leventvardar
03-11-2006, 06:27
Yola Selam 1. Gün (29.10.2006)
Aylardır konusu geçen Yola Selam projemiz tam da söz verilen günde başladı. Amaç, Anadolu’da 1856 yılından bugüne örülen demiryolu ağını motosikletle katetmek ve tüm istasyonların fotoğraflarını çekmek. Bu etkinlik aynı zamanda trafikteki motosikletlere de dikkat çekmeyi amaçlamakta…
Gün, 29 Ekim olunca, Cumhuriyetin coşkusu her yerde hissediliyor. İzmir’de de oldukça coşkulu bir kutlama var. Bu önemli anı görüntülememek olmaz diye düşündüm ve bir karelik mola verdim.
http://www.6q.net/images/zakcay/01_3.jpg
Anadolu’daki demiryolu ağı, Ege Bölgesi’nde İzmir-Aydın hattıyla 150 yıl önce başladı. Bizim de gezimizin birinci etabı, bu sürecin en eski istasyonlarından biri olan Alsancak Garı’nda başladı. Gar şu anda hizmetdışı. Çünkü, eski raylar hafif raylı metro sistemine adapte ediliyor. Bu yüzden bir çok istasyon şu anda devre dışı. Bugüne kadar bir çok kavuşmaya ve ayrılığa sahne olan Alsancak Garı da bu yalnızlıktan nasibini almış durumda. Sessiz, kimsesiz, yapayalnız ama hala çok güzel….
http://www.6q.net/images/zakcay/02_2.jpg
Yola Selam projesinde şu anda başrol oyuncuları Levent Vardar - Zafer Akçay ve ikitekerli yol arkadaşları…. Alsancak Garı’ndaki o büyülü sessizlik bugün, lokomotiflerin sesi yerine motorlarımızın sesi ile bozuluyor. TCDD Genel Müdürlüğü’nden aldığımız izin sayesinde tüm istasyonlara girebiliyor, fotoğraf ve film çekebiliyoruz. Gar çalışanları bize bu konuda yardımcı oluyorlar. İşte içerideyiz
http://www.6q.net/images/zakcay/03_3.jpg
Uzun soluklu bu yolculuğu tüm Türkiye ile paylaşmak en büyük hedeflerimizden biri. Bunun için ilk etap içinden bir tanıtım filmi çıkartmak fikri, Levent’in girişimleri sayesinde gerçeğe dönüşüyor. Kuşadası belediyesinin sponsorluğu ile film için start da verilmiş oluyor.
İnternetteki duyurularımıza cevap veren İzmir’li motor severler de bizi uğurlamak için Gar’a geliyorlar. Hata bir çoğu bizden önce orada oluyor. Bu desteği hemen yanıbaşımızda hissetmek çok hoş.
http://www.6q.net/images/zakcay/04_3.jpg
Artık yola çıkma zamanı… Gar’da yaptığımız röportajlar bitince bizi uğurlamaya gelenlere el sallayarak uzun yolculuğumuza başlıyoruz. Bizden önce Alsancak Garında motosikletle dolaşan oldu mu bilmiyoruz ama bu bize büyük keyif veriyor. Demir atlarımızla, demiryolunun hemen yanından seyrediyoruz. Motorlarımızdan çıkan sesler boş Gar’da yankılanıyor ve gelişimizi ilan ediyor: İki Teker ile Çok Tekerin Ardından macerası başlıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/05_3.jpg
İzmir içinde birçok istasyon var ama bazıları daha özellikli. Bunlardan biri de 1980 sonlarında kapanmış olan Seydiköy İstasyonu. Gaziemir İlçesi’nin içinde, bir zamanlar zengin Levantenlerin sayfiyelerinin bulunduğu bir yerde bu istasyon. 19.YY’ın sonlarında bu insanlara hizmet vermek için kurulan istasyon şimdi kapalı ve metruk bir halde. Yok olan sadece istasyon değil. İstasyona giden raylar da artık yok. Yolların, bahçelerin ve parkların altında kalmış. Eskiden tren yolu olduğunu bildiğimiz rotada istasyona doğru ilerliyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/06_3.jpg
Bir zamanların belki de en önemli yapılarından biri olan Seydiköy İstasyonu şimdilerde önemini yitirmiş ve kaderine terkedilmiş bir şekilde belki de yıkılacağı günü bekliyor. Aslına olması gereken, tarihimize sahip çıkıp, bu değerleri gelecek yüzyıllara aktarmak. Bunun için biraz ilgi ve sevgi yeterli aslında. Bir de, hemen yanına gecekondu yapılmasına izin vermemek gerekiyor galiba. Böylesi bir yapının buna ve daha fazlasına hakkı olduğunu düşünüyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/07_3.jpg
Alsancak Garı’nda bizi karşılayan arkadaşlarımız, yolculuğumuzun bu ilk etabında da bizimle birlikte. İzmir dışına çıkana kadar da bu birliktelik devam ediyor. Aslında tüm yolculuğu kalabalık bir grupla yapmak, sanıyoruz çok güzel olurdu. Belki de ileride, bir-kaç etapta bunu gerçekleştirebiliriz.
http://www.6q.net/images/zakcay/08_3.jpg
İstasyon civarında, sadece Türkiye’de rastlayabileceğiniz türden bir gerçekliğe tanık oluyoruz. 25 yıl önce kapatılan Seydiköy İstasyonu’na uzanan raylar sökülmeden asfalt ile kapatıldığından, yer yer bu kadere baş kaldırmak ister gibi tekrar yeryüzüne çıkıyor. Birkaç yerde görülen bu enstantane ilk bakışta bizi eğlendirse de sonradan hüzünlenmemize neden oluyor. Öyle ya, yüz yılı aşkın bir zaman, nice seyahatlere tanıklık eden bu raylar böylesi bir yol olmayı hak ediyor mu?
http://www.6q.net/images/zakcay/09_3.jpg
İzmir’i terk edip yollarla baş başa kaldığımızda, yaptığımız planları tekrar gözden geçirip, yeni saat ayarlamaları yapıyoruz. Levent’in edindiği Demiryolu haritası başlıca kaynağımız. Ama yollarla olan bağlantısını kurmak yine başa düşüyor. Hangi istasyonun nerede olduğunu bulmak hiç de kolay değil. Bazı istasyonlar tümüyle ortadan kalkmış, bazıları da kapatılmış. Ve biz tüm bunları bulup ortaya çıkartmak için son derece ciddi bir çalışma gerçekleştirmeliyiz. Küçük bir hata bile, bir-kaç saatimize mal olabilir.
http://www.6q.net/images/zakcay/10_2.jpg
İzmir’in genel bakım istasyonu ve deposu olan Halkapınar kapatıldıktan sonra bu işlevi Cumaovası İstasyonu üstlenmiş. Birbirine paralel uzanan birçok hat var burada. Günlük seyahatini tamamlayan trenler burada bakıma alınıyor ve bu sırada temizlikleri de gerçekleştirilip bir sonraki seferlerine hazırlanıyorlar. Bu alanların düzlüklerden oluşması bizim de arayollardan rayları takip etmemizi kolaylaştırıyor. İstasyona geldiğimizde devasa makinelerin arasına giriyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/11_1.jpg
Cumaovası İstasyonu aslında küçük bir binaya sahip. Ama dediğimiz gibi bu civardaki bütün trenlerin bakımı burada gerçekleşiyor. Bu iş gerçekten de zor. Bir avuç insan büyük bir özveriyle işlerini layıkıyla yerine getirebilmek için koşturup duruyorlar.
http://www.6q.net/images/zakcay/12_2.jpg
Gar binasının hemen yanında eskiden kullanılan tabelalar duruyor. Belki de bu tabela bir daha hiç kullanılmayacak. Yola çıktığımız Alsancak Garı ve şimdi içinde bulunduğumuz Cumaovası istasyonu arasında gidip gelen tren seferleri şimdilerde yok. Geride kalan, bu seferlerin yaşayan tanıkları, bu tabelalar…
http://www.6q.net/images/zakcay/13_1.jpg
Bu kadar treni bir arada görüp içlerini ziyaret etmemek olmaz . Hem biraz yorgunluk gidermek hem de vagonların yeni halini görmek için burası çok uygun. Etrafımızdaki onlarca vagondan birine dalıyoruz. Bu tren biraz sonra Denizli’ye doğru yola çıkacak.
http://www.6q.net/images/zakcay/14_1.jpg
Artık yola çıkma vakti. Cumaovası’na veda eden sadece biz değiliz. Denizli mototreni de bizimle aynı anda hareket ediyor. Keşke onunla yaptığımız yolculuk uzun sürebilse ama onunla birlikte gidebileceğimiz yol kısıtlı. Yine de elimizden geldiğince beraber yol almaya çalışıyoruz…
http://www.6q.net/images/zakcay/15_1.jpg
Bir sonraki durağımız Torbalı İstasyonu. Yüzlerce kez içinden ve yanından geçtiğimiz Torbalı’da bir tren istasyonu olduğundan o güne kadar haberimiz dahi yoktu. Bunu bir sebebi de görebileceğimiz tabelaların olmayışı. Yol boyunca bütün kasaba ve şehirlerde aradığımız tabelalar ne yazık ki hiçbir yerde karşımıza çıkmadı. Her yerleşimde olan “Otogar” tabelası, hiçbir yerde kendini “Tren İstasyonu” tabelasına bırakmadı. Bu büyük bir eksiklik.
http://www.6q.net/images/zakcay/16_1.jpg
Bazı istasyonlar birbirlerine inanılmayacak kadar yakın. Torbalı ve Tepeköy istasyonları da buna bir örnek. Bir-kaç kilometre arayla kurulmuş iki istasyon. Neden böyle bir şeye gerek duyulmuş anlamak mümkün değil. Ama o günün şartlarında mutlaka bir nedeni olmalı. Tepeköy küçük bir istasyon. Buna karşın gelecek olan treni bekleyen yolcuları var.
http://www.6q.net/images/zakcay/17.jpg
Torbalı-Selçuk karayolunun biraz dışında kalan bir istasyonun peşindeyiz. Başta da dediğimiz gibi, hangi istasyonun nerede olduğunu bilmek bazen mümkün olmuyor. O yüzden de deneme yanılma yöntemini seçiyoruz. “Belki buradadır” diyerek anayoldan ayrılıyoruz. Biraz aramadan sonra, tren yolunun da yol göstermesiyle aradığımız istasyonu buluyoruz.
