Orijinalini görmek için tıklayınız : Zeytin diyarında ALTIN sevdası.
Bahçedere Köyünde Maden Tartışması
Çanakkale'nin Ayvacık İlçesine Bağlı Küçükkuyu Beldesinde Bir Ay Önce Başlatılan Maden Arama Çalışmalarını Durdurmak İçin Yöre Halkı Mahkemeye Başvuruyor.
Dünyada 200 koruma altına alınan orman alanı içinde olan KAZDAĞLARI nın Batı
eteklerinde olan Bahçedere köyü Altın arayan maden taşeronlarının işgali altında.
Kazdağlarına maden arama ruhsatı veren,bu nacizane ve eşsiz güzelliğe sahip
bölgemizi yeterince tanımayan bakanlık bürokrat ve yetkilileri ısrarla çevreye
zarar verilmeyeceğini söylüyor ama Altın madeninin çıkarılma aşamasında siyanür kullanılacağından pek bahsetmiyorlar.
Kazdağlarında Altın rezervi 5 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.
Bu rezerv 10 yıl içerisinde çıkarılacak ve Ülkemizin kasasına sadece %10 u
girecek.Yani kısaca 500 milyon dolar için buraları cehenneme çevirecekler.
Tabii çevreye verilen zarar sadece bununla kalmayacak.Altın ın adını duyan,bilen bilmeyen gözünü hırs bürümüş bir çok kişi çevreye kalıcı tahribatlar verecekler.
http://img49.imageshack.us/img49/2671/screen4tl4.png (http://imageshack.us)
Maalesef Bahçedere köyü sakinlerinin bir kısmı hadiseye sadece istihtam açısından
yaklaşmakta,kendilerini bekleyen felaketin farkında bile değiller.
http://img67.imageshack.us/img67/6800/screen5ya0.png (http://imageshack.us)
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesinde bir ay önce başlatılan maden arama çalışmalarını durdurmak için yöre halkı mahkemeye başvuruyor.
Küçükkuyu Arıklı altında "Doğal ve ekolojik çözümler çiftliği" adı altında çalışmalar yapan imece evinin Bahçedere köyünde düzenlediği toplantıya madenciler, köylüler ve bazı cevre örgütü temsilcileri katıldı. Toplantıda taraflar önce hep birlikte Global Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Gülaçtı'nın daveti üzerine Bahçedere'ye bağlı Fatmakayası mevkiindeki maden sahasına giderek, şirkette danışman olarak çalışan Jeoloji Mühendisi Cafer Yumak ve şirketin sorumlu Jeoloji Mühendisi Özgür Sapancı'dan
çalışmalar hakkında bilgiler aldı. Bahçedere Muhtarı Ahmet Erginin de hazır bulunduğu maden yeri gezisinde çalışmalar izlendikten sonra grup, köy kahvesinde buluşup toplantının ilk bölümü gerçekleştirdi.
Toplantıda TROYA-İDA Platform'unu temsilen söz alan üye Muzaffer Bayraktar, yapılan çalışmaların tabiata zarar verdiğini belirterek, Tarım İl Müdürlüğü'ne ihbarda bulunacaklarını belirtti. Bayraktar'dan sonra söz alan Burhaniyeli zeytinci Murat Narin ise, Bergama'da yaşananlardan örnek verip çok uluslu şirketlerin iş birlikçi taşeronu olan bu "yerli" madencilerin, zehirleyici yöntemlerle maden çıkarttıklarını ve zeytin kanununu çiğnediklerini ileri sürdü.
Yemek molasından sonra toplantının ikinci bölümünde avukat Mehmet Öngen'in teklifiyle 3573 sayılı zeytincilik yasasına aykırı olduğu gerekçesiyle toplu dava dilekçesi verilmesi kararlaştırıldı. Davanın tüm koordinasyonu ve masraflarını Mehmet Öngen kendisinin karşılayacağını belirtti. Yer yer sert tartışmaların yaşandığı toplantıda çalışmaları hakkında bilgi veren işletme sahibi Hasan Gülaçtı, çevreye zarar verilmeyeceğini belirterek, "Her şey sondaj sonunda belli olacak" dedi.
Kanunun kendine verdiği haklardan yararlanarak bu çalışmayı başlattığını, şirketinin tümüyle yerli bir şirket olduğunu, topraktan çıkarılan numunelerin Kanada'ya tahlil için gönderileceğini söyleyen Gülaçtı, özellikle Murat Narin'in sert muhalefeti üzerine, "Üslubunuz hakaret noktasına" vardı diyerek ekibiyle birlikte toplantıyı terk etti. Bütün köy erkeklerinin katıldığı toplantıya, sivil toplum kuruluşlarından Marmara Çevre Platformu (MARÇEP), TEMA,Troya-İDA Platformu, Ekolojik Yaşamı Destekleme
Derneği (BUĞDAY), Körfez Aktif Kadınlar Kooperatifi, turizmciler, zeytinciler, maden aramasını gerçekleştiren Global Madencilik sahibi ve çalışanları katıldı.
Global Madencilik resmi web sitesinde şunlar yazıyor.
http://img225.imageshack.us/img225/6174/screen6bm7.png (http://imageshack.us)
Bu işe izin verenler,sizi tarih kötü hatırlayacak.Çocuklarımıza bırakacağınız
mirasın ne olacağı ortada.
AykutErda
23-10-2007, 10:32
Dünyadaki toplam altın üretimi 2600 ton olup bunun %57'si dört sanayileşmiş ülkede,ABD-Kanada-Avustralya-Güney Afrika'da yapılmakta ve tamamında üretim siyanürle yapılmaktadır.
Siyanür,toksisitesi yıllarca önce tamamıyla aydınlatılmış bir maddedir.Siyanür toksisitesi akut toksisite ile sınırlıdır.Kronik toksisite ise pratikte toksikologlarca ihmal edilebilecek düzeyde olarak değerlendirilmektedir.
16.y.yılda Paracelsus..''Her madde zehirdir,zehir ile zehir olmayanı ayıran dozdur.'' demiştir..
Parasetamol,dünyada en fazla kullanılan ağrı kesici ilaçlar arasındadır.Bu ilaç erişkinlerde 2 grama kadar olan kullanımda son derece güvenli bir ilaçtır.Ancak doz 10 gramı aştığında karaciğer hasarına bağlı ölüm olayı görülebilir.
Tüm Dünya gibi bizler de biliyoruz ki,altın üzerinde oturuyoruz.MTA verilerine göre;Türkiye'nin bilinen ve envanteri yapılmış altın rezervi 575 tondur.Türkiye'nin altın oluşumuna son derece elverişli jeolojisi nedeniyle,günümüzde ortaya konulmuş olan işletilebilir altın rezervinin çok üstünde bir rezerv beklemektedir.Tahmini altın potansiyelimizin 6500 tona çıkabileceği hesaplanmıştır..Ne var ki,Türkiye'de altın potansiyelinin ortaya konulabilmesi için 8 milyar dolar arama yatırımı(risk sermayesi) ve 12 milyar dolar işletme yatırımı yapılması gerekmektedir.
