıt Bükreş’ten doğuya ve batıya yani Köstence ve Piteşti’ye giden otobanlardan ibaret olması. Bükreş’ten güneye Giurgiu’ya ve kuzeye Braşov’a giden yolların bir bölümü duble yol. Bu yolların haricindeki yolların tümü tek geliş tek gidiş şeklinde ve genellikle hiç emniyet şeridi olmayan dar yollar. Yol kalitesinin de iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Zaten bu durumu hemen hemen her yerleşim biriminde çokça görebileceğiniz “vulcanieren” olarak adlandırılan lastik tamircilerinden de anlayabilirsiniz. Trafik yoğunluğu olan bölgelerde bu yollar ciddi güvenlik riski oluşturuyor. Romanya’da asıl problem yollardan çok sürücüler. İnanılmaz kural tanımaz ve saygısızlar. Bu seyahatte Romanya’da trafikte çok ciddi tehlikeler atlattık. Romanya’ya gidecek arkadaşların çok dikkatli olmalarını tavsiye ediyorum.

Rota planlama:

Bulgaristan ve Romanya’nın ana yolları ve otobanları için 100 – 120 km/s, ara yollar ve tek geliş gidişli yollar için 80 – 90 km/s ortalama hız düşünülebilir. Günlük 300 - 350 km mesafe ve her 3 - 4 gün için 1 gün dinlenme arası vermek doğru bir planlama olur.

Bulgaristan:

Bulgaristan ilginç bir ülke. AB üyesi bir ülkede hala otoban soygunculuğu, hırsızlık ve dolandırıcılığın bu kadar yaygın olması şaşırtıcı. Güvenlik konusunun ülke için halen sorun olması üzücü. Dereköy sınır kapısındaki gümrük memurunun Bulgarların haydut bir millet olduğu yönündeki genellemesi her ne kadar biraz ırkçılık koksa da maalesef kısmi olarak gerçeklik payı da var. Yabancıların bir ülkede kendilerini güvende hissetmemeleri rahatsız edici bir duygu. Bunun dışında, Bulgaristan’ın sahil şeridi çok uygun fiyatlı tatil imkanı sunuyor. Vize problemi olmasa, özellikle İstanbul için çok ciddi bir tatil alternatifi olabilir.

Bir daha gider miyim? Sanırım, başka bir ülkeye geçmek ya da Bulgaristan’ı orada yaşayan birinin rehberliğinde gezmek dışında hayır. Mesaj alındı mı, Hasan?

Romanya:

Çılgın sürücüleri haricinde Romanya’da bulunmak çok keyif vericiydi. Çok köklü olmasa da zengin tarihi ve kültürü, Saksonlar gibi ilginç kavimlere ev sahipliği yapmış olması, el değmemiş ve bozulmamış doğası, yemyeşil uçsuz bucaksız Karpat dağları ve henüz keşfedilmeyi bekleyen bölgeleri ile Romanya gerçekten çok doğru bir seçim olmuş. Çok ekonomik konaklama ve yiyecek içecek fiyatları bu ülkeye yapılacak seyahatleri çok mümkün kılıyor. Motosiklet sürücüleri için harika bir alternatif.

Bir daha gider miyim? Kesinlikle, evet.

Sonucun sonucu:

Bu seyahat gezi listesine bu bölgeyle ilgili yeni destinasyonların eklenmesine yol açtı. Bunların ilki, Romanya’nın çok az gelişmiş Ukrayna sınırındaki kuzey doğu bölgesine gitmek ve bölgenin ıssız dağlarındaki manastırları görmek. İkincisi de, bu Balkan defterinin Balkan’ların tam ortasında yer alan Sırbistan’ı da görmeden kapanmayacağı.


Umarım, bu gezi raporu sizlere keyifli zaman geçirtmiştir ve bu ülkelere gidecek olan arkadaşlara rehberlik edebilme seviyesine ulaşabilmiştir.

Sağlıcakla kalın dostlar…

.

chito
08-08-2009, 01:38
Tankut Kardeş, tabi ki devam olacak.
Ve tabi ki diğer şehirlerin de her zaman göremediğimiz yerlerini gösteren fotolar paylaşsa arkadaşlar ne kadar da iyi olurdu..