Şimdi Sağlık İstasyonu’ndayız. Burası şimdiye kadar gördüğümüz en yani istasyon binası. Evet yeni, evet temiz, evet işlevsel. Ama bizim aradığımız ya da sevdiğimiz istasyon binalarından biri değil.
http://www.6q.net/images/zakcay/18_1.jpg
Bu yüzden de Sağlık istasyonunda çok vakit geçirmiyoruz ve yola devam ediyoruz. Bu kez aradığımız istasyonun hala var olduğundan bile emin değiliz. Sadece ismini ve aşağı yukarı mevkiini biliyoruz. Ama arayan bulur felsefesiyle yola devam ediyoruz. Süratimizi çok yavaş tutuyoruz ve elimizden geldiğince raylara yakın yolları seçiyoruz. Bir ara küçük bir fabrikanın arkasında eski-püskü bir yapı görüyoruz. Yapıya ulaşacak olan yol bile kapanmış. Allahtan enduro motorlarımız var da çekinmeden bu kapalı yollara dalıyoruz. Ve nihayetinde istasyonu buluyoruz. İşte karşınızda Kozpınar İstasyonu
İstasyondan çok bir sığınağa benziyor. Bu haliyle de yaşlı bir karı-kocaya ev sahipliği yapıyor. Ama biz yine de bu istasyonu yapıldığı günlerdeki gibi hayal ediyor ve ona gereken saygıyı gösteriyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/19_1.jpg
Yolumuzun üstünde yine büyük sayılabilecek bir istasyon var: Selçuk İstasyonu. Olması gerektiği gibi bir istasyon. Taş bina ve oldukça bakımlı. Selçuk’un turistik bir belde olmasıyla alakası var mı bilmiyoruz ama sebep ne olursa olsun böyle bir istasyon hoşumuza gidiyor. Her yerde olduğu gibi aldığımız izni yetkililere gösterip motorlarımızı istasyon binasının önüne kadar sokuyoruz. İstasyon oldukça kalabalık. Bu da bize çok yakında bir trenin buraya uğrayacağını gösteriyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/20_1.jpg
Demiryolu çalışanları çok sıcak insanlar. Tüm sorularınıza sıkılmadan cevap verip sizinle sıcak sohbetler kuruyorlar. Saatlerin bir saat geri alınmasıyla çok erken kararan hava yüzünden bu istasyon ilk gün geçeceğimiz son istasyon olacak. O yüzden vaktimiz bol. Trenlerden, seferlerden, geçmişten bahsedip çay içmenin tam zamanı.
Soldan sağa, Gar Şefi Ömer Yılmaz, Makinist Şakir Kaynar, Levent Vardar, tren teşkil memuru Bünyamin ve pişmiş kelle gibi sırıtan bendeniz.
http://www.6q.net/images/zakcay/21_1.jpg
İstasyonda kısa süre kalan ekspres, yolcularını alıp gittikten sonra istasyon kısmen de olsa sessizliğe bürünüyor. Bu resimde motorlarımız ve duvardaki afiş olmasa, zamanda bir yolculuğa çıkmış gibi olacağız. 1900lü yılların başında istasyonun yeni yapıldığı zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf gibi… Kimler gelip kimler gidiyor belli değil. Belli olan tek şey, çalıştığı sürece istasyon hep kavuşmalara ve ayrılıklara sahne olacak…
http://www.6q.net/images/zakcay/22_1.jpg
Birinci günün sonunda tatlı bir yorgunluk var üstümüzde. Bu yorgunluğu atmanın en kolay ve zevkli şeklini bulmakta zorlanmıyoruz. Güzel bir yerde yemek ve birer kadeh rakı
http://www.6q.net/images/zakcay/23_1.jpg
Devam edecek, çünkü biz artık yollardayız..
İkinci günü sabahında aslında çok da sürpriz olmayan bir durumla karşılaştık : Yağmur…
Hava oldukça kapalıydı ve yağmur yağıyordu. Hemen ilerilere baktık ama umut yoktu. Gün boyu yağmurda yol alacağımızın ilk işaretini günün ilk saatinde almıştık. Ama bu bizi yolumuzdan alıkoyamazdı. Yağmur bizi normal bir yolculuktan daha çok etkileyecekti. Çünkü çok kısa aralıklarla duruyor ve fotoğraf ve video çekiyorduk. Bu cihazları yağmurun altında kullanmak zor olacaktı.
Vakit kaybetmeden yola koyulduk. İlk durak Çamlık İstasyonu. Bu istasyonun önceki ismi aslında daha güzel: Aziziye. Adını çam ağaçlarından alan Çamlık beldesinde olduğu için ismi de sonradan Çamlık İstasyonu olarak değişmiş. Aslında buranın ilk istasyonu da değil. İlk istasyon az sonra gideceğimiz Müze’nin sınırlarında kalmış.
http://www.6q.net/images/zakcay/50.jpg
Birkaç kilometre ileride Çamlık Buharlı Lokomotifler Müzesi’ne geçiyoruz. Geçenlerde grupla ziyaret etiğimiz bu müze yine bizi büyülüyor. Yağmurun ve kapalı havanın getirdiği ortam, lokomotiflerin hüznünü daha ön plana çıkartmış gibi geliyor bize.
http://www.6q.net/images/zakcay/51.jpg
Az önce de belirttiğimiz gibi buranın en eski istasyonu şu an bu müzenin sınırlarında. Aşağıdaki resimde gördüğünüz yapılar, tümüyle orijinaline bağlı kalınarak restore edilmiş. 1856 tarihinden bugüne taşınabilen ender güzellikler bu müzede saklanıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/52.jpg
Çamlık’tan sonra raylar bizi terk edip dağların içine giriyor. Biz de bunu fırsat bilip güzel virajların tadını çıkartıyoruz. Tekrar buluşmamız çok uzun sürmüyor. Buradan sonra tüm gün bir daha ayrılmıyoruz raylardan. Bütün gün boyunca rayların hep bir-kaç metre uzağından yol alıyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/53.jpg
Önümüzde yine büyük sayılabilecek bir istasyon var: Ortaklar.
Tüm istasyon neredeyse orijinal. Tipik İngiliz mimarisi detaylarda ortaya çıkıyor. Bizim de en çok sevdiğimiz mimari tarz bu.
Ortakla İstasyonu, iki hattı birleştiriyor. Ana hattın yanında, bir tali hat olan Söke hattına da yol buradan veriliyor. İstasyonun önünde bekleyen yolcuları görünce yaklaşan bir tren olduğunu anlıyoruz. Bunu sık yaşamamız bu bölgede yoğun bir trafik olduğunu gösteriyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/54.jpg
Nitekim az sonra İzmir’den kalkan Denizli Ekspresi istasyona giriyor. Bu lokomotif aslında hiç de yabancı değil. Dün akşam Selçuk’ta tanışıp çay içtiğimiz makinist arkadaşların kullandığı lokomotif bu. Eski bir dostla karşılaşmış gibi seviniyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/55.jpg
Trendeki görevliler ile istasyon görevlileri arasındaki şakalaşma çok hoş. Kurdukları her cümlede birbirlerini kızdırmayı amaçlıyorlar. Galiba istasyon görevlileriyle tren görevlileri arasında böyle bir tatlı çekişme hep var. Bu atışmalardaki cümleler çok seviyeli ve her birinde taş gediğinde …
http://www.6q.net/images/zakcay/56.jpg
Buradan sonra yine rayların yanından yolumuz devam edip, Germencik İstasyonunu buluyoruz. İnanın bu istasyonları bulmak kolay değil. İlk gün de dediğimiz gibi, yerleşim yerlerinde “istasyon” tabelaları yok. Sora sora buluyoruz çoğu zaman.
Az önce karşılaştığımız tren buradaki yolcuları da aldığından istasyon boş. Yine de İstasyon Şefi’ne merhaba demek ve fotoğraf çekmek için izin belgemizi göstermek üzere binaya giriyoruz. Nispeten yeni bir bina. Eski taş yapıların güzelliğine sahip değil.
http://www.6q.net/images/zakcay/57.jpg
Germencik’ten sonra artık çalışmayan bir istasyonu buluyoruz: Erbeyli İstasyonu
Küçük bir yerleşim biriminde olması kapanmasının başlıca sebebi olabilir. Binanın fotoğraf ve video çekimlerini yaparken uzaklardan gelen düdük sesi ve sonradan görünen projektörün ışığı dikkatimizi trene çevirmemize neden oluyor. Tren çok hızlı bir şekilde düdük çalarak istasyondan geçiyor. Nasıl bu kadar hızlı gittiğine şaşırıyoruz. Yine de objektifimizden kaçamıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/58.jpg
Boş istasyonda çok vakit geçirmeden bir sonraki istasyonumuz olan İncirliova’ya doğru yola çıkıyoruz. Kısa bir sürüşten sonra en beğendiğimiz ve en çok vakit geçirdiğimiz İncirliova istasyonu’na geliyoruz. Görevliler bu istasyonun 1881 yılında hizmete girdiğini anlatıyorlar. 50 yıl sonra işletme Türk’lere geçtiğinde atılan bir betona da bu önemli tarih kazınmış.