Altın üzerinde oturan Türkiye , basiretsiz son 70 yıllık yöneticileri yüzünden,her yıl tonlarca altın ithal etmektedir.Örneğin 1994'de 48 ton altın ithal ederken.Merkez Bankası verilerine göre 2000'de bu miktar 205 ton 300 kg.'ma çıkmıştır.Bu rakamlar resmi rakamlar olup,yurda illegal yollardan sokulan altınlar buna dahil değildir.
M.K.Atatürk;bakın ne demiş...''Memleketimizin ekonomik kaynakları,bütün dünyanın hırslarını çekecek verim ve servete maliktir''
Yani bu konuyu zamanında incelemiştim..Dedikodu haberlerine çok kulak asmayın...Konu çok boyutlu ve siyanür konusu ise tamamen bir falsifikasyondur..
Ama konunun özeti biz Türkler,gelecekte ülkemizi ele geçirebileceklerini sanan Emperyalistlar için kendi doğal kaynaklarımızın (altın yalnızca bunlardan biridir)bedava bekçiliğini yapmaktadır..
Engin1711
23-10-2007, 11:13
İçinizdeki en ağır(100kg) Kazdağlı olarak siddetle protesto ediyorum.:mad: Enkısa zamanda bir protesto eylemini siteye fotoğraflı olarak taşıyacağım.
Vetmoto hocam Kazdağları öyle bir dağ zinciriki içerisinde sadece zeytin yok.Eski kaynaklarda adından "bin pınarlı dağ" olarak söz edilen bu cennet yerde topu topu 10 yıl çalışacak bir maden ocağı nın, etkileri uzun yıllar devam edecek ekolojik denge tahribatı yapacağı şüphesizdir.Altınoluk Beld.Başkanının (medyadan takip ettiğim kadarıyla)başlattığı Kaz Dağında yörük cadırı kurma eylemi genişleyecektir.
En kısa zamanda EC olarak bizde kamp kuralım.:cool:
Doğaya,cevreya,hayvanlara karşı saygılı bir grup olarak HAYDİİİ....
MEDENİYETİN BEŞİĞDİR KAZDAĞLARI
Kazdağları Ida’dır, efsanedir, mitolojidir, ekolojik ve toplumsal mirastır, kültürdür, uygarlığın beşiğidir, aşk yuvasıdır, tanrıların, tanrıçaların evidir, folklordur.
Tarihsel, kültürel, oksijen üretim merkezidir, yaban hayatın barınağıdır, kutsal ağaçların yurdudur. Dünyamızın en önemli ekolojik bölgelerindendir. Osmanlı donanması için kereste deposu olmuştur. Yöredeki Türkmenler için ibadet merkezidir. Yazar Sabahattin Ali’nin esin kaynağı olmuştur. Flora ve fauna bakımından, en zengin alandır. Yerüstü ve yeraltı su rezervleriyle, sıcak ve soğuk su kaynaklarıyla, hayat kaynağıdır. Ege ve Marmara’nın gözüdür. Ormancılık için istihsal deposudur. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle bir bütündür, parçalanamaz. Yörenin yaşam kaynağıdır; korunmalıdır. Kazdağları her yıl tükettiği 516 380 ton CO2 ile bu yörede küresel ısınmanın bölgesel olumsuz etkilerini büyük ölçüde azaltır, fotosentez sonucu her yıl ürettiği 375 400 tonluk oksijen ile yöreyi oksijen bolluğu açısından Dünya’nın en zengin yerlerinden biri yapar ve tüm yörede solunum yapan canlıların (başta biz insanlar olmak üzere) sağlıklı yaşamını sağlar. Bu oksijen bolluğuyla Kazdağları yörenin doğa dağ ve sağlık turizmi potansiyelini büyük ölçekte arttırır. Bu zenginliği başka türlü hiçbir şekilde (modern teknolojiyle dahi) sağlamak mümkün değildir. Sadece bu nedenle bile Kazdağları’nın kıymeti iyi bilinmelidir.
Kazdağlarında bulunan bitki örtüsü zarar görürse ;
- ekosistem bozulur
- kuraklık artar, su havzaları kurur,
- sel baskınları, fırtınalar ve toprak erozyonu artar,
- Çanakkale boğazının alüvyonla dolması hızlanır,
- çok sıcak yazlar, çok soğuk kışlar yaşanır,
- allerjiler, astımlar, salgın hastalıklar artar,
- tarım alanları azalır, yöre halkı fakirleşir,
- sağlık sorunları artar
- bir çok yaşam türü yok olur.
internetten alıntıdır."
http://i83.photobucket.com/albums/j303/engin17tr/glet1.jpghttp://i83.photobucket.com/albums/j303/engin17tr/tarlalar.jpg
http://i83.photobucket.com/albums/j303/engin17tr/bozkr.jpghttp://i83.photobucket.com/albums/j303/engin17tr/DSC_0120-1.jpg
http://i83.photobucket.com/albums/j303/engin17tr/DSC_0092.jpg
http://i83.photobucket.com/albums/j303/engin17tr/DSC_0102-1.jpg
http://i83.photobucket.com/albums/j303/engin17tr/DSC_0069-1.jpg
Ortaya bi karışık yapiym dedim ;)
Bu akşam saat 21.00 de CNNturk te bu konu ile ilgili güzel bir program var.
İzlemekte fayda var.
AykutErda
24-10-2007, 07:04
Almanya'daki Türkleri biliriz de,Türkiye'deki Almanları bilenimiz var mıdır?
Almanya ''proje bedeli'',''şerefiye'',''burs'',''bedava tatil'',''inceleme gezisi'',''araştırma bedeli'',''masraf'',''telif'' gibi adlar altında Türk NGO'larına,gazetecilere,akademisyenlere,mülki ve yerel yöneticilere,başta memur sendikacıları olmak üzere tüm sendikacılara,meslek odaları yöneticilerine,çevrecilere adete para dağıtmakta;teknik deyimle''çengel atmaya'' çalışmaktadır.Amaç bu ülkede en az ABD'nin olduğu kadar güçlü etki ajanı kadrosuna sahip olmaktır.
Kendilerini sosyalist yada islamcı olarak tanıtan bu topraklara sadık olmayan marjinal siyasal gruplar dahil tüm TC karşıtlarına bedava hizmet sunmaktadır.
Türk Üniversitelerinde görevli çok sayıda akademisyene;Türkiye'deki etnik,dinsel,ekonomik,siyasal,başka bir anlatımla istihbarat değeri taşıyan konularda,bugüne kadar yüzlerce proje,Türk akademisyenlerine yaptırılmıştır.Türkiye'nin güçlü yada yumuşak karnını gösteren bilimsel bu dosyalar,bugün Alman Devleti istihbarat arşivinde temel başvuru kaynakları arasında yer almaktadır..
Eeee ne alakası var Siyanür ile altın aramanın,bu yazdıklarımla diyebilirsiniz..