Sevgiler..

http://www.enduroclub.org/forum/showthread.php?t=2023&page=2

KutG
08-08-2009, 10:14
http://www.enduroclub.org/forum/showthread.php?t=2023&page=2

Evet, görmemişim. Pekala, madem öyle ne zaman geliyor sanat fotoğrafları kıvamında bir çalışma?

TurgayAlan
08-08-2009, 11:43
..
Romanya’da yemek konusunda belirtmek istediğim son nokta Shaurma. Shaurma Arapça shavarma kelimesinden gelen bildiğiniz bizim döner. Romanya’nın fast food’u. Bizden farklı olarak soslu olarak ekmek içi ve dürüm içi servis ediliyor. Hem leziz hem de 3-5 TL’lik fiyatı ile çok ekonomik bir atıştırma alternatifi..
Deniz mahsullerini saymazsak,bu iki ülkede yaşayan Müslümanlar sokakta hazır pişmiş dana eti bulma konusunda sıkıntı yaşıyorlar mı..?:rolleyes:

Yada şöyle sorayım;
Karnı aç ve Sakarya caddesi tarzı yerleşkeden geçen bir müslüman turist,dilediği zaman dana yada koyun etli yiyecek bulabiliyor mu..?

KutG
10-08-2009, 11:04
Deniz mahsullerini saymazsak,bu iki ülkede yaşayan Müslümanlar sokakta hazır pişmiş dana eti bulma konusunda sıkıntı yaşıyorlar mı..?:rolleyes:

Yada şöyle sorayım;
Karnı aç ve Sakarya caddesi tarzı yerleşkeden geçen bir müslüman turist,dilediği zaman dana yada koyun etli yiyecek bulabiliyor mu..?

Turgaycığım, bu sadece Romanya'ya ait bir sorun değil, müslüman olmayan tüm ülkeler için geçerli. Bu durumda "geçici vejeteryanlık" en pratik çözüm.

TurgayAlan
10-08-2009, 11:51
Turgaycığım, bu sadece Romanya'ya ait bir sorun değil, müslüman olmayan tüm ülkeler için geçerli. Bu durumda "geçici vejeteryanlık" en pratik çözüm.
Teşekkürler Tankut hocam..:)
.......

Üstadım izin verirsen kendi adımıza küçük bir bilgilendirme ihtiyacı hissediyorum.

Biz,değer verdiğimiz ve keyif alarak okuduğumuz yazılarda hiçbir zaman ve hiçbir yerde yazarın verdikleri ile yetinme alışkanlığını edinemedik..!

O yüzdendir ki,sizlerin gerek geçmiş gezi yazılarında,gerekse bu raporda aynı alışkanlığımızı sürdürüyor ve bilgilenme ihtiyacı duyduğumuz yada yeterince anlamadığımız konularda soru yöneltiyor,ya da yorumlar yapıyoruz.

Hele ki yazarı karşımızda canlı bulduğumuz durumlarda, sanırım bu işi daha da abartıyoruz...

Açık söylemek gerekirse,forum kullanmanın felsefesinin de zaten bu olduğuna inandığımız için,bundan sonra da bu şekilde davranmaya devam edeceğiz..

Fazla yada lüzümsuz konuştuğumuzu düşünen arkadaşlarımız varsa lütfen bizi affetsin..

Bu tür raporlar için verdiğiniz emeğin önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.
Sizi her zaman izlemeye devam edeceğiz..

Turgay

KutG
11-08-2009, 11:06
Teşekkürler Tankut hocam..:)
.......

Üstadım izin verirsen kendi adımıza küçük bir bilgilendirme ihtiyacı hissediyorum.

Biz,değer verdiğimiz ve keyif alarak okuduğumuz yazılarda hiçbir zaman ve hiçbir yerde yazarın verdikleri ile yetinme alışkanlığını edinemedik..!

O yüzdendir ki,sizlerin gerek geçmiş gezi yazılarında,gerekse bu raporda aynı alışkanlığımızı sürdürüyor ve bilgilenme ihtiyacı duyduğumuz yada yeterince anlamadığımız konularda soru yöneltiyor,ya da yorumlar yapıyoruz.