Burada bir süre kalacağız çünkü yanımızda taşıdığımız laptopun şarj kablosu arızalanıyor. Kuşadası’ndan bize yeni bir laptop getirecek olan Bülent Ayata ile burada buluşacağız.
http://www.6q.net/images/zakcay/59.jpg
Biz gelip geçen trenlerle ilgilenirken Bülent de istasyona geliyor. Elinde tuttuğu torba aslında bir laptop çantası. Size torba gibi gelmiş olabilir. Bülent de yağmurdan nasibin almış vaziyette. Bu lojistik destek için kendisine teşekkür ediyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/60.jpg
İncirliova İstasyonu’nda beklediğimiz süre içerisinde gelip giden tren sayısı bizi şaşırtıyor. Görevlinin hareket izni verdiği bu trenle birlikte biz de istasyondan ayrılıyoruz. Tam bu sırada bir BMW R1150GS bize korna çalarak yaklaşıyor. Bu sürücünün Aydın’dan Ömer Günday olduğunu anlıyoruz. Bizi karşılayıp bir süre beraber yol yapmak ve eşlik etmek için buraya geldiğiniz öğreniyor ve seviniyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/61.jpg
Yağmurlu ve kısmen serin bir havada Aydın’a giriyoruz. İlk durağımız Ömer’in sahibi olduğu 09 Aydın Pide Salonu. Aydın’dan geçen bir çok motorcunun durağı zaten bu salon. Pidelerinin lezzetiyle de oldukça ünlü. Fırının sıcaklığı, hafif nemli olan bizlere iyi geliyor. Veeee pidelerimiz hazırlanıyor
http://www.6q.net/images/zakcay/62.jpg
Tatlı niyetine gelen tahinli pide ise muhteşem. Hadi bakalım kimlerin ağzı sulanıyor görelim.
http://www.6q.net/images/zakcay/63.jpg
Orada olduğumuzu bilen bazı motorcular da bize selam vermek için uğruyorlar. Tanımayanlar için hemen belirtelim, ayakta Levent’in yanında duran Ömer. Resimde sola oturan Gökçe, sağdaki ise Burak. Bir de dişhekimi arkadaşımız uğruyor yanımıza. O da Mutlu, ama resimde yok.
http://www.6q.net/images/zakcay/64.jpg
Yemekten sonra, hep beraber Aydın İstasyonuna geçiyoruz. İstasyon Aydın trafiğini karşılayacak kadar büyük. 1960’ların mimari özelliklerin taşıyor. Bu yüzden midir bilinmez bize yine sevimli gelmiyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/65.jpg
İstasyonda bir motorcu arkadaşımızla daha tanışıyoruz. İsmi Utku. Bu karşılamalar hoşumuza gidiyor. Aydın Garı’ndaki modern yük vagonlarının önünde bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Tripot kurduğum yer alt geçidin hemen üstü olduğundan makineyi kaybetme riskimiz oldukça yüksek. Bakmayın ngülümsediğimize. Herkesin yüreği ağzında, fotoğref makinesi düştü düşecek.
http://www.6q.net/images/zakcay/66.jpg
İstasyon yolcularından bir-iki foto aktarabilmek için bayanlardan izin istiyoruz. Pek hoşlarına gidiyor ama biraz da çekiniyorlar. Ne de olsa öğle yemeklerini yiyorlar.
http://www.6q.net/images/zakcay/67.jpg
Aydın’da biraz daha vakit geçiriyoruz. Çünkü Levent’in telsiz kablosu arızalanıyor. Ömer buna da bir çare buluyor ve kendisi de motorcu olan bir elektronikçiye gidiyoruz. Bir çay içimi sürede tamirat gerçekleşiyor.
Sonra Ömer bize şehir çıkışına kadar eşlik ediyor ve burada vedalaşıyoruz. Aydın’lı sıcak insanlara buradan da bir kez daha selamlarımızı gönderiyoruz.
Aydın çıkışından bir süre sonra yağmur yine bastırıyor ve biz bir benzin istasyonuna giriyoruz. Fırsattan istifade burada depolarımızı da dolduruyoruz. Beklentimiz yağmurun biraz azalması.
Hemen yan tarafta gördüğümüz manzaraya şaşırıyoruz. Söyleyin Allah aşkına bu kadar kabağı bir arada gördünüz mü hiç
http://www.6q.net/images/zakcay/68.jpg
Yağmur azalınca tekrar yola çıkıyoruz. İlk durak küçük bir istasyon olan Umurlu. Bu istasyon da kasabanın içinde olduğundan bulmak için karşılaştığımız insanlara soruyoruz. Levent istasyonda karşılaştığı ve pek sevdiği ikizlerle sohbet ederken ben de rayların karşısına geçip basıyorum deklanşöre. Bu karşıda karşıya geçmelerde umuyorum başıma bir şey gelmez. Rayların üzeri gerçekten de korkutucu…
http://www.6q.net/images/zakcay/69.jpg
Tam istasyondan ayrılacağımız anda yaklaşan tren için tantanlar kapanınca Levent iki tantanın arasında kaldı. Bu konumu kaçırmamak için motordan inip, soyunup, çantadan makineyı çıkartıp çektim. Levent her şey yolundaymış da arada kalmamış edasını bir an bile bozmadı.
http://www.6q.net/images/zakcay/70.jpg
Önümüze Beyköy İstasyonu var. Aldığımız bilgiye göre o da kapanmış. Ama biz yine de onu arayıp buluyor ve içine giriyoruz. Sarı gri renkleriyle çok hoş bir bina. Hemen önündeki asırlık ağaçla bütünleşmiş sanki. Yerdeki sarı yapraklar sonbaharın hüznünü taşımış bu eski istasyona.
http://www.6q.net/images/zakcay/71.jpg
Girdiğimiz her istasyonda Levent’in bir görevi daha var. O da istasyonların yerlerini elindeki GPS cihazına kaydetmek. Bu arşivini internetteki GPS gruplar ile paylaşacak.
Burada kendisinden” Bekle bizi raylar geliyoruz” fotoğrafı rica ediyorum o da beni kırmıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/72.jpg
Sonraki durağımız olan Köşk İstasyonu en çok sevdiğimiz istasyonlardan biri. Çok küçük ama bir o kadar da orijinal. Keşke bütün istasyonlar böyle olsa diyoruz. Kullanılan malzeme ve seçilen renkler bizi büyülüyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/73.jpg
Ege Bölgesi’nde Tren İstasyonu denince hemen göz önüne geliveren bir görüntüsü var. Yerlerdeki mozaik taşlardan binadaki kesme taşlara kadar her bir detayını pek seviyoruz, bu şirin istasyonun. Bir de Hareket Memurunun oğlu Yunus’u. Kendinden büyük şemsiyesiyle yağmurdan korunurken, oradan oraya koşturmayı da ihmal etmiyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/74.jpg
Köşk İstasyonuna veda ettikten sonra yine yollardayız. Öyle bir yağmur bastırıyor ki sığınmaktan başka çaremiz yok. BU sırada fırsattan istifade programımızı gözden geçiriyoruz. İçtiğimiz çaylarla içimizi ısıtıp tekrar yola çıkıyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/75.jpg
Biz bir sonraki istasyona girene kadar yağmur duruyor. Burası Sultanhisar İstasyonu. Arkamızda görünen bina ise istasyonun Bekleme Salonu. Kapısına kilit vurulalı kaç yıl oldu bilmiyoruz ama onlarca yıl yolcuları soğuktan ve sıcaktan koruyan bu yapıyı da pek seviyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/76.jpg
İstasyonları ziyaret edenler bu manzarayla sık karşılaşırlar. Neredeyse bütün küçük istasyonlarda pencereler, ilan panosu gibidir.
http://www.6q.net/images/zakcay/77.jpg
Artık yavaş yavaş hava kararmak üzere. Bizim ise ziyaret etmemiz gereken iki istasyon var. Yani planlamalar tutuyor. Şimdi Atça İstasyonu’ndayız. Yine oradaki yolcu sayısı, çok yakında bir trenin geleceğinin habercisi. Ancak yolcu treninden önce tüm heybetiyle istasyona giren bir yük treni, hiç gaz kesmeden ve bizi selamlayarak yoluna devam ediyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/78.jpg
http://www.6q.net/images/zakcay/79.jpg
Atça İstasyonunda yolcularla sohbetimiz hava kararana kadar sürüyor. Herkes kendine yakın bulduğu konuda konuşuyor. Kimi trenlerden, kimi motorlardan kimi de havadan bahsediyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/80.jpg
Günün son durağı Nazilli Garı. Az önce geçen trenin aldığı yolculardan sonra akşamın sessizliğine bürünen bu güzel yapı, yine bizi zamanda bir yolculuğa çıkarıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/81.jpg
Muhtemelen ilk açıldığı günden beri burada olan iki nesne hemen dikkatimizi çekiyor. Bir saat ve bir Çan. Markası dahi olmayan bu saat büyük bir ihtimalle sadece Garlara konmak için üretilmiş, diye geçiriyoruz içimizden. Yüzyıldan fazla bir zamandan bugüne sıçrama yaptıran ise hemen altlarında duran kask.
http://www.6q.net/images/zakcay/82.jpg
İkinci günün akşamı Nazilli’de kalacağız. Hemen bir Otel bulup yerleşiyor ve üstümüzü değişip yemeğe çıkıyoruz.
Bütün gün istasyonlarda dolaşan birileri olarak akşam yemeğini de Gar Restaurant’da yememiz kadar doğal bir şey yok.
http://www.6q.net/images/zakcay/83.jpg
Bir günü de böylece tamamladık. Yarın Denizli’ye doğru yola çıkacağız….
Üçüncü günün sabahına da yağmurla uyandık. Netten bir gün önce baktığımız hava durumu siteleri bizimle dalga geçiyor olmalıydı. “ Hah tamam artık yağmur yok” dediğimiz her an tepemizden su boşaldı. :lol: Sadece yol yapıyor olsak mesele yok ama fotoğraf ve video cihazlarını ne yazık ki yağmurda kullanamıyorsunuz. :?