Ama direkt alakalı olduğundan emin olabilirsiniz..
Dediğim gibi bu konu çok boyutludur,ama kesinlikle üç-beş köylü grubunun yada sivil toplum örgütünün planlı gösterilerinin basın-yayında bizlere gösterildiği gibi değildir..
tittytwister
24-10-2007, 07:29
Atı alan üsküdarı geçmişmi denir bilemem ama oradaki halkta boş durmuyor
http://img222.imageshack.us/img222/836/kaz205cl9.jpg
Babamın görevi dolayısıyla çocukluğumun 6 - 7 yılının Edremit'te geçmiş olması ve özellikle Küçükkuyu'da çok yakın aile dostlarımızın olmasından dolayı çok sık ziyaret ettiğim bir bölge olması itibariyle, bende kendimi bu bölgenin bir evladı olarak görüyorum. Hatta, çoluğu çocuğu yetiştirdikten sonra yerleşmeyi düşündüğüm yerde burası. Konuyla ilgili değil, ama söylemeden geçemiyeceğim, Edremit körfezinde Behramkale ile Midilli arasında 100 kulaçtan bir mercan çıkar ki, aboooooo akıllara zarar. Bölgeyi karış karış biliyorum, Kaz dağlarının benzersiz bir eko sisteme sahip olmasına mı, milli park ve tabiat parkı olmasına mı, Datça ile birlikte Türkiye'nin oksijen deposu olmasına mı, dünyanın en lezzetli zeytinlerinin bu bölgede yetişmesine mi, arkeolojik zenginliklerini mi, mitolojik zenginliklerine mi (Paris altın elmayı Afrodit'e İda dağında vermiştir), hangi birini söyleyeyim bilmiyorum.
Doktorum Aykutum şimdi bana söylermisin, bahsettiğin komple teorileri doğru olsa bile, siyanürün çevreye zarar vermesini de bir kenara bırakarak, sadece açık maden şeklinde yapılacak yüzey kazıları ile meydana gelecek tahribatla Kaz dağlarındaki altından Türkiye'ye kalacak 1 - 2 milyar dolara bütün bunları değişmeye değer mi? Bu bilmem kaç yılda kazanılacak 1 - 2 milyar dolar Türkiye'nin yıllık ticaret hacminin % 1'inden bile az. El insaf yahu, bölgenin sadece turizm potansiyeli bile bunu kaça katlar.
Çok canım sıkılıyor, böyle şeylere.
.
AykutErda
24-10-2007, 08:45
bahsettiğin komple teorileri doğru olsa bile, siyanürün çevreye zarar vermesini de bir kenara bırakarak, sadece açık maden şeklinde yapılacak yüzey kazıları ile meydana gelecek tahribatla Kaz dağlarındaki altından Türkiye'ye kalacak 1 - 2 milyar dolar
Dostum,olur mu öyle şey..Türkiye'nin altın rezervleri,Dünya altın rezervlerini sarsacak miktarda..Biz bunu üretip işleyebilecek duruma sahibiz..Ne 1-2 milyar doları..
Bakın arkadaşlar;
Haziran 1977 ilk haftası Bergama'yı ''denetleyen'' Alman Yeşiller Partisi Hassen Örgütü sözcülerinden bir milletvekili
''Bugün Almanya'da 90000 ton altın stoku bulunuyor.Bunun yanında 17 yıldır de altın fiyatları sürekli düşüyor.Her ülkenin haddinden fazla altın stoku var.Dünya piyasasında altın tükense,Almanya'nın altını yeter.Degussa Firması aynı zamanda altın ticareti yapan firmadır.Siyanür pazarı da bunların elinde üretiliyor.'' demiştir.
Milletvekili;gerçekte 100000ton üzerinde olan Alman altın stokunun nasıl oluştuğunu söylememektedir.
Almanya'nın İmparatorluk dönemine ait altın stokları,1 Dünya Savaşı sonunda ''harp tamiratı borcu'' kapsamında İtilaf Devletleri tarafından paylaşılmıştır.
Bugünki stoğun kaynağı Hitler Dönemin'de aramak gerekir.Nazi Almanyası,2 Dünya Savaşı döneminde işgal ettiği tüm ülkelerin altın stoklarına el koyarken,milyonlarca savaş esiri işçinin yanısıra,öldürülmek üzere fırınlara ve toplama kamplarına yollanan milyonlarca yahudinin sahip olduğu tüm ziynet eşyalarını(altın dişleri dahil)gaspetmiştir.
Öte yandan Almanya'da altın madeni bulunmadığı gibi,dış ülkelerde altın üretimi yapan Alman Firması da bulunmamaktadır.1998 yılında dünyada üretilen altın miktarının 2600ton olduğuve rezervlerin hiç eksilmeyeceği varsayılsa,Almanya'nın sahip olduğu altın stoku miktarına ulaşmak için tüm dünya ülkelerinin,hiç tüketmeden yaklaşık 40 yıl altın üretimi yapması gerekmektedir.Kaldı ki dünya altın rezervinin 43 ton olması,Almanya'nın bu konuda rakipsizliği hakkında bir fikir verebilir sanırım.
Milletvekilinin dediği gibi,altın üretimi demek,arz-talep dengelerinin altüst olması demektir.Fiyatların düşmesi Almanya'nın zararına,yükselmesi ise yararınadır.Şu halde Almanya'nın çıkarı altın üretiminin dünyanın her yerinde engellemektir.
Türkiye'de altın üretimini engelleme konusunda 6.kol faaliyeti gösteren ülke ise en başta Almanya'dır..
Ama bu bilimsel gerçeklerin komplo teorisi olarak algılanması ise ne yazık....Altın üreten en büyük ülkelerde de altın çıkartılan alanlar hem dağlık hemde ormanlık alanlardır ve hepsi siyanür ile yapmaktadırlar.Oralarda hem dağlar hemde ormanlar zarar görmemektedir...Bu konu toksikologların uzmanlık alanıdır.
İnsanları yönetmek için korkular gerekir. Yönetimler dünyanın her yerinde insanların karşısına bir düşman koyarlar ve bir seferberli halet-i ruhiyesi yaratırlar. Seferberlik hali sözkonusu olunca insanların tek tek çektikleri sıkıntıların bireysel kaygıların önemi kalmaz çünkü.
Amerika'da bugün kendi halkını tahakküm altında tutabilmek için dünyanın bir ucunda düşmanlar yaratıyor ve onlarla savaşmak için kendi evlatlarını harcıyor. Sürekli bir savaş ve karşısında durulması gereken bir düşman halkı bir arada tutuyor ve günlük kaygıları önemsizleştiriyor çünkü.
Türkiyede ise bu düşmanların ve korkuların bini bir para. Yunanistan İstanbul'u alıp Bizans'ı yeniden kurmak için fırsat kolluyor. Tüm Avrupa aslında bir haçlı seferinde. Ermenistan Doğu Anadoluyu almak istiyor. Kürtler Güneydoğu'da Kürdistan kurmak istiyor. vs. vs.