Hele ki yazarı karşımızda canlı bulduğumuz durumlarda, sanırım bu işi daha da abartıyoruz...

Açık söylemek gerekirse,forum kullanmanın felsefesinin de zaten bu olduğuna inandığımız için,bundan sonra da bu şekilde davranmaya devam edeceğiz..

Fazla yada lüzümsuz konuştuğumuzu düşünen arkadaşlarımız varsa lütfen bizi affetsin..

Bu tür raporlar için verdiğiniz emeğin önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.
Sizi her zaman izlemeye devam edeceğiz..

Turgay

Olur mu Turgay hocam, sorgulayan tavrını kesinlikle onaylıyor ve beğeniyorum. Kendi adıma da, en az bir kişi yazıları da okuyormuş diye seviniyorum.

HASAN
11-08-2009, 11:27
MESAJINIZ ALINMISTIR DOSTUM...bana guvene bileceyini biliyorsun,sanirim...

Seda
11-08-2009, 04:37
Sonucun sonucu:

Bu seyahat gezi listesine bu bölgeyle ilgili yeni destinasyonların eklenmesine yol açtı. Bunların ilki, Romanya’nın çok az gelişmiş Ukrayna sınırındaki kuzey doğu bölgesine gitmek ve bölgenin ıssız dağlarındaki manastırları görmek. İkincisi de, bu Balkan defterinin Balkan’ların tam ortasında yer alan Sırbistan’ı da görmeden kapanmayacağı.


Umarım, bu gezi raporu sizlere keyifli zaman geçirtmiştir ve bu ülkelere gidecek olan arkadaşlara rehberlik edebilme seviyesine ulaşabilmiştir.

Sağlıcakla kalın dostlar…

.

Önümüzdeki yılın yurt dışı programını çözdüm işte. :D Romanya'nın kuzeydoğusu ve Sırbistan'a gidiyorsunuz. :D Balkan defteri böylelikle kapanıyor sonra Latin Amerika geliyor Turgay Hocam. ;)
Siz son sözü yazmışken biz de bu rapora ilişkin son teşekkürlerimizi iletelim, her satırından,her fotoğrafından ayrı ayrı keyif aldık şüpheniz olmasın. Rehberliğe gelince ; umarım bir gün rotayı Romanya'ya ya da Bulgaristan'a çevireceğim ve işte o zaman dönüp bu raporu tekrar tekrar gözden geçireceğim...
Elinize,emeğinize, yüreğinize, gaz veren bileklerinize sağlık. Seden ve Tankut Güzel'i izlemeye devam ediyor olacağız...;)

KutG
11-08-2009, 06:43
MESAJINIZ ALINMISTIR DOSTUM...bana guvene bileceyini biliyorsun,sanirim...

Tamamdır, bir kenara not ettim Hasan hocam. Unutma, buralara gelmeyi düşünürsen burada sana açık bir kapı her zaman var.




Önümüzdeki yılın yurt dışı programını çözdüm işte. :D Romanya'nın kuzeydoğusu ve Sırbistan'a gidiyorsunuz. :D Balkan defteri böylelikle kapanıyor sonra Latin Amerika geliyor Turgay Hocam. ;)
Siz son sözü yazmışken biz de bu rapora ilişkin son teşekkürlerimizi iletelim, her satırından,her fotoğrafından ayrı ayrı keyif aldık şüpheniz olmasın. Rehberliğe gelince ; umarım bir gün rotayı Romanya'ya ya da Bulgaristan'a çevireceğim ve işte o zaman dönüp bu raporu tekrar tekrar gözden geçireceğim...
Elinize,emeğinize, yüreğinize, gaz veren bileklerinize sağlık. Seden ve Tankut Güzel'i izlemeye devam ediyor olacağız...;)

Olmadı Seda hocam, çözemedin. Ya seneye kalmadan bir rüya gerçekleşirse?

Raporu beğendiğinize gerçekten sevindim. Bu durumda amaç hasıl olmuş demektir.

Safranbolu'ya Portekiz şarapları gidiyormuş, öyle dediler :eek: :eek: :eek: .