Bu yüzden biraz beklemeye ve bu bekleyiş sırasında da ikinci günün raporunu yazmaya karar verdik ve uyguladık. Bu işimizi bitirdiğimizde yağmur da hızını kesmişti. Haydi, istasyon peşine… 8)
Bugün gideceğimiz ilk iki istasyondan pek umutlu değiliz. Elimizdeki liste biraz eski olduğundan bizim, istasyon olarak gördüğümüz binalar ne yazık ki çoktan ev olmuşlar. :shock: Ev olarak kullanılan ya da tümden boşaltılan istasyonların hepsinde tabelalar yerinde. Bu da bizim işimizi kolaylaştırıyor. Güzelköy İstasyonu şimdilerde ev olarak kullanılanlardan biri. Tabela olmasa bile tipik mimarisinden eskiden bir istasyon olduğu hemen anlaşılabilir. :idea:
http://www.6q.net/images/zakcay/101.jpg
Eskiden yerleşim yerine yakın olan ama sonradan yerleşim yerinin kendinden uzaklaşmasıyla yalnız kalan ve kapatılan istasyonlardan biri de Beşeylül İstasyonu. Bu iki istasyon da Nazilliye 5-10km uzaklıkta…
http://www.6q.net/images/zakcay/102.jpg
Nihayet hala dimdik ayakta olan ve çalışan bir istasyon buluyoruz. Burası Kuyucak İstasyonu. Tüm istasyonlarda olduğu gibi burada da çok sıcak karşılanıyoruz. :D
http://www.6q.net/images/zakcay/103.jpg
“İstasyon binası kaç yılında yapılmış, biliyor musunuz” dediğimizde, “bilmek ne demek gelin gösterelim” diyorlar. :shock: Hep birlikte binanın yan tarafına geçiyoruz. Yukarılarda bir yerlerde binanın inşa edildiği tarih yazıyor: 1907 :D :twisted: :D
Bu binayı neden ilk görüşte çok sevdiğimi hemen anlıyorum. Yapım yılı 1907 de o yüzden… 8) Hatta istasyona girerken bir ara Levent’e bir titreme geldiğine tanık oldum. Allah Allah dedim içimden. Meğer hissetmiş 1907’yi de ondan öyle olmuş :twisted: :idea:
http://www.6q.net/images/zakcay/104.jpg
İstasyondan yaklaşık 50m ileride bir geçit var. Bu bir köprü, üstünden de köye giriş yapılıyor. Amacımız rayları takip etmek, aracımız ise motorlarımız. Bu konsepte uygun bir kare yakaladığımı düşünerek basıyorum deklanşöre
http://www.6q.net/images/zakcay/105.jpg
Bu istasyonda biraz fazla vakit geçiriyoruz. O sırada yanımıza gelen yolcularla konuşma ve meraklarını giderme görevi Levent’in. Ne konuştuklarını bu uzaklıktan duyamıyorum ama durun tahmin edeyim. “Abi kaç basıyo bu?” “Kaç para bunlar” :? :!:
http://www.6q.net/images/zakcay/106.jpg
İstasyonda bir de kantar buluyoruz. Liverpool’da yapılmış ve yolculuğu Kuyucak’da bitmiş. Kantarın tabanında ortada yazan üretim bilgilerini de çekip resme yapıştırdım. Artık müzelerde olması gereken bir kantarın bizim istasyonlarda hala kullanılması ilginç tabii…
http://www.6q.net/images/zakcay/107.jpg
İstasyon Şefi bizi çalışma ofisine davet ediyor. İçeri girdiğimizde oldukça orijinal durumda kalmış olan ofis eşyalarını görüyoruz. İstasyon şefi de net bilmiyor ama bu eşyaların istasyonun kuruluşundan ya da kısa bir zaman sonrasından kaldığı açık. Özellikle de möbleli kasa çok hoş.
http://www.6q.net/images/zakcay/108.jpg
Gişe kısmına geçtiğimizde hala kullanılabilir durumda olan Bilet Dolabı’nı görüyoruz. :roll:
http://www.6q.net/images/zakcay/109.jpg
Bu kadar sohbet ve gevezelik yeter diyerek motorlarımıza biniyoruz. Sırada yine kapatılmış istasyonlardan biri var. Bina ev olarak kullanılıyor, istasyon da sadece bir durak haline getirilmiş. Oradaki tabela olmasa biz burayı bir otobüs durağı sanıp atlayabiliriz.
http://www.6q.net/images/zakcay/110.jpg
Yolumuza bu kez Horsunlu İstasyonu çıkıyor. Bakımlı ve güzel bir İstasyon. Tabii istasyonların aynı zamanda lojman olarak da kullanılması sahiplenilmesi açısında yararlı. Birçok istasyonun birkaç odası ya da hemen yanı başındaki ek bina lojman olarak kullanılıyor. Bu da bir anlamda istasyonlara kadın elinin değmesini sağlıyor. Belki de bize yansıyan sıcaklığın başlıca sebeplerinden biri bu.
http://www.6q.net/images/zakcay/111.jpg
Bazı tabelaların hemen yanında Rakım ve kilometre bilgileri yer almakta. Rakım tamam da Km için biraz kafa yormak gerekiyor. 198+678 ne ola ki :?:
Levent hemen benim eksiğimi gideriyor ve bu rakamların Ana İstasyona olan uzaklık olduğunu; herhangi bir acil durumda da km ve m hesaplarının bu sayede yapıldığını söylüyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/112.jpg
Kaplıcalarıyla meşhur Buharkent, yakın bir zamana kadar hizmet veren istasyonunu unutmak üzere. Yeni yerleşim, istasyon binasından aksi yöne doğru gelişince, mevcut istasyon sapa bir yere düşüyor. Bunun nedenleri var. Şehir, yakınından geçen Anayola doğru yönlenmiş. Termal kaynaklar da diğer tarafta olunca kaçınılmaz sona doğru yavaş yavaş gidilmiş.
Bu istasyonu bulmak da kolay olmadı. Sorarak ve arayarak nihayetinde ulaştık. Bu tip istasyonların resimlerine daha bir özen gösteriyorum. Tripot burada çok işime yarıyor. Albüm için çektiğimiz resimlerde genellikle bu tekniği kullanıyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/113.jpg
Gezimizin üçüncü gününde istasyonlar arasında pek bir meşhur olduğumuzu hissediyoruz. :lol: İstasyon çalışanları bizi dışarıda karşılıyor ve istasyonun içine kadar gideceğimiz yolu gösteriyorlar. :D Sanıyoruz aralarındaki iletim bizim tahmin ettiğimizden de kuvvetli. Şimdi Sarayköy ilçesinde olan Sarayköy İstasyonu’ndayız.
http://www.6q.net/images/zakcay/114.jpg
Bu iki resimdeki tabela ve bayrak olmasa, ilk bakışta buranın Türkiye’de bir istasyon olduğuna inanmak zor. Yine 1800’lü yılların sonunda yapılmış bir İngiliz binası. Etrafındaki ağaçlar ve ferah konumu, bu istasyonu diğerlerinden ayırıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/115.jpg
İstasyon şefinden aldığımız bilgiden sonra burada biraz daha beklemeye karar veriyoruz. Çünkü karşılıklı iki trenin az sonra burada olacağını ve birbirlerine yol vereceklerini anlıyoruz. Bizim şansımıza iki tren neredeyse aynı anda istasyona giriyorlar. Bunu hep böyle mi olduğunu sorduğumuzda ise bu durumun çok ender yaşandığını öğreniyoruz. :D
http://www.6q.net/images/zakcay/116.jpg
İzmir-Afyon ve Afyon-İzmir seferini yapan bu trenler kısa süreliğine istasyonda yan yana duruyorlar. Ve bu sırada tren çalışanlarından bazıları yer değiştiriyor. Afyon’dan gelenler yine Afyon yönüne gidecek olan trene geçiyorlar, diğerleri de İzmir trenine. Makinistler haricindeki çalışanların böyle takas yöntemini kullandıklarını öğreniyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/117.jpg
İzmir treni hareket etti ama Afyon treni bir ekspres trene yol vermek için istasyonda beklemeye başladı. Bu ilk bakışta önemli bir detay gibi görünmese de bizim için ne kadar önemli olduğunu hareket edince anladık. :shock: İstasyonun tek girişi olan yerde şimdi dev gibi bit tren duruyordu ve biz “bir müsaade edin de geçiverelim” demek gibi bir lükse sahip değildik. :o Mecburen diğer tren geçene kadar bekledik.
http://www.6q.net/images/zakcay/118.jpg
Sonrasında günün son istasyonlarına doğru yol almaya başladık. Zaten umutsuz olduğumuz iki istasyonun artık yerinde olmadığını gördük ve rotamızı bölgenin en önemli istasyonuna çevirdik. Burası Denizli Ovası’nın ortasında bulunan Goncalı İstasyonu… İlk bakışta alelade bir istasyon gibi görünse de burası İzmir Afyon ve Denizli hatlarının dağıtımının yapıldığı yer. Bu istasyonun bir de daimi konuğu var. Bize de çok sıcak davranan Efe de fotoğrafın sağ tarafında görülmekte. :wink:
http://www.6q.net/images/zakcay/119.jpg
Gün kararmaya başladığında biz de bu geceyi geçireceğimiz yer olan Pamukkale’ye doğru hareketlendik. Burada kalacağımız oteli sponsorlarımızdan Peninsula Tours ayarlamıştı. Güzel bir otel olacağını tahmin ediyordum ama bu kadarını da beklemiyordum.
İşte burası benim kaldığım odanın banyosu :shock: :shock: :shock:
http://www.6q.net/images/zakcay/120.jpg
Burası da otelin termal suyla dolu açık havuzu. Üst katta da yapay traverten havuzu var. Mayo getirmediğimize yanarak seyrediyoruz havuza girenleri. :cry: Olsun bizim de termal sulu jakuzimiz var. :twisted:
http://www.6q.net/images/zakcay/121.jpg
Burada iyice dinlenip yarın sabah erkenden yine yollara düşeceğiz. Denizli Garı’ndan başlayacak yolculuğumuz Dinar’da noktalanacak.