Bir de Almanya varmış meğer.
İnsanlar "siyanürlü" diye ayvalık zeytinini artık yemeyecekler. Şu bütün dünyada dandik ispanyol ve italyan zeytinleri deli gibi satılırken tanıtamadığımız Ayvalık zeytinini...
Bin pınarlı Kazdağının her pınarından zehirli sular akacak.
Anadolunun yaşayan son ekosisteminden kim bilir kaç yaşında ağaçlar kesilecek. Ama pardon "Bedeli ödenmiş"miş. Yerine yenisi dikilmemiş "Bedeli ödenmiş". Ödenen bedel nereye gider bilinmez. Olan ağaca olur.
"İnsanlara iş imkanı sağlanacak"mış. Zeytinleri satılmadığı, artık turist gelmediği için işsiz kalan insanlar ne olacak peki.
Ama hiç farketmez. Bunların hepsinden vazgeçmessek Almanya emellerine ulaşır. Dünya altın piyasasını elinde tutar. Öyleyse bırakalım bu küçük hesapları da Almanyaya karşı birlik olalım. Yoksa siz de mi alman ajanısını?
Arkadaşlar,
Bu oyunlar, ZEYTİNYAĞI üzerine oynanmış gibi gözüküyor.Önümüzdeki
günlerde ortaya çıkan kuraklık sebebi ile zeytin rekoltesinde %35-50 bir azalma
olacaktır.(Veriler daha kesinlik kazanmamıştır),Gerçi zeytin bir sene az bir sene fazla mahsul verir.
Bu yılki mahsulun kalitesinin de düşük olduğunu söylüyorlar.
Üzerine birde maden,siyanür,zehir gibi mide bulandırıcı laflar dolaşıyor.
Peki bundan kim istifade eder?
1-İtalya,İspanya ve Yunanistan gibi zeytinyağını ihraç etmek isteyen ülkeler.
2-Bu ülkelerin stok fazlası mahsüllerini elinde tutan büyük tüccarlar.
3-Bu yabancı tüccarlara uşaklık yapan yerli hükümete yakın taşeronlar.
2008 yılının başlarında reklamlarda ithal zeytinyağını,çok uluslu hipermarketlerin reyonlarında,parlak ambalajlarda çok uygun fiyatlarda
göreceksiniz.Televizyonların sabah programlarında bol bol zeytinyağının
faydalarından bahsedilecek.Zeytinyağlı yemekleri görüp ağzımız sulanacak.
Kazdağları,zeytin ve zeytinyağı üzerine oynanan oyunlar hep devam edecek.
Bir kaç tane kesilen Ardıç ağıcının ne önemi var?Kaybeden hep ağaçlar
olmuyor mu zaten?
(Yukarıda yazdıklarım bir zeytinyağı komplo teorisidir.Ama doğrulanma olasılığı
bana göre yüksektir.)
Doktorum Aykut’um sevgili arkadaşım, ben işin Almanların işin içinde olduğu stratejik yönlendirme hareketi olup olmadığında değilim, bu teorinin komplo olup olmadığı da hiç önemli değil, yazdıkların doğru da olabilir. İşin önemli tarafı ve sorulması gereken sorular şunlar:
Bir ülkenin kalkınmasının tek yolu zengin doğal kaynaklara sahip olması mıdır? Cumhuriyet kurulduğunda onlarca yıl süren bir sürü savaştan sefalet içinde çıkmış ve üstüne bir de Osmanlı’nın borçlarını devralmış bir ülke, bu şartlar altında özellikle Cumhuriyet’in ilk on yılında inanılmaz bir kalkınma gerçekleştirirken hangi doğal kaynağa dayandı? Üstelik bırak doğal kaynağı, erkeklerde yüzde 2 kadınlarda binde 4’lük okuma yazma oranı ile hiçbir insan kaynağı dahi olmadan. Japonya ikinci dünya savaşından sonra yaptığı kalkınma hamlesinde hangi doğal kaynağına dayandı? Cevabı biliyorsun, iş insanda bitiyor, iş dürüst ve çalışkan vatandaşlar olmaktan geçiyor, iş bir ülküye inanmaktan geçiyor.
Enerjinin bedeli Çernobil türü nükleer santraller mi? Enerjinin bedeli Yatağan’da yarattığımız kanserli nesiller mi? Bu bedeli çocuklarımıza nasıl miras bırakabiliriz?
Şu bizim meşhur altın, işin siyanür kısmını bir kenara bırak, Amerikan filmlerinde gördüğümüz kovboyların nehirlerde elekle altın aradıkları gibi Kaz Dağları pınarlarında aranmayacak, veya petrol gibi yer altından tek noktadan alınmayacak, fakat taş ocaklarında olduğu gibi yeryüzünden sıyrılacak milyonlarca metreküp topraktan siyanürle işlenip elde edilecek birkaç kilogram altın. Bildiğim kadarıyla bölgede altın arama ruhsatı alan onlarca firma var, şimdi bir düşün bakalım, bir milli parkta, bir tabiat parkında, onlarca devasa altın ocağı, içine siniyorsa söylenecek bir şey yok.
Hayır, eğer kalkınma böyle bir şey ise, eğer bana bütün gelişmiş ülkeler geçmişte böyle yapmış diyorsan, hayır ben kalkınmak istemiyorum, bırak fakir kalalım, bu Kaz Dağlarındaki altının çevreye zarar vermeden çıkarılabileceği bir yöntem bulunmadıkça, bırak yer altında kalsın.
.
onurserdar
25-10-2007, 01:09
Hayır, eğer kalkınma böyle bir şey ise, eğer bana bütün gelişmiş ülkeler geçmişte böyle yapmış diyorsan, hayır ben kalkınmak istemiyorum, bırak fakir kalalım, bu Kaz Dağlarındaki altının çevreye zarar vermeden çıkarılabileceği bir yöntem bulunmadıkça, bırak yer altında kalsın.
.
hocam fakir kalmak konusunda ciddi misin. "somali" gibi mi olalım? :confused: :confused:
hocam fakir kalmak konusunda ciddi misin. "somali" gibi mi olalım? :confused: :confused:
Hocam valla çok ciddiyim, benim dikkati çekmek istediğim nokta, bilinçaltımıza yerleşmiş kalkınmanın her şey olduğu ve bunun ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi fikri. Kalkınmanın bedeli Yatağan'sa, Çernobil'se, zehir akan nehirler, asit yağmurları ise ve çocuklarımıza kanseri miras bırakacaksak, ben Somali olmayı tercih ederim.
onurserdar
25-10-2007, 03:05
Hocam valla çok ciddiyim, benim dikkati çekmek istediğim nokta, bilinçaltımıza yerleşmiş kalkınmanın her şey olduğu ve bunun ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi fikri. Kalkınmanın bedeli Yatağan'sa, Çernobil'se, zehir akan nehirler, asit yağmurları ise ve çocuklarımıza kanseri miras bırakacaksak, ben Somali olmayı tercih ederim.
hocam affınıza sığınarak;
kalkınmanın bedelini ödeyemiyorsak,
kalkınmak bize zarar veriyorsa,
kalkınmak kötü birşey ise,
1.arabalara binmeyelim çünkü onlar kurşun, karbonmonoksit vs havayı kirletip sera etkisi yaratıyorlar
*alternatifi; "yürümek"
2.motorlara binmeyelim, havayı zevk için kirletmeyelim.
3.kömür doğalgaz vs kaynakları ısınmak için kullanmayalım.
*alternatifi; "tezek"
4.çimento kullanmayalım, betonarme evler yapmayalım
*alternatifi; "kerpiç", "ahşap"
5. altın almayalım, alanada sen siyanür ile doğanın zehirlenmesine ortak oluyorsun diyelim.
6.hertürlü madenin çıkartılmasına karşı olalım,
demir, aluminyum, bakır madenlerinden yapılmış eşya vasıta araç gereçleri boykot edelim, bu madenler işletilirken kesilmiş ağaçların yerine ağaç dikelim,
7. hertürlü taş ocağını boykot edelim, taş ocakları da çalışırken doğal bitki örtüsü ve ormanlara zarar veriyor, taş ocaklarından çıkan taşlarla doldusu yapılmış, asvaltı hazırlanmış yollara çıkmayalım.
vs vs vs
Evet hocam haklısın, benim yazdıklarımın anti-tezi bunlar, dediğin gibi yapalım. Şimdi olaya birde senin yaptığın gibi tez / anti-tez perspektifinden bakalım.
1.arabalara binmeyelim çünkü onlar kurşun, karbonmonoksit vs havayı kirletip sera etkisi yaratıyorlar
*alternatifi; "yürümek"
Doğru, ama acaba bir diğer alternatifi karbon emisyonuna sınırlama getirmek, kurşunsuz benzini dizel yakıtı teşvik etmek olabilir mi?
2.motorlara binmeyelim, havayı zevk için kirletmeyelim.
Doğru, benim yazdıklarımın çıkarımı buysa binmeyelim.
3.kömür doğalgaz vs kaynakları ısınmak için kullanmayalım.
*alternatifi; "tezek"
Doğru, ama bir diğer alternatifi petrol kömür gibi fosil yakıtlar yerine, hidroelektrik, rüzgar, güneş, bitkisel kaynaklı yakıtlar gibi yenilenebilr temiz enerji kaynakları kullanmak olabilir mi?
4.çimento kullanmayalım, betonarme evler yapmayalım
*alternatifi; "kerpiç", "ahşap"
Çimentonun çevreye zararlı olduğunu bu vesileyle öğrenmiş olduk.
5. altın almayalım, alanada sen siyanür ile doğanın zehirlenmesine ortak oluyorsun diyelim.
Hayır, altın alalım, hepimiz altın bilezik kolye takalım, eşlerimize kız arkadaşlarımıza sıra sıra altın dizelim, Kaz Dağlarını dümdüz edelim, Merkez Bankasının kasalarını tonlarca altınla dolduralım.
6.hertürlü madenin çıkartılmasına karşı olalım,
demir, aluminyum, bakır madenlerinden yapılmış eşya vasıta araç gereçleri boykot edelim, bu madenler işletilirken kesilmiş ağaçların yerine ağaç dikelim,
Evet, bende tam bu dediğinizi kastetmiştim.
7. hertürlü taş ocağını boykot edelim, taş ocakları da çalışırken doğal bitki örtüsü ve ormanlara zarar veriyor, taş ocaklarından çıkan taşlarla doldusu yapılmış, asvaltı hazırlanmış yollara çıkmayalım.
Hayır, yolları da kullanmayalım, Türkiye'yi dünyanın taş ocakları merkezi yapalım.
Hocam konu daha iyi anlaşılsın diye biraz abartarak yazdım, umarım beni yanlış anlamamışsınızdır, ama bir fikir tartışmasında bu tez / anti-tez örneklemesi istenirse çok uç noktalara çekilebilir. Verilen örnekleri abartarak dalga geçmek yerine, tartışmaya daha olumlu katkı yapacak alternatifler getirmek daha doğru olmaz mı? Hepimiz okumuş aydın insanlarız, yolumuz bilimsel perspektif olmalı. Benim uzmanlık konum çevre teknolojileri (su, atıksu, hava ve katı atık arıtma) ve 10 yılı sanayileşmiş ülkelerde olmak üzere 20 yıldan uzun bir süredir bu konuda çalışmaktayım. Bunu ukalalık olsun diye yazmıyorum, ama sanayileşmiş ülkelerin kalkınma uğruna ödedikleri ağır bedeli ve bu ağır bedeli biraz olsun hafifletebilmek ve süreci geriye çevirebilmek için ortaya koydukları ağır çevre kanunlarını bizzat yerinde yaşayarak gördüm.
Kendi ülkemde böyle şeyler görünce heyecanlanıyorum, siz artık benim heyecanıma verin.
.
onurserdar
25-10-2007, 04:40
tankut hocam;
ben size anti tez olsun diye yazmadım yazıcaklarımı, yalnız bir konu var burada açıklanması gereken, ilk postumu atarken de zaten konunun buraya geleceğini de biliyordum.
tez=antitezXantitez
şimdi antiteze karşı yazdığınız antitezlere bakın bakalım başlangıç noktasını elde edebiliyormusunuz=?
çernobilde de güvenlik önlemleri vardı ama patladı,
temiz enerji kaynakları da keza öyle, siz bu konularda uzman birisi olarak söyleyebilirsiniz, temiz tüketiminin diğer enerji kaynaklarına oranı % 0.?
çimento pek çok şekilde çevreye zararlıdır; çimento üretim zinciri taşocaklarında başlar. çimento fabrikalarının olduğu bölgelerde ağaçlar kurur, bitkiler cılız kalır..
vs uzar gider,
çevreci olmak ile çevreki kirletmek, maden çıkartmak ile ağaç katliamı yapmak
gerekmez, eğer teknolojinin ve medeniyetin nimetlerinden yararlanıyor isek bize düşen yapılanları engellemek değil yapılanları denetlemektir.
ya sözlerimizin arkasında duralım, ya da olduğumuz gibi görünelim bir zahmet.
kırdıysam affedin hocam.
onurserdar
25-10-2007, 04:53
kendi bölgemden örnekler vererek devam etmek istiyorum;
sakarya havzasında kum ocakları çalışıyor, çıkardıkları kum izmit ve istanbul bölgesinde inşaat yapımında kullanılıyor, çevreye zararları büyük, ama o kum ile evler yapılıyor. insanlar yaşıyor. burdan çıkarmasalar kumu başka yerden çıkartacaklar, ne değişecek?
taş ocakları var burada bir sürü, çevreye zararını söylememe gerek yok, çünkü ocalar çalışıtğı yerde çevre falan bırakmıyorlar, dağları tepeler dümdüz ediyorlar. ama o ocaklardan çıkan malzeme ile otobanlar yapılıyor, yollar yapılıyor, bizim için yapılıyor, türkiyedeki insanlar kullansın diye yapılıyor ama pamukovadaki dağ tepe katliamı yapılıyor. naapalım şimdi biz de boykot edelim, yapmasınlar yolları, otobanları, bizim de hakkımız yok mu?
su kaynakları, gelenler bilirler, samandağlarındaki bütün su kaynakları toplanıyor, sakarya ve izmit bölgesine su yetsin diye sürekli kaynaklara borular döşeniyor. bu kaynaklardan beslenen dereler kurudu, dere boylarındaki ağaçlar kurudu. benim köyümkdeki 1000+ yıllık çınar ağacı kuruyor, kime sorucam ben bunun hesabını?
pozitif düşünelim,
kum olmaz ise ev yok
taş olmaz ise yol yok
su olmaz ise insan yok
maden olmaz ise medeniyet yok,
istemeyenler istemesin, ben insanlık adına medeniyetten memnunum.
memnun olmayanlar taş devrine geri dönebilirler.