Aylardır konusu geçen Yola Selam projemiz tam da söz verilen günde başladı. Amaç, Anadolu’da 1856 yılından bugüne örülen demiryolu ağını motosikletle katetmek ve tüm istasyonların fotoğraflarını çekmek. Bu etkinlik aynı zamanda trafikteki motosikletlere de dikkat çekmeyi amaçlamakta…
Gün, 29 Ekim olunca, Cumhuriyetin coşkusu her yerde hissediliyor. İzmir’de de oldukça coşkulu bir kutlama var. Bu önemli anı görüntülememek olmaz diye düşündüm ve bir karelik mola verdim.
http://www.6q.net/images/zakcay/01_3.jpg
Anadolu’daki demiryolu ağı, Ege Bölgesi’nde İzmir-Aydın hattıyla 150 yıl önce başladı. Bizim de gezimizin birinci etabı, bu sürecin en eski istasyonlarından biri olan Alsancak Garı’nda başladı. Gar şu anda hizmetdışı. Çünkü, eski raylar hafif raylı metro sistemine adapte ediliyor. Bu yüzden bir çok istasyon şu anda devre dışı. Bugüne kadar bir çok kavuşmaya ve ayrılığa sahne olan Alsancak Garı da bu yalnızlıktan nasibini almış durumda. Sessiz, kimsesiz, yapayalnız ama hala çok güzel….
http://www.6q.net/images/zakcay/02_2.jpg
Yola Selam projesinde şu anda başrol oyuncuları Levent Vardar - Zafer Akçay ve ikitekerli yol arkadaşları…. Alsancak Garı’ndaki o büyülü sessizlik bugün, lokomotiflerin sesi yerine motorlarımızın sesi ile bozuluyor. TCDD Genel Müdürlüğü’nden aldığımız izin sayesinde tüm istasyonlara girebiliyor, fotoğraf ve film çekebiliyoruz. Gar çalışanları bize bu konuda yardımcı oluyorlar. İşte içerideyiz
http://www.6q.net/images/zakcay/03_3.jpg
Uzun soluklu bu yolculuğu tüm Türkiye ile paylaşmak en büyük hedeflerimizden biri. Bunun için ilk etap içinden bir tanıtım filmi çıkartmak fikri, Levent’in girişimleri sayesinde gerçeğe dönüşüyor. Kuşadası belediyesinin sponsorluğu ile film için start da verilmiş oluyor.
İnternetteki duyurularımıza cevap veren İzmir’li motor severler de bizi uğurlamak için Gar’a geliyorlar. Hata bir çoğu bizden önce orada oluyor. Bu desteği hemen yanıbaşımızda hissetmek çok hoş.
http://www.6q.net/images/zakcay/04_3.jpg
Artık yola çıkma zamanı… Gar’da yaptığımız röportajlar bitince bizi uğurlamaya gelenlere el sallayarak uzun yolculuğumuza başlıyoruz. Bizden önce Alsancak Garında motosikletle dolaşan oldu mu bilmiyoruz ama bu bize büyük keyif veriyor. Demir atlarımızla, demiryolunun hemen yanından seyrediyoruz. Motorlarımızdan çıkan sesler boş Gar’da yankılanıyor ve gelişimizi ilan ediyor: İki Teker ile Çok Tekerin Ardından macerası başlıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/05_3.jpg
İzmir içinde birçok istasyon var ama bazıları daha özellikli. Bunlardan biri de 1980 sonlarında kapanmış olan Seydiköy İstasyonu. Gaziemir İlçesi’nin içinde, bir zamanlar zengin Levantenlerin sayfiyelerinin bulunduğu bir yerde bu istasyon. 19.YY’ın sonlarında bu insanlara hizmet vermek için kurulan istasyon şimdi kapalı ve metruk bir halde. Yok olan sadece istasyon değil. İstasyona giden raylar da artık yok. Yolların, bahçelerin ve parkların altında kalmış. Eskiden tren yolu olduğunu bildiğimiz rotada istasyona doğru ilerliyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/06_3.jpg
Bir zamanların belki de en önemli yapılarından biri olan Seydiköy İstasyonu şimdilerde önemini yitirmiş ve kaderine terkedilmiş bir şekilde belki de yıkılacağı günü bekliyor. Aslına olması gereken, tarihimize sahip çıkıp, bu değerleri gelecek yüzyıllara aktarmak. Bunun için biraz ilgi ve sevgi yeterli aslında. Bir de, hemen yanına gecekondu yapılmasına izin vermemek gerekiyor galiba. Böylesi bir yapının buna ve daha fazlasına hakkı olduğunu düşünüyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/07_3.jpg
Alsancak Garı’nda bizi karşılayan arkadaşlarımız, yolculuğumuzun bu ilk etabında da bizimle birlikte. İzmir dışına çıkana kadar da bu birliktelik devam ediyor. Aslında tüm yolculuğu kalabalık bir grupla yapmak, sanıyoruz çok güzel olurdu. Belki de ileride, bir-kaç etapta bunu gerçekleştirebiliriz.
http://www.6q.net/images/zakcay/08_3.jpg
İstasyon civarında, sadece Türkiye’de rastlayabileceğiniz türden bir gerçekliğe tanık oluyoruz. 25 yıl önce kapatılan Seydiköy İstasyonu’na uzanan raylar sökülmeden asfalt ile kapatıldığından, yer yer bu kadere baş kaldırmak ister gibi tekrar yeryüzüne çıkıyor. Birkaç yerde görülen bu enstantane ilk bakışta bizi eğlendirse de sonradan hüzünlenmemize neden oluyor. Öyle ya, yüz yılı aşkın bir zaman, nice seyahatlere tanıklık eden bu raylar böylesi bir yol olmayı hak ediyor mu?
http://www.6q.net/images/zakcay/09_3.jpg
İzmir’i terk edip yollarla baş başa kaldığımızda, yaptığımız planları tekrar gözden geçirip, yeni saat ayarlamaları yapıyoruz. Levent’in edindiği Demiryolu haritası başlıca kaynağımız. Ama yollarla olan bağlantısını kurmak yine başa düşüyor. Hangi istasyonun nerede olduğunu bulmak hiç de kolay değil. Bazı istasyonlar tümüyle ortadan kalkmış, bazıları da kapatılmış. Ve biz tüm bunları bulup ortaya çıkartmak için son derece ciddi bir çalışma gerçekleştirmeliyiz. Küçük bir hata bile, bir-kaç saatimize mal olabilir.
http://www.6q.net/images/zakcay/10_2.jpg
İzmir’in genel bakım istasyonu ve deposu olan Halkapınar kapatıldıktan sonra bu işlevi Cumaovası İstasyonu üstlenmiş. Birbirine paralel uzanan birçok hat var burada. Günlük seyahatini tamamlayan trenler burada bakıma alınıyor ve bu sırada temizlikleri de gerçekleştirilip bir sonraki seferlerine hazırlanıyorlar. Bu alanların düzlüklerden oluşması bizim de arayollardan rayları takip etmemizi kolaylaştırıyor. İstasyona geldiğimizde devasa makinelerin arasına giriyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/11_1.jpg
Cumaovası İstasyonu aslında küçük bir binaya sahip. Ama dediğimiz gibi bu civardaki bütün trenlerin bakımı burada gerçekleşiyor. Bu iş gerçekten de zor. Bir avuç insan büyük bir özveriyle işlerini layıkıyla yerine getirebilmek için koşturup duruyorlar.
http://www.6q.net/images/zakcay/12_2.jpg
Gar binasının hemen yanında eskiden kullanılan tabelalar duruyor. Belki de bu tabela bir daha hiç kullanılmayacak. Yola çıktığımız Alsancak Garı ve şimdi içinde bulunduğumuz Cumaovası istasyonu arasında gidip gelen tren seferleri şimdilerde yok. Geride kalan, bu seferlerin yaşayan tanıkları, bu tabelalar…
http://www.6q.net/images/zakcay/13_1.jpg
Bu kadar treni bir arada görüp içlerini ziyaret etmemek olmaz . Hem biraz yorgunluk gidermek hem de vagonların yeni halini görmek için burası çok uygun. Etrafımızdaki onlarca vagondan birine dalıyoruz. Bu tren biraz sonra Denizli’ye doğru yola çıkacak.
http://www.6q.net/images/zakcay/14_1.jpg
Artık yola çıkma vakti. Cumaovası’na veda eden sadece biz değiliz. Denizli mototreni de bizimle aynı anda hareket ediyor. Keşke onunla yaptığımız yolculuk uzun sürebilse ama onunla birlikte gidebileceğimiz yol kısıtlı. Yine de elimizden geldiğince beraber yol almaya çalışıyoruz…
http://www.6q.net/images/zakcay/15_1.jpg
Bir sonraki durağımız Torbalı İstasyonu. Yüzlerce kez içinden ve yanından geçtiğimiz Torbalı’da bir tren istasyonu olduğundan o güne kadar haberimiz dahi yoktu. Bunu bir sebebi de görebileceğimiz tabelaların olmayışı. Yol boyunca bütün kasaba ve şehirlerde aradığımız tabelalar ne yazık ki hiçbir yerde karşımıza çıkmadı. Her yerleşimde olan “Otogar” tabelası, hiçbir yerde kendini “Tren İstasyonu” tabelasına bırakmadı. Bu büyük bir eksiklik.
http://www.6q.net/images/zakcay/16_1.jpg
Bazı istasyonlar birbirlerine inanılmayacak kadar yakın. Torbalı ve Tepeköy istasyonları da buna bir örnek. Bir-kaç kilometre arayla kurulmuş iki istasyon. Neden böyle bir şeye gerek duyulmuş anlamak mümkün değil. Ama o günün şartlarında mutlaka bir nedeni olmalı. Tepeköy küçük bir istasyon. Buna karşın gelecek olan treni bekleyen yolcuları var.
http://www.6q.net/images/zakcay/17.jpg
Torbalı-Selçuk karayolunun biraz dışında kalan bir istasyonun peşindeyiz. Başta da dediğimiz gibi, hangi istasyonun nerede olduğunu bilmek bazen mümkün olmuyor. O yüzden de deneme yanılma yöntemini seçiyoruz. “Belki buradadır” diyerek anayoldan ayrılıyoruz. Biraz aramadan sonra, tren yolunun da yol göstermesiyle aradığımız istasyonu buluyoruz.