çevreci olmak ile çevreki kirletmek, maden çıkartmak ile ağaç katliamı yapmak
gerekmez, eğer teknolojinin ve medeniyetin nimetlerinden yararlanıyor isek bize düşen yapılanları engellemek değil yapılanları denetlemektir.
ya sözlerimizin arkasında duralım, ya da olduğumuz gibi görünelim bir zahmet.
kırdıysam affedin hocam.
Hocam kırılacak bir şey yok, medeni insanların yaptığı gibi uygarca tartışıyoruz, ama şimdi tartışma tez/anti-tez ekseninden çıkıp olumlu bir noktaya gelmeye başladı, her ne kadar hala Mevlana felsefesini bu konuya nasıl uyarladığınızı pek anlamasam da. Bu engelleme/denetleme konusunda, ben derdimi anlatamıyorum galiba, bir daha ve son kez, bu bölgedeki altından elde edeceğiniz gelire karşılık neler kaybettiğimizi uzman görüşüyle aktarmaya çalıştım, ödeyeceğimiz bedel bu işin getirisiyle kıyaslanmayacak kadar ağır. Allahaşkına, elinize vicdanı koyun, hangi denetimden bahsediyorsunuz, bölgeyi vahşi kapitalizmin hizmetine açarsanız, elinizde ne kalacak görmüyor musunuz? Yakın çevrenizdeki tahribatı görmüş bir insan olarak bu durumu nasıl kabullenebiliyorsunuz?
pozitif düşünelim,
kum olmaz ise ev yok
taş olmaz ise yol yok
su olmaz ise insan yok
maden olmaz ise medeniyet yok,
istemeyenler istemesin, ben insanlık adına medeniyetten memnunum.
memnun olmayanlar taş devrine geri dönebilirler.
Anladığım kadarıyla, siz medeniyet uğruna yapılan bu işleri pozitif düşünmek diye adlandırıyorsunuz, bu memnun olduğunuz insanlık adına medeniyet denilen şeyin bedelini hep beraber ödüyoruz, üstelik Amerika'dan atmosfere salınan sera gazlarının küresel ısınmayla bedelini biz de, taş devrinde yaşayan Afrika'lılar da ödüyor, bu memnun olduğunuz medeniyetin bedelinin sadece 30 şeritli otoyollar, bilmem kaç yüz katlı gökdelenler, afilli arabalar, cep telefonları mı zannediyorsunuz? Kendi yakın çevrenizde gördüğünüz tahribatın bilinçli bir tanığı olarak, böyle bir bedelle elde edilmiş bir medeniyeti nasıl savunabiliyorsunuz? Bu bedele karşı çıkmanın anti tezi, taş devrine dönmek midir? Bu çok düz bir mantık değil mi? Hayır, buna karşı çıkmanın tek alternatifi taş devrine dönmek değildir. Nasıl bir medeniyet kuracaksanız kurun, çocuklarınıza kanser mirası bırakmak istemiyorsanız, yaşadığınız çevreye içtiğiniz suya soluduğunuz havaya zarar vermemektir, doğanın dengesini bozmadan ondan ne alıyorsanız tekrar yerine koymaktır. Umarım, artık kendimi doğru olarak ifade edebilmişimdir. Konuya olumlu katkılarınız için de size de teşekkür ederim.
.
Arkadaşlar bu yeraltı kaynaklarının savaşını yapıyoruz şuan (bence)Tankut hocam çıkarılmamasından yana sanırım evet çıkarılmasın ki dış güçlere çok güzel bir kaynak.Yiyemiyenin malını yerler hesabı Elinadamı gelir çıkarır bizde bakarız,İşte ozaman hava krliliğide olmaz aksine doğaya oksijen verecektir:D :D
tittytwister
25-10-2007, 08:58
Feyzalmak lazım ama burs veriyorlar , ama kendi çıkarları için çalışan insanları yönetime getirmek için destekliyorlar ,bugün devlet dairesinde işimiz olsa tanıdık arıyoruz , hastanede tanıdık arıyoruz dünyanın ve ülkemizin sistemi kendimi bildim bileli böyle ermeni lobisi yahudi lobisi vs.. gibi oluşumlar vardır bunlar uzun yılların birikimi sonucu ortaya çıkmış gruplardır böyle bir oluşuma bugun başlasak ortalama 50 yıl sonra meyvesini alırız bir ülke tarihi için 50 yıl hiçbirşeydir ama 5yılda bir oyumuzu verdiğimiz seçeneklerin arasında hastane ve devlet dairesi tanıdığının üstünde bir potansiyel göremedim.Feyyzalmak lazım.
Donald_Duck
25-10-2007, 09:12
".... siyanürün çevreye zarar vermesini de bir kenara bırakarak, sadece açık maden şeklinde yapılacak yüzey kazıları ile meydana gelecek tahribatla Kaz dağlarındaki altından Türkiye'ye kalacak 1 - 2 milyar dolara bütün bunları değişmeye değer mi? Bu bilmem kaç yılda kazanılacak 1 - 2 milyar dolar Türkiye'nin yıllık ticaret hacminin % 1'inden bile az. El insaf yahu, bölgenin sadece turizm potansiyeli bile bunu kaça katlar."
Bunlara ben de katiliyorum. Linyitti kumdu, cakildi diye tabiatin resmen irzina geciliyor. 1cm kalinligindaki toprak icin yuzyil (yaklasik) gerekiyor, biz hic gozunun yasina bakmadan yokediyoruz. Turkiye zaten buyuk oranda cole donustu, daha da feci sonuclar dogmasi icin, tamamen bir col ulkesi olmasi icin elimizden geleni yapiyoruz.
Kendi bindigimiz dali kesiyoruz.
Teknolojide altin ne ise yarar? Evet bir takim iletkenlerde, salterlerde filan kullanirlar.. Baska? Ben size soyleyeyim buyuk orada sus esyasi olmaktan baska bir moka yaramaz.
Katiliyorum, kalsin topragin altinda.
Ama biz rahat durmayiz, cekirge surusu zihniyetli ve tuketici ve gocebe ve kisa yoldan emek harcamadan kose donucu bir ulus oldugumuz icin biz istedigii kadar itiraz edelim, zeytindi ormandi dogaydi bilmemneydi bu gozunu para hirsi burumus millet dinlemez azizim. s"o"ker atar. Adetidir.
Hadi krom, demir filan olsa bir derece... Altin bu, hic gozunun yasina bakmazlar vallahi. Bence siz o doga guzelliklerini bol bol ziyaret edin, fotograflarini filan cekin. Ilerde cocuklarimiza torunlarimiza gosterecek bir seylerimiz olsun bari.
Bu isler yapilir mi? Nasil yapilir? Konunun uzmanlari var tabii ki. mesela Tema vakfi. Bana sorsalar, once maden icin acacagin arazi buyuklugunun benim gosterecegim 20 misli buyuklugunden bir yerde orman yetistirilmesi ve 100 yil suresince bakimini ustlenmesi sarti koyarim. Ayrica kazi yapilan yerdeki 5m derinlikte yuzey topragi da benim kontrolumde bir sahada depolanacak, maden isletmesi bittiginde aynen yerine konacak derim. Kesilen agaclar ayni tur ve adette yeniden dikilecek ve bakimi 100 sene ustlenecek derim. Ayni yerde bir daha kazi yapilmayacak derim. 10 donum arazida 1 donumden buyuk kazi yapilmayacak derim...Dogaya herhangi bir kimyasal gaz-sivi kati birakilmayacak derim. Basina mufettis koyarim. Muhtemel hasarlari karsilayabilecek birkac milyon dolarlik sigorta isterim. Hele bir masa basina oturup uzmanlarla konussam daha neler isterim.
Ama bunlarin hic biri olmaz...
Gozumuzu para hirsi burumus....
Koseyi donme plani burumus...
Umurumuzdami dunya... Ooooh.
Konu açılınca, birde üstüne heyecan basınca biraz araştırayım dedim. Biraz teknik veri topladım, belki biraz daha yol gösterici olur.
İlk olarak, dünya altın tüketiminin % 70'i ziynet eşyaları ve kuyumculuk sektörü için, % 15'i altın para ve külçe üretimi için ve kalanı da elektronik sanayinde iletkenler için ve dişçilik için kullanılıyormuş.
Kaz Dağlarında 1 kg altın elde edebilmek için, yaklaşık 1400 ton toprağı su ve siyanürle işlemek gerekiyormuş. Çıkan atık siyanür karışımlı çamurlu su. Kaz Dağlarındaki tahmini rezervi göz önüne aldığınızda beklenen çamurlu atık su miktarı yaklaşık 1.5 milyon ton. Bu miktarda atığı arıtmanın bedeli çıkarılan altının değerinden kat kat fazla. Gelişmiş ülkelerin çevre yönetmelikleri bu atıkların arıtılmasını öngörüyor. Uluslararası altın lobisinin az gelişmiş ülkelere vahşice saldırmasının temel sebebi, çevre yönetmeliklerinde yetersizlikler veya uygulamada eksiklikler. Peki, bu işletmeler bu kadar atığı arıtmayıpda ne yapıyor? Bergama'daki altın madeninde yapıldığı gibi baraj yapıp depoluyor ve doğaya karışmasını bekliyor. Bergama'daki madenin soytarı müdürleri de bu suyun zararsız olduğunu kanıtlamak için bu baraja girip yüzüyor. Bu sahne size bir şey hatırlatıyor mu? Bizim yaş kuşağımız anlı şanlı Türk büyüğü büyük devlet adamı Sanayi Bakanı Cahit Aral'ı hatırlarlar, Çernobil'den hemen sonra radyasyonlu çayları zararsız olduğunu ispatlamak için ne güzel içmişti? Bugün Karadeniz'de artan kanser vakaları tarihe en güzel tanıklığı yapıyor.
Bölgede ruhsatladırılan maden şirketlerinin büyük çoğunluğu uluslararası şirketler, milli şirketimiz MTA altın çıkarma ve işleme işinin içinde değil. Üstüne üstlük bu uluslararası altın şirketleri gelirlerinin % 90'lık bölümünü yurtdışına çıkarabiliyorlar, ülkeye kalan % 10 ve bu işte Türkiye'den sağlayacakları işgücü.
Sonuç olarak, altın madeninin milli park statüsündeki bir bölgede açık ocaklardan çıkarılmasından kaynaklanan doğa tahribatı, işlenmesinden kaynaklanan devasa miktarlardaki siyanürlü atıklar ve ülke ekonomisine yetersiz katkılarını göz önüne alınca, bu projenin ülke yararına olmadığı açık olarak ortaya çıkmaktadır.
Altınoluk Beld.Başkanının (medyadan takip ettiğim kadarıyla)başlattığı Kaz Dağında yörük cadırı kurma eylemi genişleyecektir.
En kısa zamanda EC olarak bizde kamp kuralım.:cool:
Engin böyle bir kamplı eylem yapmayı düşünüyorsanız işi gücü bırakıp gelirim, böyle bir plan yaparsan önceden haberimiz olsun, toplayayım bizim ekibi...
Acayip sinir oluyorum bu doğa katillerine :mad:
TurgayAlan
25-10-2007, 11:08
..insanlık adına medeniyet denilen şeyin bedelini hep beraber ödüyoruz, üstelik Amerika'dan atmosfere salınan sera gazlarının küresel ısınmayla bedelini biz de, taş devrinde yaşayan Afrika'lılar da ödüyor...
.. Bu bedele karşı çıkmanın anti tezi, taş devrine dönmek midir? Bu çok düz bir mantık değil mi? Hayır, buna karşı çıkmanın tek alternatifi taş devrine dönmek değildir. Nasıl bir medeniyet kuracaksanız kurun, çocuklarınıza kanser mirası bırakmak istemiyorsanız, yaşadığınız çevreye içtiğiniz suya soluduğunuz havaya zarar vermemektir, doğanın dengesini bozmadan ondan ne alıyorsanız tekrar yerine koymaktır. .
Konunun çok fazla teknik detayına girmeden, tek mesajla ben de bazı şeyleri anlatmak istiyorum.:)
Bir Metalurji uzmanı olarak,yıllarca elektroliz kaplama sektöründe sodyum siyanür,kadmiyum,trikloretan..vs gibi her türlü melaneti neredeyse hemen her gün kullandım.:(
Öğrencilik yıllarımı da sayarsanız toplam 14 yıllık bir deneyimden sonra, bu konuda geldiğim nokta kesinlikle yukarıda arkadaşımızın savunduğu sav ile aynıdır.
Hiç bir ekonomik bedel,Yeryüzünde yaşayan her hangi bir canlı hayatının karşılğı asla değildir.