Şimdi Sağlık İstasyonu’ndayız. Burası şimdiye kadar gördüğümüz en yani istasyon binası. Evet yeni, evet temiz, evet işlevsel. Ama bizim aradığımız ya da sevdiğimiz istasyon binalarından biri değil.
http://www.6q.net/images/zakcay/18_1.jpg
Bu yüzden de Sağlık istasyonunda çok vakit geçirmiyoruz ve yola devam ediyoruz. Bu kez aradığımız istasyonun hala var olduğundan bile emin değiliz. Sadece ismini ve aşağı yukarı mevkiini biliyoruz. Ama arayan bulur felsefesiyle yola devam ediyoruz. Süratimizi çok yavaş tutuyoruz ve elimizden geldiğince raylara yakın yolları seçiyoruz. Bir ara küçük bir fabrikanın arkasında eski-püskü bir yapı görüyoruz. Yapıya ulaşacak olan yol bile kapanmış. Allahtan enduro motorlarımız var da çekinmeden bu kapalı yollara dalıyoruz. Ve nihayetinde istasyonu buluyoruz. İşte karşınızda Kozpınar İstasyonu
İstasyondan çok bir sığınağa benziyor. Bu haliyle de yaşlı bir karı-kocaya ev sahipliği yapıyor. Ama biz yine de bu istasyonu yapıldığı günlerdeki gibi hayal ediyor ve ona gereken saygıyı gösteriyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/19_1.jpg
Yolumuzun üstünde yine büyük sayılabilecek bir istasyon var: Selçuk İstasyonu. Olması gerektiği gibi bir istasyon. Taş bina ve oldukça bakımlı. Selçuk’un turistik bir belde olmasıyla alakası var mı bilmiyoruz ama sebep ne olursa olsun böyle bir istasyon hoşumuza gidiyor. Her yerde olduğu gibi aldığımız izni yetkililere gösterip motorlarımızı istasyon binasının önüne kadar sokuyoruz. İstasyon oldukça kalabalık. Bu da bize çok yakında bir trenin buraya uğrayacağını gösteriyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/20_1.jpg
Demiryolu çalışanları çok sıcak insanlar. Tüm sorularınıza sıkılmadan cevap verip sizinle sıcak sohbetler kuruyorlar. Saatlerin bir saat geri alınmasıyla çok erken kararan hava yüzünden bu istasyon ilk gün geçeceğimiz son istasyon olacak. O yüzden vaktimiz bol. Trenlerden, seferlerden, geçmişten bahsedip çay içmenin tam zamanı.
Soldan sağa, Gar Şefi Ömer Yılmaz, Makinist Şakir Kaynar, Levent Vardar, tren teşkil memuru Bünyamin ve pişmiş kelle gibi sırıtan bendeniz.
http://www.6q.net/images/zakcay/21_1.jpg
İstasyonda kısa süre kalan ekspres, yolcularını alıp gittikten sonra istasyon kısmen de olsa sessizliğe bürünüyor. Bu resimde motorlarımız ve duvardaki afiş olmasa, zamanda bir yolculuğa çıkmış gibi olacağız. 1900lü yılların başında istasyonun yeni yapıldığı zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf gibi… Kimler gelip kimler gidiyor belli değil. Belli olan tek şey, çalıştığı sürece istasyon hep kavuşmalara ve ayrılıklara sahne olacak…
http://www.6q.net/images/zakcay/22_1.jpg
Birinci günün sonunda tatlı bir yorgunluk var üstümüzde. Bu yorgunluğu atmanın en kolay ve zevkli şeklini bulmakta zorlanmıyoruz. Güzel bir yerde yemek ve birer kadeh rakı
http://www.6q.net/images/zakcay/23_1.jpg
Devam edecek, çünkü biz artık yollardayız..
İkinci günü sabahında aslında çok da sürpriz olmayan bir durumla karşılaştık : Yağmur…
Hava oldukça kapalıydı ve yağmur yağıyordu. Hemen ilerilere baktık ama umut yoktu. Gün boyu yağmurda yol alacağımızın ilk işaretini günün ilk saatinde almıştık. Ama bu bizi yolumuzdan alıkoyamazdı. Yağmur bizi normal bir yolculuktan daha çok etkileyecekti. Çünkü çok kısa aralıklarla duruyor ve fotoğraf ve video çekiyorduk. Bu cihazları yağmurun altında kullanmak zor olacaktı.
Vakit kaybetmeden yola koyulduk. İlk durak Çamlık İstasyonu. Bu istasyonun önceki ismi aslında daha güzel: Aziziye. Adını çam ağaçlarından alan Çamlık beldesinde olduğu için ismi de sonradan Çamlık İstasyonu olarak değişmiş. Aslında buranın ilk istasyonu da değil. İlk istasyon az sonra gideceğimiz Müze’nin sınırlarında kalmış.
http://www.6q.net/images/zakcay/50.jpg
Birkaç kilometre ileride Çamlık Buharlı Lokomotifler Müzesi’ne geçiyoruz. Geçenlerde grupla ziyaret etiğimiz bu müze yine bizi büyülüyor. Yağmurun ve kapalı havanın getirdiği ortam, lokomotiflerin hüznünü daha ön plana çıkartmış gibi geliyor bize.
http://www.6q.net/images/zakcay/51.jpg
Az önce de belirttiğimiz gibi buranın en eski istasyonu şu an bu müzenin sınırlarında. Aşağıdaki resimde gördüğünüz yapılar, tümüyle orijinaline bağlı kalınarak restore edilmiş. 1856 tarihinden bugüne taşınabilen ender güzellikler bu müzede saklanıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/52.jpg
Çamlık’tan sonra raylar bizi terk edip dağların içine giriyor. Biz de bunu fırsat bilip güzel virajların tadını çıkartıyoruz. Tekrar buluşmamız çok uzun sürmüyor. Buradan sonra tüm gün bir daha ayrılmıyoruz raylardan. Bütün gün boyunca rayların hep bir-kaç metre uzağından yol alıyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/53.jpg
Önümüzde yine büyük sayılabilecek bir istasyon var: Ortaklar.
Tüm istasyon neredeyse orijinal. Tipik İngiliz mimarisi detaylarda ortaya çıkıyor. Bizim de en çok sevdiğimiz mimari tarz bu.
Ortakla İstasyonu, iki hattı birleştiriyor. Ana hattın yanında, bir tali hat olan Söke hattına da yol buradan veriliyor. İstasyonun önünde bekleyen yolcuları görünce yaklaşan bir tren olduğunu anlıyoruz. Bunu sık yaşamamız bu bölgede yoğun bir trafik olduğunu gösteriyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/54.jpg
Nitekim az sonra İzmir’den kalkan Denizli Ekspresi istasyona giriyor. Bu lokomotif aslında hiç de yabancı değil. Dün akşam Selçuk’ta tanışıp çay içtiğimiz makinist arkadaşların kullandığı lokomotif bu. Eski bir dostla karşılaşmış gibi seviniyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/55.jpg
Trendeki görevliler ile istasyon görevlileri arasındaki şakalaşma çok hoş. Kurdukları her cümlede birbirlerini kızdırmayı amaçlıyorlar. Galiba istasyon görevlileriyle tren görevlileri arasında böyle bir tatlı çekişme hep var. Bu atışmalardaki cümleler çok seviyeli ve her birinde taş gediğinde …
http://www.6q.net/images/zakcay/56.jpg
Buradan sonra yine rayların yanından yolumuz devam edip, Germencik İstasyonunu buluyoruz. İnanın bu istasyonları bulmak kolay değil. İlk gün de dediğimiz gibi, yerleşim yerlerinde “istasyon” tabelaları yok. Sora sora buluyoruz çoğu zaman.
Az önce karşılaştığımız tren buradaki yolcuları da aldığından istasyon boş. Yine de İstasyon Şefi’ne merhaba demek ve fotoğraf çekmek için izin belgemizi göstermek üzere binaya giriyoruz. Nispeten yeni bir bina. Eski taş yapıların güzelliğine sahip değil.
http://www.6q.net/images/zakcay/57.jpg
Germencik’ten sonra artık çalışmayan bir istasyonu buluyoruz: Erbeyli İstasyonu
Küçük bir yerleşim biriminde olması kapanmasının başlıca sebebi olabilir. Binanın fotoğraf ve video çekimlerini yaparken uzaklardan gelen düdük sesi ve sonradan görünen projektörün ışığı dikkatimizi trene çevirmemize neden oluyor. Tren çok hızlı bir şekilde düdük çalarak istasyondan geçiyor. Nasıl bu kadar hızlı gittiğine şaşırıyoruz. Yine de objektifimizden kaçamıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/58.jpg
Boş istasyonda çok vakit geçirmeden bir sonraki istasyonumuz olan İncirliova’ya doğru yola çıkıyoruz. Kısa bir sürüşten sonra en beğendiğimiz ve en çok vakit geçirdiğimiz İncirliova istasyonu’na geliyoruz. Görevliler bu istasyonun 1881 yılında hizmete girdiğini anlatıyorlar. 50 yıl sonra işletme Türk’lere geçtiğinde atılan bir betona da bu önemli tarih kazınmış.