Belki ilerleyen süreçte altın çıkarma konusunda güvenli bir yol bulunabilir.:rolleyes:
Ancak şu aşamada en makul çözüm,sanırım yine aynı arkadaşımızın aşağıda savunuğu görüşte saklı diye düşünüyorum.:)
.. Kaz Dağlarındaki altının çevreye zarar vermeden çıkarılabileceği bir yöntem bulunmadıkça, bırak yer altında kalsın.
onurserdar
26-10-2007, 12:35
önemli olan madenlerin çıkartılmasına ve işlenmesine mani olmak ise buyrun yapın, ama kaçırdığınız nokta şu ki;
maden çıkartılmasına mani olmak için harcanan emek vakit ve maddiyatı madenler çıkartılırken yapılan çevre katliamını denetlemek düzenlemek azaltmak ve önlemek için yapsak daha iyi olmaz mı?
herhangi bir platformda maden çıkarılmasına karşıyım çevre katliamından ötürü demek çok kolay ama yaptığımız iş ve yaşadığımız hayat madenlerin üzerine kurulu iken havada kalıyor bu söylem.
o zaman toprak altından çevre katliamı yapılarak çıkartılan zenginlikleri kullanmayacaksınız, kullandırtmayacaksınız, çevrenize örnek olucaksınız
veya madenleri kullanıyor iseniz, hayatınızı kolaylaştırdığınız düşünüyor iseniz, bu faydadan vazgeçemiyorsanız, madenlerin çıkartılmasına ses çıkartmayacaksınız ama madenler çıkartılırken yapılan tabiat ananın katline de duyarsız kalmayıp elinizden geldiğince çaba sarfedeceksiniz.
ya göründüğünüz gibi olacaksınız, ya da olduğunuz gibi görüneceksiniz....
Onur hocam, umarım bu sefer anlatabilirim. Bir daha deneyelim bakalım.
maden çıkartılmasına mani olmak için harcanan emek vakit ve maddiyatı madenler çıkartılırken yapılan çevre katliamını denetlemek düzenlemek azaltmak ve önlemek için yapsak daha iyi olmaz mı
Yahu, bu topikte genel olarak kimse madenler kullanılmasın veya çıkartılmasın demiyor ki, bunu nereden çıkardın anlamadım. Denen şey şu; bir madeni çıkartmak için çevreye zarar veriliyorsa (açık maden, yüzeyden sıyırma, siyanür kullanımı, arıtılmamış atıklar, vb.), maden çıkartma işleminden ötürü çıkan atıkların arıtılması işleminin bedeli çıkartılan madenin değerinden kat kat fazlaysa, uluslararası maden şirketleri Türkiye gibi ülkelerde bu arıtma masraflarından kaçınmak için yasal boşlukları kullanıyorsa, yine bu şirketler kazandıklarının %90'nını yurdışına götürüyorsa, bunda sizce bir kamu yararı var mıdır? Karşı çıkılan şey bu maden çıkarma işleminin verdiği zarardır, günlük yaşamda maden kullanımı değil. Çevreye zarar vermeden tek noktadan sondajla çıkarılan madenler (petrol, doğalgaz, vs.) ve yer altı galerilerinden çıkarılan madenlere (kömür, ağır metaller, vs.) kimsenin bir itirazı yok. Bir itiraz belki fosil yakıtların dünyaya verdiği zarar, bu zararı en aza indirme ve temiz yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik etmek olabilir. Çoğu sanayileşmiş ülkede açık taş ocaklarının yasak olduğunu, bu malzemelerin yer altı galerilerinden sağlandığını biliyor musunuz? Onun için bir milli parkta yapılacak bu tür bir maden çıkarma işinin sebep olacağı çevre katliamını denetlemek, düzenlemek, azaltmak ve önlemek Kaz Dağlarında mümkün değildir.
herhangi bir platformda maden çıkarılmasına karşıyım çevre katliamından ötürü demek çok kolay ama yaptığımız iş ve yaşadığımız hayat madenlerin üzerine kurulu iken havada kalıyor bu söylem
Neye karşı olduğumuzu artık anlamışsınızdır, umarım. Çevrenizdeki tahribatı görmüş bir insan olarak sizden bu konuda daha duyarlı olmanızı rica ediyorum. Yaşadığımız hayatın madenler üzerine kurulmuş olması, bu çevre tahribatını önlemek için bir noktadan başlamamıza engel değildir. Bu ancak sizin bizim gibi duyarlı insanların katkılarıyla olacaktır.
o zaman toprak altından çevre katliamı yapılarak çıkartılan zenginlikleri kullanmayacaksınız, kullandırtmayacaksınız, çevrenize örnek olucaksınız
Evet, zaten bunu mümkün olan en yüksek seviyede yapmaya çalışıyoruz, ziynet eşyası olarak altın kullanımı, düşük kalorili kömür kulanımından kaçınmak gibi, evimize güneş enerjisi sistemi bağlatmak gibi, doğalgaz kullanımını tercih etmek gibi. Sadece maden konusunda da değil, bu prensibi hayatın her aşamasında da uygulamaya çalışıyoruz, geri dönüşümlü ürünleri tercih etmek gibi, doğada çözünmeyen plastik türevlerinin kullanımından kaçınmak gibi, hormonlu ürünler kullanmamak gibi, çocuklara zararlı plastik oyuncaklar kullanmamak gibi, çocuk işçilerin çalıştırıldığı ürünleri protesto etmek gibi, vs. vs.
veya madenleri kullanıyor iseniz, hayatınızı kolaylaştırdığınız düşünüyor iseniz, bu faydadan vazgeçemiyorsanız, madenlerin çıkartılmasına ses çıkartmayacaksınız ama madenler çıkartılırken yapılan tabiat ananın katline de duyarsız kalmayıp elinizden geldiğince çaba sarfedeceksiniz.
Ben kendi adıma üstüme düşen görevimi yaptığımı düşünüyorum, üye olduğum gruplarda, derneklerde, kısaca her türlü platformda kendi bilgi dağarcığım çerçevesinde bildiklerimi sabırla anlatıyorum.
ya göründüğünüz gibi olacaksınız, ya da olduğunuz gibi görüneceksiniz....
Benim anneanne tarafı Konya Hadim'dendir ve Mevlana soyundan gelirler, valla hocam Mevlana'nın sözleriyle böyle günahımızı almaya devam edersen, artık Mevlana sana neyi layık görür bilemem.
.
Donald_Duck
26-10-2007, 03:49
Ben kendi adıma üstüme düşen görevimi yaptığımı düşünüyorum, üye olduğum gruplarda, derneklerde, kısaca her türlü platformda kendi bilgi dağarcığım çerçevesinde bildiklerimi sabırla anlatıyorum.
Bunu goruyor, takdir ediyor ve seni alkisliyorum.
Bu konuyla ilgili olarak yarın 27.10.2007 de,Çanakkale Kolinhotel de,
Çanakkale Sanayii ve Tic.odasının düzenlediği 300-400 kişlik bir panel
düzenlenecektir.Panele Bakanda katılacaktır.
Sonucun tüm memleketimize ve çevreye duyarlı enduroculara hayırlı
olmasını diliyorum.
vBulletin v4.1.7, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.