Burada bir süre kalacağız çünkü yanımızda taşıdığımız laptopun şarj kablosu arızalanıyor. Kuşadası’ndan bize yeni bir laptop getirecek olan Bülent Ayata ile burada buluşacağız.
http://www.6q.net/images/zakcay/59.jpg
Biz gelip geçen trenlerle ilgilenirken Bülent de istasyona geliyor. Elinde tuttuğu torba aslında bir laptop çantası. Size torba gibi gelmiş olabilir. Bülent de yağmurdan nasibin almış vaziyette. Bu lojistik destek için kendisine teşekkür ediyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/60.jpg
İncirliova İstasyonu’nda beklediğimiz süre içerisinde gelip giden tren sayısı bizi şaşırtıyor. Görevlinin hareket izni verdiği bu trenle birlikte biz de istasyondan ayrılıyoruz. Tam bu sırada bir BMW R1150GS bize korna çalarak yaklaşıyor. Bu sürücünün Aydın’dan Ömer Günday olduğunu anlıyoruz. Bizi karşılayıp bir süre beraber yol yapmak ve eşlik etmek için buraya geldiğiniz öğreniyor ve seviniyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/61.jpg
Yağmurlu ve kısmen serin bir havada Aydın’a giriyoruz. İlk durağımız Ömer’in sahibi olduğu 09 Aydın Pide Salonu. Aydın’dan geçen bir çok motorcunun durağı zaten bu salon. Pidelerinin lezzetiyle de oldukça ünlü. Fırının sıcaklığı, hafif nemli olan bizlere iyi geliyor. Veeee pidelerimiz hazırlanıyor
http://www.6q.net/images/zakcay/62.jpg
Tatlı niyetine gelen tahinli pide ise muhteşem. Hadi bakalım kimlerin ağzı sulanıyor görelim.
http://www.6q.net/images/zakcay/63.jpg
Orada olduğumuzu bilen bazı motorcular da bize selam vermek için uğruyorlar. Tanımayanlar için hemen belirtelim, ayakta Levent’in yanında duran Ömer. Resimde sola oturan Gökçe, sağdaki ise Burak. Bir de dişhekimi arkadaşımız uğruyor yanımıza. O da Mutlu, ama resimde yok.
http://www.6q.net/images/zakcay/64.jpg
Yemekten sonra, hep beraber Aydın İstasyonuna geçiyoruz. İstasyon Aydın trafiğini karşılayacak kadar büyük. 1960’ların mimari özelliklerin taşıyor. Bu yüzden midir bilinmez bize yine sevimli gelmiyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/65.jpg
İstasyonda bir motorcu arkadaşımızla daha tanışıyoruz. İsmi Utku. Bu karşılamalar hoşumuza gidiyor. Aydın Garı’ndaki modern yük vagonlarının önünde bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Tripot kurduğum yer alt geçidin hemen üstü olduğundan makineyi kaybetme riskimiz oldukça yüksek. Bakmayın ngülümsediğimize. Herkesin yüreği ağzında, fotoğref makinesi düştü düşecek.
http://www.6q.net/images/zakcay/66.jpg
İstasyon yolcularından bir-iki foto aktarabilmek için bayanlardan izin istiyoruz. Pek hoşlarına gidiyor ama biraz da çekiniyorlar. Ne de olsa öğle yemeklerini yiyorlar.
http://www.6q.net/images/zakcay/67.jpg
Aydın’da biraz daha vakit geçiriyoruz. Çünkü Levent’in telsiz kablosu arızalanıyor. Ömer buna da bir çare buluyor ve kendisi de motorcu olan bir elektronikçiye gidiyoruz. Bir çay içimi sürede tamirat gerçekleşiyor.
Sonra Ömer bize şehir çıkışına kadar eşlik ediyor ve burada vedalaşıyoruz. Aydın’lı sıcak insanlara buradan da bir kez daha selamlarımızı gönderiyoruz.
Aydın çıkışından bir süre sonra yağmur yine bastırıyor ve biz bir benzin istasyonuna giriyoruz. Fırsattan istifade burada depolarımızı da dolduruyoruz. Beklentimiz yağmurun biraz azalması.
Hemen yan tarafta gördüğümüz manzaraya şaşırıyoruz. Söyleyin Allah aşkına bu kadar kabağı bir arada gördünüz mü hiç
http://www.6q.net/images/zakcay/68.jpg
Yağmur azalınca tekrar yola çıkıyoruz. İlk durak küçük bir istasyon olan Umurlu. Bu istasyon da kasabanın içinde olduğundan bulmak için karşılaştığımız insanlara soruyoruz. Levent istasyonda karşılaştığı ve pek sevdiği ikizlerle sohbet ederken ben de rayların karşısına geçip basıyorum deklanşöre. Bu karşıda karşıya geçmelerde umuyorum başıma bir şey gelmez. Rayların üzeri gerçekten de korkutucu…
http://www.6q.net/images/zakcay/69.jpg
Tam istasyondan ayrılacağımız anda yaklaşan tren için tantanlar kapanınca Levent iki tantanın arasında kaldı. Bu konumu kaçırmamak için motordan inip, soyunup, çantadan makineyı çıkartıp çektim. Levent her şey yolundaymış da arada kalmamış edasını bir an bile bozmadı.
http://www.6q.net/images/zakcay/70.jpg
Önümüze Beyköy İstasyonu var. Aldığımız bilgiye göre o da kapanmış. Ama biz yine de onu arayıp buluyor ve içine giriyoruz. Sarı gri renkleriyle çok hoş bir bina. Hemen önündeki asırlık ağaçla bütünleşmiş sanki. Yerdeki sarı yapraklar sonbaharın hüznünü taşımış bu eski istasyona.
http://www.6q.net/images/zakcay/71.jpg
Girdiğimiz her istasyonda Levent’in bir görevi daha var. O da istasyonların yerlerini elindeki GPS cihazına kaydetmek. Bu arşivini internetteki GPS gruplar ile paylaşacak.
Burada kendisinden” Bekle bizi raylar geliyoruz” fotoğrafı rica ediyorum o da beni kırmıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/72.jpg
Sonraki durağımız olan Köşk İstasyonu en çok sevdiğimiz istasyonlardan biri. Çok küçük ama bir o kadar da orijinal. Keşke bütün istasyonlar böyle olsa diyoruz. Kullanılan malzeme ve seçilen renkler bizi büyülüyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/73.jpg
Ege Bölgesi’nde Tren İstasyonu denince hemen göz önüne geliveren bir görüntüsü var. Yerlerdeki mozaik taşlardan binadaki kesme taşlara kadar her bir detayını pek seviyoruz, bu şirin istasyonun. Bir de Hareket Memurunun oğlu Yunus’u. Kendinden büyük şemsiyesiyle yağmurdan korunurken, oradan oraya koşturmayı da ihmal etmiyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/74.jpg
Köşk İstasyonuna veda ettikten sonra yine yollardayız. Öyle bir yağmur bastırıyor ki sığınmaktan başka çaremiz yok. BU sırada fırsattan istifade programımızı gözden geçiriyoruz. İçtiğimiz çaylarla içimizi ısıtıp tekrar yola çıkıyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/75.jpg
Biz bir sonraki istasyona girene kadar yağmur duruyor. Burası Sultanhisar İstasyonu. Arkamızda görünen bina ise istasyonun Bekleme Salonu. Kapısına kilit vurulalı kaç yıl oldu bilmiyoruz ama onlarca yıl yolcuları soğuktan ve sıcaktan koruyan bu yapıyı da pek seviyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/76.jpg
İstasyonları ziyaret edenler bu manzarayla sık karşılaşırlar. Neredeyse bütün küçük istasyonlarda pencereler, ilan panosu gibidir.
http://www.6q.net/images/zakcay/77.jpg
Artık yavaş yavaş hava kararmak üzere. Bizim ise ziyaret etmemiz gereken iki istasyon var. Yani planlamalar tutuyor. Şimdi Atça İstasyonu’ndayız. Yine oradaki yolcu sayısı, çok yakında bir trenin geleceğinin habercisi. Ancak yolcu treninden önce tüm heybetiyle istasyona giren bir yük treni, hiç gaz kesmeden ve bizi selamlayarak yoluna devam ediyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/78.jpg
http://www.6q.net/images/zakcay/79.jpg
Atça İstasyonunda yolcularla sohbetimiz hava kararana kadar sürüyor. Herkes kendine yakın bulduğu konuda konuşuyor. Kimi trenlerden, kimi motorlardan kimi de havadan bahsediyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/80.jpg
Günün son durağı Nazilli Garı. Az önce geçen trenin aldığı yolculardan sonra akşamın sessizliğine bürünen bu güzel yapı, yine bizi zamanda bir yolculuğa çıkarıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/81.jpg
Muhtemelen ilk açıldığı günden beri burada olan iki nesne hemen dikkatimizi çekiyor. Bir saat ve bir Çan. Markası dahi olmayan bu saat büyük bir ihtimalle sadece Garlara konmak için üretilmiş, diye geçiriyoruz içimizden. Yüzyıldan fazla bir zamandan bugüne sıçrama yaptıran ise hemen altlarında duran kask.
http://www.6q.net/images/zakcay/82.jpg
İkinci günün akşamı Nazilli’de kalacağız. Hemen bir Otel bulup yerleşiyor ve üstümüzü değişip yemeğe çıkıyoruz.
Bütün gün istasyonlarda dolaşan birileri olarak akşam yemeğini de Gar Restaurant’da yememiz kadar doğal bir şey yok.
http://www.6q.net/images/zakcay/83.jpg
Bir günü de böylece tamamladık. Yarın Denizli’ye doğru yola çıkacağız….
Üçüncü günün sabahına da yağmurla uyandık. Netten bir gün önce baktığımız hava durumu siteleri bizimle dalga geçiyor olmalıydı. “ Hah tamam artık yağmur yok” dediğimiz her an tepemizden su boşaldı. :lol: Sadece yol yapıyor olsak mesele yok ama fotoğraf ve video cihazlarını ne yazık ki yağmurda kullanamıyorsunuz. :?
Bu yüzden biraz beklemeye ve bu bekleyiş sırasında da ikinci günün raporunu yazmaya karar verdik ve uyguladık. Bu işimizi bitirdiğimizde yağmur da hızını kesmişti. Haydi, istasyon peşine… 8)
Bugün gideceğimiz ilk iki istasyondan pek umutlu değiliz. Elimizdeki liste biraz eski olduğundan bizim, istasyon olarak gördüğümüz binalar ne yazık ki çoktan ev olmuşlar. :shock: Ev olarak kullanılan ya da tümden boşaltılan istasyonların hepsinde tabelalar yerinde. Bu da bizim işimizi kolaylaştırıyor. Güzelköy İstasyonu şimdilerde ev olarak kullanılanlardan biri. Tabela olmasa bile tipik mimarisinden eskiden bir istasyon olduğu hemen anlaşılabilir. :idea:
http://www.6q.net/images/zakcay/101.jpg
Eskiden yerleşim yerine yakın olan ama sonradan yerleşim yerinin kendinden uzaklaşmasıyla yalnız kalan ve kapatılan istasyonlardan biri de Beşeylül İstasyonu. Bu iki istasyon da Nazilliye 5-10km uzaklıkta…
http://www.6q.net/images/zakcay/102.jpg
Nihayet hala dimdik ayakta olan ve çalışan bir istasyon buluyoruz. Burası Kuyucak İstasyonu. Tüm istasyonlarda olduğu gibi burada da çok sıcak karşılanıyoruz. :D
http://www.6q.net/images/zakcay/103.jpg
“İstasyon binası kaç yılında yapılmış, biliyor musunuz” dediğimizde, “bilmek ne demek gelin gösterelim” diyorlar. :shock: Hep birlikte binanın yan tarafına geçiyoruz. Yukarılarda bir yerlerde binanın inşa edildiği tarih yazıyor: 1907 :D :twisted: :D
Bu binayı neden ilk görüşte çok sevdiğimi hemen anlıyorum. Yapım yılı 1907 de o yüzden… 8) Hatta istasyona girerken bir ara Levent’e bir titreme geldiğine tanık oldum. Allah Allah dedim içimden. Meğer hissetmiş 1907’yi de ondan öyle olmuş :twisted: :idea:
http://www.6q.net/images/zakcay/104.jpg
İstasyondan yaklaşık 50m ileride bir geçit var. Bu bir köprü, üstünden de köye giriş yapılıyor. Amacımız rayları takip etmek, aracımız ise motorlarımız. Bu konsepte uygun bir kare yakaladığımı düşünerek basıyorum deklanşöre
http://www.6q.net/images/zakcay/105.jpg
Bu istasyonda biraz fazla vakit geçiriyoruz. O sırada yanımıza gelen yolcularla konuşma ve meraklarını giderme görevi Levent’in. Ne konuştuklarını bu uzaklıktan duyamıyorum ama durun tahmin edeyim. “Abi kaç basıyo bu?” “Kaç para bunlar” :? :!:
http://www.6q.net/images/zakcay/106.jpg
İstasyonda bir de kantar buluyoruz. Liverpool’da yapılmış ve yolculuğu Kuyucak’da bitmiş. Kantarın tabanında ortada yazan üretim bilgilerini de çekip resme yapıştırdım. Artık müzelerde olması gereken bir kantarın bizim istasyonlarda hala kullanılması ilginç tabii…
http://www.6q.net/images/zakcay/107.jpg
İstasyon Şefi bizi çalışma ofisine davet ediyor. İçeri girdiğimizde oldukça orijinal durumda kalmış olan ofis eşyalarını görüyoruz. İstasyon şefi de net bilmiyor ama bu eşyaların istasyonun kuruluşundan ya da kısa bir zaman sonrasından kaldığı açık. Özellikle de möbleli kasa çok hoş.
http://www.6q.net/images/zakcay/108.jpg
Gişe kısmına geçtiğimizde hala kullanılabilir durumda olan Bilet Dolabı’nı görüyoruz. :roll:
http://www.6q.net/images/zakcay/109.jpg
Bu kadar sohbet ve gevezelik yeter diyerek motorlarımıza biniyoruz. Sırada yine kapatılmış istasyonlardan biri var. Bina ev olarak kullanılıyor, istasyon da sadece bir durak haline getirilmiş. Oradaki tabela olmasa biz burayı bir otobüs durağı sanıp atlayabiliriz.
http://www.6q.net/images/zakcay/110.jpg
Yolumuza bu kez Horsunlu İstasyonu çıkıyor. Bakımlı ve güzel bir İstasyon. Tabii istasyonların aynı zamanda lojman olarak da kullanılması sahiplenilmesi açısında yararlı. Birçok istasyonun birkaç odası ya da hemen yanı başındaki ek bina lojman olarak kullanılıyor. Bu da bir anlamda istasyonlara kadın elinin değmesini sağlıyor. Belki de bize yansıyan sıcaklığın başlıca sebeplerinden biri bu.
http://www.6q.net/images/zakcay/111.jpg
Bazı tabelaların hemen yanında Rakım ve kilometre bilgileri yer almakta. Rakım tamam da Km için biraz kafa yormak gerekiyor. 198+678 ne ola ki :?:
Levent hemen benim eksiğimi gideriyor ve bu rakamların Ana İstasyona olan uzaklık olduğunu; herhangi bir acil durumda da km ve m hesaplarının bu sayede yapıldığını söylüyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/112.jpg
Kaplıcalarıyla meşhur Buharkent, yakın bir zamana kadar hizmet veren istasyonunu unutmak üzere. Yeni yerleşim, istasyon binasından aksi yöne doğru gelişince, mevcut istasyon sapa bir yere düşüyor. Bunun nedenleri var. Şehir, yakınından geçen Anayola doğru yönlenmiş. Termal kaynaklar da diğer tarafta olunca kaçınılmaz sona doğru yavaş yavaş gidilmiş.
Bu istasyonu bulmak da kolay olmadı. Sorarak ve arayarak nihayetinde ulaştık. Bu tip istasyonların resimlerine daha bir özen gösteriyorum. Tripot burada çok işime yarıyor. Albüm için çektiğimiz resimlerde genellikle bu tekniği kullanıyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/113.jpg
Gezimizin üçüncü gününde istasyonlar arasında pek bir meşhur olduğumuzu hissediyoruz. :lol: İstasyon çalışanları bizi dışarıda karşılıyor ve istasyonun içine kadar gideceğimiz yolu gösteriyorlar. :D Sanıyoruz aralarındaki iletim bizim tahmin ettiğimizden de kuvvetli. Şimdi Sarayköy ilçesinde olan Sarayköy İstasyonu’ndayız.
http://www.6q.net/images/zakcay/114.jpg
Bu iki resimdeki tabela ve bayrak olmasa, ilk bakışta buranın Türkiye’de bir istasyon olduğuna inanmak zor. Yine 1800’lü yılların sonunda yapılmış bir İngiliz binası. Etrafındaki ağaçlar ve ferah konumu, bu istasyonu diğerlerinden ayırıyor.
http://www.6q.net/images/zakcay/115.jpg
İstasyon şefinden aldığımız bilgiden sonra burada biraz daha beklemeye karar veriyoruz. Çünkü karşılıklı iki trenin az sonra burada olacağını ve birbirlerine yol vereceklerini anlıyoruz. Bizim şansımıza iki tren neredeyse aynı anda istasyona giriyorlar. Bunu hep böyle mi olduğunu sorduğumuzda ise bu durumun çok ender yaşandığını öğreniyoruz. :D
http://www.6q.net/images/zakcay/116.jpg
İzmir-Afyon ve Afyon-İzmir seferini yapan bu trenler kısa süreliğine istasyonda yan yana duruyorlar. Ve bu sırada tren çalışanlarından bazıları yer değiştiriyor. Afyon’dan gelenler yine Afyon yönüne gidecek olan trene geçiyorlar, diğerleri de İzmir trenine. Makinistler haricindeki çalışanların böyle takas yöntemini kullandıklarını öğreniyoruz.
http://www.6q.net/images/zakcay/117.jpg
İzmir treni hareket etti ama Afyon treni bir ekspres trene yol vermek için istasyonda beklemeye başladı. Bu ilk bakışta önemli bir detay gibi görünmese de bizim için ne kadar önemli olduğunu hareket edince anladık. :shock: İstasyonun tek girişi olan yerde şimdi dev gibi bit tren duruyordu ve biz “bir müsaade edin de geçiverelim” demek gibi bir lükse sahip değildik. :o Mecburen diğer tren geçene kadar bekledik.
http://www.6q.net/images/zakcay/118.jpg
Sonrasında günün son istasyonlarına doğru yol almaya başladık. Zaten umutsuz olduğumuz iki istasyonun artık yerinde olmadığını gördük ve rotamızı bölgenin en önemli istasyonuna çevirdik. Burası Denizli Ovası’nın ortasında bulunan Goncalı İstasyonu… İlk bakışta alelade bir istasyon gibi görünse de burası İzmir Afyon ve Denizli hatlarının dağıtımının yapıldığı yer. Bu istasyonun bir de daimi konuğu var. Bize de çok sıcak davranan Efe de fotoğrafın sağ tarafında görülmekte. :wink:
http://www.6q.net/images/zakcay/119.jpg
Gün kararmaya başladığında biz de bu geceyi geçireceğimiz yer olan Pamukkale’ye doğru hareketlendik. Burada kalacağımız oteli sponsorlarımızdan Peninsula Tours ayarlamıştı. Güzel bir otel olacağını tahmin ediyordum ama bu kadarını da beklemiyordum.
İşte burası benim kaldığım odanın banyosu :shock: :shock: :shock:
http://www.6q.net/images/zakcay/120.jpg
Burası da otelin termal suyla dolu açık havuzu. Üst katta da yapay traverten havuzu var. Mayo getirmediğimize yanarak seyrediyoruz havuza girenleri. :cry: Olsun bizim de termal sulu jakuzimiz var. :twisted:
http://www.6q.net/images/zakcay/121.jpg
Burada iyice dinlenip yarın sabah erkenden yine yollara düşeceğiz. Denizli Garı’ndan başlayacak yolculuğumuz Dinar’da noktalanacak.